DURMADAN ÜRETMEYE ÜRETMEDEN DURAMAMAYA İLK ADIMLAR (SABANCI VACD’DE İLK YIL)

Sabancı Üniversitesi’ne kayıt olurken okumayı düşündüğümüz 3 bölümü yazmamızı istemişlerdi. Benim sıralamam şöyleydi:

Üniversite sınavına sayısal olarak çalışmaya başlamıştım. Sabancı’da fakülte değiştirsek de burs kaybetmeyeceğimi öğrenir öğrenmez eşit ağırlığa geçmiştim. Halbuki şu an okuduğum Görsel Sanatlar ve Görsel İletişim Tasarımı gibi bir bölümün farkında olsaydım lisede herhalde sayısal işkencesine katlanmazdım. Geç de fark etsem, Sabancı sayesinde tam istediğim bölümdeyim diyebilirim. Yıllarca başarılı bir öğrenci olmuştum. Ülkemizde başarılı insanlar illa ki sayısal bölümlere yönlendiriliyor, çünkü sayısalı yapan insan zeki olarak görülüyor. Sabancı’daki bölüm seçme özgürlüğünden dolayı da bizim bölümümüz en az öğrenciye sahip bölümlerden biri. Bizim dönem 10 kişiden oluşuyor, o kadar az yani. Düşünceme göre üniversitemiz lisede çok da “başarılı” olarak görülmemiş ya da hissetmemiş kişilere mühendislik okuma imkanı sağlıyor. Bu fırsatı kaçırmak istemeyenler de mühendislik fakültesinin yolunu tutuyorlar. Bir de üzüldüğüm bir kitle var ki onlar hep başarılı, sayısalcı olarak kodlanmışlar. İçlerinde bizim bölümü okuyacak ruh varken, gelecek kaygısı, geçmişteki çalışmalarını boşa atamama, aptallık edeceğini düşünme gibi sebeplerden bizim bölümü seçme cesareti gösteremiyorlar. Evet, bu yüzden Görsel Sanatlar ve Görsel İletişim Tasarımı bölümünde okumak öncelikle CESARET ister.


Bu yazı daha çok Görsel Sanatlar ve Görsel İletişim Tasarımı (VACD) bölümünde ilk yılda yaşanacaklar, dersler, eğitmenler üzerine bir yazı. Ama benim için ilk yıl 1,5 yıl olarak geçti. Maalesef ki kişi azlığından zorunlu derslerin ilk aşamaları yalnızca ilk dönem açılıyor. Benim gibi Irregular yani hazırlığı bir dönem okuyup üniversite temel dersler yılına başlayanlar için bu bir dezavantaj oluşturuyor. Ama şimdi düşünüyorum da bunu avantaja da çevirmiş gibiyim. Böyle bir durumda yapılabilecek en iyi şey alınabilecek tüm HUM ve HART derslerini almaya çalışmak. Sınavsız bölümün tek sınavları dersleri bunlar olduğu için ileride sadece bunların sınavına çalışmak işkence gibi geliyor. Ben diğer Irregular’lardan farklı olarak bu dönem iki VA kodlu ders de aldım. Biri Murat Germen’in Multimedya’ya Giriş dersi (VA310), diğeri ise Murat Germen, Elif Ayiter ve Selim Balcısoy‘un ortak verdiği Arts and Computing (CS450) idi. Bir Irregular öğenci olarak bu dönem Görsel Sanatlar ve Görsel İletişim Tasarımı bölümüne başladığım için temel derslerden hiçbirini alamadığım, bölümümle ilgili alabildiğim ders sayısının çok az olduğu bir dönemde belki de almış olduğum en iyi ders VA301 oldu. Bölümden mezun olduktan sonra beni nasıl bir hayatın beklediğinin küçük bir önizlemesi oldu. Bence bu ders benim bölümümün son sınıf öğrencilerinden çok yeni başlayanlar tarafından alınması gereken bir ders olmalı ki sadece bir heves edip bu bölümü seçenlerin ilerideki çalışma hayatına uyum sağlayıp sağlayamayacağını düşünmeleri sağlanmalı. Ders kapsamında ziyaretlerimiz SAHA Derneği, Banttan Canlı, TÜYAP, İKSV, Sakıp Sabancı Müzesi, Mekanda Adalet Derneği, Halka Sanat, P Blok, Ofset Yapımevi gibi mekanlara gerçekleşti.

CS450 dersi ise henüz bölüme tam anlamı ile başlamamış, 3. sınıf derslerini almamış biri için oldukça zor bir ders. Ama Elif Ayiter okulun ilk haftası Web Design dersini bırakmamı istese de özellikle bu dersi almamı istedi. Biraz işlerin nasıl yürüdüğünü görmemi istediğinden miydi, yoksa bu dersi bir daha açmamaya karar verdiklerinden miydi bilmiyorum. Ders kapsamında tasarımcı ve bilgisayarcı öğrenciler bir grup oluşturup ortak çalışarak bir uygulama üretiyordu. 3 mühendise 1 tasarımcı düşüyordu gruplara. Beni de başka bir tasarım öğrencisinin yanına çırak (!) olarak verdiler. Illustrator’da küçük çaplı işler, fikir verme, fotoğraf çekim gibi şeyler dışında pek bir şey yapmadım doğrusu. Ama bu ders de iş hayatında bir projenin nasıl yapıldığının küçük bir özeti gibiydi. Yine bana bölüm hakkında küçük fikirlere sahip olmamı sağladı. Özellikle en basit tipografik tasarım kuralları, renk kullanımı, moodboard hazırlama gibi işler konusunda daha kararlı, güvenli işler yapmamı sağladı ilk senemde. Bir gün Elif Ayiter tarafından kullandığım yazı tipinden dolayı yerin dibine sokulunca en azından bir tasarımcı olarak kullanmayı aklımdan geçirmemem gereken yazı tiplerini öğrenmiş oldum. Hazırladığımız uygulamanın vidéosunu buradan izleyebilirsiniz.


Gelelim VACD’ye normal başlamış birinin alacağı en önemli derslere:


VA201 (Visual Language):

Türkçe adı ile Görsel Dil olan ders, başka üniversitelerde Temel Tasarım olarak geçen bölümün en temel dersi. İlk ders Meltem Işık, gerçekten de bu dersin bir dil dersi gibi olduğunu vurgular. Ama normal konuştuğumuz dilden farklı olarak görselliği kullanarak iletişim kurduğumuz bir dil. İlk dersin yoğunluğunu görünce “Hani bölüm bu kadar kalabalık değildi?” dedirten bu dersi zaten Meltem Hoca’da ısrarlı bir biçimde bıraktırmaya çalışır. Çünkü büyük çoğunluğun sandığı gibi bu ders resim dersi değildir. İlk dönem çizim ağırlıklı projeler olsa da amaç resim çizmek değil görmeyi öğrenmek gördüğünü iletebilmektir. Salıdan perşembeye, perşembeden salıya bir proje yaparken insan hayatı sorgular. İşte bu sorgulama sırasında Meltem Hoca’nın ısrarlarına rağmen dersi almayı tercih etmiş, bizim bölümle ilgisi olmayan ya da ilgi kurmaya çalışan kişiler fark ederler ki onlar için hayat üretmek için değil. Ve kalır geriye gerçek 10 VACD’ci.. Öyle diğer bölümlerdeki dersler gibi düşünmemek gerek. Bu ders yaptığın projeleri duvara asılıp yorumlanması, eleştirilmesi, sonra da bunlarla kendini geliştirmen üzerine. İlk dönem sonunda yazdığım şu yazı en güzel açıklıyor bence VA201’i:

“Aktif bir çakı, spontane bir kompozisyon, siluet, yüksek kontrast, 20x20, askerler & palyaçolar, sarışınlar & kumrallar, Dürer aleti, kartondan yapılmış ve katlanmış bir siyah kare, asimetrik ama dengeli bir poster, eskizler.. Saatlerce düşünüp uğraştığın işi pattafix ile duvara astığında iki saat boyunca süren eleştiri seansı sonucu ya göremediğin kusurlar dolayısıyla dibe vurulması ya da fikrinin harika bulunması. Ama bu harikalık biraz nadir. Çünkü tasarım kesin cevapları olmayan, sürekli geliştirilebilen, sınırları olmayan, görsel bir dil kullanarak anlatma becerisi. VA201 ile eleştirmeyi, eleştirilmeyi, görmeyi, göstermeyi, beğenilmemeyi, uğraşmayı, denemeyi, riske girmeyi, tekrar tekrar yapmayı farklı bir boyutta hayatıma katmaya başladım. En ilginci de bir matematik problemi için olmasa da beynin rahatsız edici bir biçimde çalışıp beni çözmek istediğim görsel problem için başka işlere odaklanmamı engellemesi oldu. Kimsenin umursamadığı detayları görmeye; çizgi, nokta, eğri, yamuk, düz, büyük, kalın, simetrik, hızlı, renkli derken iyice obsesif kompulsif bozukluk içinde ama bundan hoşnut duruma gelmeye başladım.”

Biraz da eleştirilerimi katmam gerekirse bu derse ait şunu belirteyim ki notlandırma sistemi hala çözümleyemediğim bir konu. Birkaç haftada bir projeler portfolyo şeklinde toplanır. Herkesin projesi asistanlar ile birlikte değerlendirilir. Ardından sınıf listesi harf notları ile birlikte açıklanır. Bir de bakarsın ki derse hiçbir şey yapmadan gelmiş biri senden yüksek not almış. Maalesef şöyle bir durum var ki derste yaptıklarını düzeltmek adını “Sharpening” yapabiliyorsun. Portfolyona dersteki dışında bir de “S” işaretli bu projeni koyuyorsun. Sanırım ikisi arasında kayda değer bir gelişme varsa iyi not alıyorsun. Örneğin ben bir seferinde tüm projelerden derste ne çok kötü ne de çok iyi yorumlar alınca Sharpening yapmamaya karar vermiştim. Sonuç olarak aldığım not B- olmuştu. Ama derse hiçbir şey yapmadan gelen bir arkadaşımız bizim projeler üzerinden yapılan yorumlarla yaptığı Sharpening sonucu yanılmıyorsam A- almıştı. Yani siz siz olun “Benimki idare eder.” deyip bırakmayın. Aslında verilmek istenen mesaj da şu bence: “Sanat ve tasarımın sonu yoktur, her zaman daha iyisi yapılabilir.”

Final projesi ise diğer projeler gibi kısa süreli değil, biraz daha uzun soluklu. 2. dönemki dersin bir ön hazırlığı niteliğinde. Hiçbir zaman bir projenin tamamen bitmediğinin, daha iyisinin yapılabileceğinin, fikirlerin tükenmeyeceğinin bir kanıtı. Bizim ki bir siyah kareyi bir eyleme tabi tutmaktı kısaca. Örneğin ben kareyi kıvrılma eylemine maruz bırakmıştım. Bunu başka bir fiil ile afişe yerleştirirken “Görsel Dil” sayesinde yazılanı değil görüneni yansıtabilmekti amaç. Ne kadar anlaşılır oldu bilemedim. :)

VA201 İLK DÖNEM PROJELERİM


VA203 (Language of Drawing):

Okulumuzun Polonyalı hocası Wieslaw Zaremba tarafından verilen bu ders ise herkesin en çok ön yargı ile başladığı ders olarak söylenebilir. “Acaba çizebilecek miyim?”, “Ya beceremezsem!”, “Ya herkes çizer de ben rezil olursam!” gibi kafada birçok endişe ile başlayıp çizdikçe kendine güveninin arttığı, kendi gelişimini izleyebildiğin bir ders.

İlk ders doğrudan canlı modeli çizmekle başlıyor. Model ortaya alınacak bir şekilde herkes tahta oturağına yerleşiyor ve A4’e çizebildiğini çizebiliyorsun. Bu ilk kağıt parçası sizin başlangıç referansınız. İlerlemenizin kanıtı olacak ileride. Dönem boyunca 4 farklı çizim yaptık. Bunların ilk ikisi sadece Outline çizimi, diğer ikisi gölgelendirmeli. Sonuncu aynı zamanda portre. Dönem boyunca dersin en güzel yanı Zaremba’nın espiritüel tavırları. Ders süresince aklınıza gelmeyecek birçok şey hakkında bilgi sahibi olabilir, bazen de “Bu derste ne alaka bunu konuşuyoruz?” diyebilirsiniz. Hele ki Zaremba’nın çiziminize yaptığı yorumlar.. Bazen yaptığınız saç bir pasta kremasına benzer, bazen çiziminizi kaldırır modele “Senin büyükannene benziyor mu?” diye sorar. Büyükannesine bile benzemiyordur! Ama o ders sizin çiziminizi kaldırıp “İşte böyle olması gerekiyor, A alacak bir çizim!” derse o gün mükemmel bitmiş demektir.

Dönem bitmeye yaklaşır ve sıra gelir final projesine. (Ben genelde aceleci olduğum için önceden bitirmeye çalışıyorum.) Herhangi bir müzeden antik heykellerin birinin portresini çizme konulu bu proje ise belki de tüm yılın en kolay projesi. Çünkü fotoğrafı aynı ölçüde çıkarıp kağıda aktarabiliyorsunuz. Önemli olan doğru gölgelendirme ile en gerçekçi görüntüyü oluşturabilme. Ben erken teslim ettiğim için tam bilmiyorum ama final projesinin değerlendirme günü zevkli oluyormuş. Yapılan tüm projeler koridorda yere serilip sıralanıyormuş, aldığınız sıraya göre de puan.. Kaç aldım bilmiyorum ama A alarak geçtim bu dersi.

SINIF DÜZENİ (YATIK OLAN RESİM BENİMKİ)

FİNAL PROJESİ


VA202 (Visual Language II):

“Ah Meltem’den nefret ediyorum!” gibi düşüncelerle bitse de ikinci dönem yine onunla başlar. Bana kalırsa 2. dönem daha keyifli. Hem az öğrenci hem de daha uzun proje süreleri. 10 kişiye 2 section olan bir ders olunca 1’e 1 ders yapma şansınız bile oluyor yeri geldikçe. Bu dönem de geçen dönem gibi 2 boyutlu birkaç proje ile başlasa da asıl meselemiz 3 boyutlu ortamda. Dersin açıklamasını çalacak olursam: “Bu dersin amacı üç boyutlu nesne üretiminin temel yöntemlerini ve mekansal tasarım konularını analiz etmektir.”

Dönem boyunca 4 ana proje yaptık: Kağıttan Heykel, Kutu Transformasyonu, Bardak Kutusu Tasarımı ve Köprü. İlk dönem kes-yapıştıra alıştıktan sonra hiç yapıştırıcı kullanmadan 30 cm’lik ve ayakta duracak bir heykeli kağıttan üretmeye çalışmak 3 boyuta ani bir giriş gibiydi. İlerisinde çay bardağının içerisinden düşmeyeceği bir kutu, sonra da bir kola tenekesinin üzerinde yolculuk yapabileceği tahta karıştırma çubuklarından bir köprü. İlk başta her şey imkansız gibi gelirken aslında her şeyin bir çözümü olabileceğine inanmaya başlıyor. Ama ben işin püf noktasını projenin ilk verildiği gün yaptığım saçma eskizlerden birine odaklanarak buldum. Gözlemlediğim kadarıyla bu odaklanma olmayınca ya proje son dakikaya kalıyor ya da çöp oluyor. Eskizler dandik bile olsa bir şeyler akla gelmeye başlamış, düşünme aşaması az da olsa üretime geçmiş demektir. Bu üretim başladıysa o küçük ve basit yapılan da bile değişecek, çözülecek birçok problem vardır. “Of bu çok problemli, başka bir şey bulmam gerek!” dedikçe başa sarmak yerine “Bu problemi nasıl çözebilirim?” demek finale ulaştıracaktır. Final dediğime bakmayın, ilk dönemde olduğu gibi burada da en önemli mesele tasarım sürece. Yaptığınız tasarıma her zaman söylenecek bir laf, düzeltilecek bir taraf, güzel olsa da daha da güzel yapacak bir fikir her zaman vardır.

Bu dersin en yakındığım durumu çok fazla zamanımı alması oldu. Bazen yaptığım kutunun son anda bir yere çarpıp bozulması, köprünün çat diye kırılıvermesi, odamda yaptığım heykelin stüdyoda ayakta durmaması başa sarıp el işçiliğine devam demekti.

ÇAY BARDAĞI KUTUSU PROJESİ

KÖPRÜ PROJESİ

Final projesi ise gerçekten tam bir işkence idi. Köpükten yaptığımız 3 boyutlu bir geometrik şekil ile bir arkadaşımız arasında ilişki kurup fotoğrafını çekip bastırıp onu sunmaktı. Öncelikle çamur ve telden adamla hazırlanan eskizler, ardından deniz tutkalı ile yapıştırılıp kesilen köpükler (siz siz olun deniz tutkalını elinize bulaştırmayın), ne kadar eğeleseniz de asla istediğiniz pürüzsüzlükte ve keskinlikte olmayan heykelinizle doğru düzgün kullanmayı bilmediğiniz fotoğraf makineleri ve stüdyoda yapılan çekim, ardından da baskıda istediğiniz gibi çıkmayan fotoğraflar.. Bir de her şeyi hızlıca bitirmek isteyen NCA! İşkence desem de şimdi düşünüyorum ki gerçekten de çok kapsamlı ve yararlı bir projeydi. Dersin amacının sonucu, Conceptual Art kavramını deneme şansını yakaladığımız bir projeydi. Tüm bu çalışmalarım sonucu A da alabildim dersten, en sevindiğim de o zaten.

FİNAL PROJESİ ESKİZLERİ

FİNAL PROJESİ DÖNEMİNDE STÜDYO

FİNAL PROJEM

Ha bir de yaptığım kağıttan heykeli Meltem çok beğenince bir de okulumuzun Metal Atölyesi’nde deneme fırsatı sundu. Bir süre atölyedeki Kemal ile heykelimi metal plakalar ile yapmaya çalıştım. Kaynak yapmayı, kesmeyi öğrendim. Ama en başta da çalışacağın usta ile çalışmanın ne kadar zor olduğunu.. Ne yazık ki Kemal beni genel olarak geçiştirdi. Düzgün olmayan ilk heykelimi kendisinin düzelteceğini söylerken bir anda bana ikincisini zaten daha iyi yapacağımı boşuna uğraşmamamız gerektiğini söylemeye başladı. İkinci kez yapmaya gidince ise 3. sınıfların tam proje zamanı olduğunu 2 hafta sonra gelmemi söyledi, halbuki kendi dediği gün gitmiştim. Yani bana yardım etmek yerine Youtube videosu izleyip sigara içen biriyle uğraşmak yerine ben de aldım heykelimi eve dönünce Manisa’da bir demirciye götürdük. Heykelim de tam istediğim gibi oldu. Usta var usta var…

KAĞITTAN HEYKELİM - DARE TO DREAM

METAL ATÖLYESİNDE KAYNAK YAPARKEN NCA

HEYKELİN İLK HALİ

HEYKELİN SON HALİ


VA204 (Language of Drawing II):

Ve Zaremba ile ikinci dönem! Bu dersi almak demek bölüme başlamayı beklerken FASS’ın en alt katından geçerken “Artık ben de bunlardan yapmak istiyorum!” diyerek hayran gözlerle baktığımız resimleri yapma zamanı gelmiştir demek! Bu ders kuru pastel üzerine kurulmuş büyük çapta projeler demek. Artık ilk dönemdeki gibi model ortada biz oturup çizmiyoruz. Model ile fotoğraf stüdyosunda bir kompozisyon oluşturup onu projeksiyon ile kağıda aktarıyoruz. Önce sulu boya üzerine de pastel, herkes kendi tekniğini oluşturuyor yaptıkça. İlk proje rüyalarımız üzerine, tercihen kötü bir rüyamızı aynı modeli kullanarak iki insanla anlatıyoruz. İkinci proje ise model ve bir obje. Üç ise otoportre. Sonunda model sen oluyorsun! Bu dönem ise Zaremba ders başında kontrolleri ve artılarıyla meşhur. İki ders arası en az 2 saat çalışmış olmamızı bekliyor. Başkalarını bilemem ama zaten canım diğer projelerden sıkıldıkça stüdyoya atasım geliyordu. En huzur veren, harcadığım zamana değdiğini hissettiğim tek dersti diyebilirim. Neyse ki Zaremba da pek benden beklemese de güzel işler çıkarttım. İlk dönemden beri beni başkaları ile yarıştırması hiç değişmedi, ama önemli olan zaten kendi yapabileceğinin en iyisini yapmak. Herkes aynı kadını çizse de bakınca hepsinde bir yorum farkı var.

İKİNCİ PROJEM - RENKLİ ÇORAPLAR

STÜDYO ORTAMI

İLK PROJEM - AÇ MIYIZ?

FİNAL PROJEM - SERGİ AFİŞİ


VA234 (Design with Typography):

En uzun bekleyiş sanırım Tipografi dersine oldu benim için. Böyle bir dersin olduğunu duyunca zaten bu bölüm tam benlik demiştim. Dersin konusu kısaca yazı karakterinin özellikleri, fontların veya font ailelerinin irdelenmesi, harf büyüklüğünün seçimi, metin düzenlemesi, espas kullanımı, yazı karakterleri aracılığıyla iletişim olarak özetlenebilir. Her şeyi elle yapmaya alışmışken bir tasarımcı olmaya başlangıç dersi denebilir. Adobe Illustrator ve InDesign yeni arkadaşlarımız oluyor. Tabi ayda 160 TL civarında para da artık Adobe Creative Cloud’a gidiyor. Ders Monogram tasarımı ile başlıyor. Monogram en az iki harfin okunur şekilde birleşimi. Beğenilecek 3 Monogram seçilene kadar birleştirmediğiniz harf kalmıyor diyebilirim. İkinci proje ise en basit ve sıkıcı bir adresin dikkat çekici bir şekilde yazımı. Bu proje ile alan kullanımı, yazı tiplerinin bir aradalığı, yazı boyutu öğrenilmeye başlıyor. Ama en en önemlisi ise monoton olmamak! Onur Hoca zaten sürekli masayı darbuka olarak kullanıp çalışmanızın ritmini ve olması gereken ritmi size anlatıyor. Artık öyle adı filli, kuşlu, Comic Sans gibi yazı tiplerini de kullanmamayı da öğrenmiş oluyorsunuz. Ve son proje de bir sözü yine dikkat çekici bir şekilde poster haline getirmek. Bu daha da serbest, oynamak bedava ama tasarım prensiplerini kaçırmadan..

Eğer denk gelirseniz Onur Yazıcıgil’in 2 yılda bir düzenlediği Istype Typography Conference’ta gönüllü olarak çalışmayı kaçırmayın derim. Dünya çapında önemli tipografi ustalarının yapacağı sunum ve atölyelere katılma şansı bulup bu atmosferi de soluma şansı yakalama şansı bulursunuz.

MONOGRAMLAR


ADRES YAZIMI


Ve gelelim aslında bir VACD öğrencisinin ilk yılında almadığı ama benim ısrarlar sonucu aldığım 4 derse:


VA433 & VA434 (3D Modelling & 3D Animation):

Öncelikle şunu belirteyim ki bu derslerin ön şartı yok. Her ne kadar 3. yılımızda almamız önerilse de sınıfın yarısını mühendislik öğrencileri aldığı için ben bize verilmemesine karşıyım. Bize temel tasarımı öğren muamelesi yapılıyor, mühendislere ise o eğitimi almamış olmamasına rağmen izin çıkıyor. Bu derslere Yoong Wah Alex Wong giriyor. Special Approval ile alınabilen bu derslere öyle kabul edilmek kolay değil. Alex önce tek tek herkesin ders notlarını, geldikleri okulları inceliyor. Uygunsanız 15 kişilik kontenjana dahil oluyorsunuz. İlk yıl modelleme üzerine. Kendi çizdiğin bir karakteri 3 boyutlu bir hale getiriyorsun. Maya adlı bir program kullanılıyor ve Alex gerçekten de çok yardımcı oluyor programı öğretmede. Ders saatlerine ek olarak haftanın iki günü Helping Session yapıyor. Bana soracak olursanız işin en zor kısmı Texture. Karakterinize uygun texture bulmak çok çok zor. Program birçok hata verebiliyor. Dersin en havalı kısmı da okuldaki 3D yazıcıdan karakterlerinizin bastırılması. Okul süresince yaptığınız modelleri bedava bastırma imkanımız var, insan bunu duyunca oturup durmadan modelleyesi geliyor. Ama nerede o zaman?

İkinci dönem ise mevzu animasyon. Modellemyi öğrenince amaç artık sınıfça ortak bir çizgi film yapmak. Baştan eleştirimi yapayım. Geçen yıl Alex bana bu dersi 3D Modelling’i almadığım için vermezken, bu yıl bazı mühendislere direkt bu dersi alma şansı tanımıştı. Hem sinir bozucuydu hem de çalışmamızı bayağı aksattılar. Bu ders biraz 3D konusunda hayal kırıklığı dersi biraz da aydınlanma. O hayallerimizi süsleyen aniamsyon işlerinin aslında ne büyük bir ekip çalışması olduğunu fark ediyorsun. Bir grup modelliyor, bir grup texturing, bir grup rigging, bir grup animasyon, bir grup ışıklandırma ve dahası… Ben de çevre modellemesi ve animasyon aldım görev olarak. Çevre modellemesi karakter modellemeye göre bir tık daha kolay ve eğlenceli bana kalırsa. Belki hiç görülmeyecek kapı tokmağı gibi detaylarla uğraşsam da aklıma gelen her şeyi modelleyebilecek olma hissine kavuşmamı sağladı. Maalesef ki başta belirttiğim mühendisler sebebiyle işler biraz uzadı ve animasyonu yani hareketlendirmeyi öğrenmem 1 haftaya sıkışmak zorunda kaldı. Doğrusu o konuda kendimi pek geliştiremedim. Burada Alex’e biraz daha ciddiyet düşüyor diyebilirim. Türkiye’de de 25-30 civarında Animasyon şirketi bulunuyor. Bu işte ilk üçü ise Fransa, Kanada ve ABD paylaşıyor. Çok geniş ve kendi içinde çok iş alanı olan bir sektör.

KARAKTER MODELLEME -1. DÖNEM

KARAKTERLERİN 3D BASKISI

ANİMASYON - 2. DÖNEM


VA345 (Creative Coding):

Bölümün belki de en havalı hocası Selçuk Artut’un verdiği bu ders Artut ile tanışmak için en keyifli ders bence. Artut aslında Koç Üniversitesi Matematik bölümü mezunu ama şu anda kodlama ile sanat, müzik gibi konulara yönelmiş durumda. Bölümün en güncel dersleri belki de onun verdikleri. Teknoloji çağında öğrenmemiz gerektiğini düşündüren dersler bunlar. Yaratıcı Kodlama dersinde de Processing adlı program aracılığıyla kod yazmayı öğreniyor, yazılan kodla birbirinden farklı görseller elde ediyoruz. Kendisi de bir matematikçi olduğu gibi derslerinin de büyük kısmı mühendislik öğrencisi. Dönem boyunca “Ben neredeyim, herkes takır takır kod yazıyor!” gibi düşüncelere girsem de hiçbir şekilde öyle bir ayrıma maruz bırakılmıyorsunuz. Onlar içinde sanat aşkı olan mühendislerse biz de öğrenme hevesli VAcileriz sonuçta. :) Her hafta düzenli bir şekilde verilen ödevlerle yavaş yavaş kavrıyorsunuz kodlamayı. Projeler de oldukça keyifli. Ama doğruyu söylemek gerekirse ödevlerimin bir kısmını bulduğum ve beğendiğim kodlar üzerinden değişiklik yaparak ya da birleştirerek yaptım. Belki de diğerleri de öyle yaptı bilmiyorum. Ama bir dönem istediğin görüntüyü oluşturmak için kafadan kod yazmak kadar yeterli değil bence. Bu dersi alacaklar korkmasın ama haftada bir gün en az 3 saat oturup kafa patlatmaya da hazır olsun derim.

PROCESSING

FİNAL PROJEMDEN BİR PARÇA


VA440 (Motion Graphics & Art):

Tipografiden sonra en heyecanlandıran ders bu oldu benim için. Motion Graphics, Hareketli Görüntü demek. Yani TV izlerken haberlerde gördüğünüz açıklama yazıları, program başlarken çıkan intro vidéoları, reklamlarda logonun belirmesi, yazıların çıkıp kaybolması, çizgi filmler, 2 boyutlu animasyonlar gibi hareket eden her şey aslında bu dersin konusu. Hocamız ise yine Alex. Bu sefer kullanılan program Adobe After Effects. Dönem boyunca iki proje yapılıyor. İlki kendi oluşturduğun görsellerle bir filmin introsunu 1 dakikalık hareketli bir vidéo olarak hazırlamak. Kimisi kağıtlara bir şeyler çizip tarayıcıdan bilgisayara aktarıp üzerinde oynadı, kimi direkt hazır görsellerle Photoshop’tan oynayıp bir şeyler hazırladı. Ben de Wacom tablet ile kendi çizimlerimi yapmayı tercih ettim. Hem de bahane ile tableti kullanmayı öğrenmiş de oldum. Filmim “L’Amant Double” idi, filmden aldığım görselleri tablette 2 boyutlu çizgi çizimlere çevirip içinde oyuncuların da isimlerinin geçtiği bir video hazırladım. Görsel hazırlamak için basit kısmı diyebilirim. Bana kalırsa After Effects alışana kadar çok zorluyor insanı. Teslime 10 gün kala programın başına geçtiğimde ağlayasım gelmişti. Zorlanınca da kafasındaki bazı şeyleri yapamayacağını fark ediyor insan tabi. Ne kadar zorlansam da zamanında teslim edebilen birkaç kişiden biri oldum ve ilk projeden A aldım.

İkinci proje ise benim için biraz zordu. Bu dersin adındaki Art kısmı biraz da. Bu projenin konusu 1-3 dk arasında yakın çekim (Makro) bir video çekmek ve bu videonun üzerine yazılar eklemek. Daha önce video dersi almamıştım ve okuldaki kameralar ile nasıl video çekileceğini dahi bilmiyordum. Ve 15 kişilik sınıfın kullanabileceği yaklaşık 7 kamera olunca beni bir telaş sardı haliyle. Şanslıydım ki 23 Nisan tatilinde kamerayı kapabildim. Bu 4 günlük tatilde çektim çektim yoksa başka zaman yoktu. 3 ayrı proje dersi daha olunca.. Ne çeksem diye sokaklarda dolanırken, ayrıca istediğim şeyi çekemeye çalışırken makro lensi nasıl kullanacağımı bilemezken kendimi daha önce konakladığım Neverland Hostel’de buldum. Hostein duvarındaki resimler ve yazıları çekip bir video hazırladım. Vidéo kesitlerim çok da kaliteli değildi, Alex de pek beğenmese de idare eder bir video çıkarabildim. Sonuç olarak dersten A- aldım. Video çekimi için kamera ve tripod taşıması, saatlere After Effects karşısında video editleme beni çok yordu diyebilirim. Ama bu ders beni pek kesmedi. Keşke 2. seviyesi olsaydı. Bu arada Animasyon dersindeki gibi Alex’in yardımını çok beklememek lazım. Programı kafayı yesen de kendi kendine öğreniyorsun.


Sonuç olarak bir 2. sınıf VACD öğrencisi için hayli yoğun bir yıl geçirdim. Ama değdi mi değdi. Çünkü şu an bakıyorum da o kadar güzel o kadar farklı şeyler öğrenebileceğimiz ders var ki! Gelecek dönem hangi dersleri feda edeceğimi bilemiyorum doğrusu. Herkese tavsiyem zorlansanız bile 5 değil 6 ders alın. Fazladan alacağınız bir ders farklı bakış açıları kazandırırken kendinizi daha bir şeyler yapabilir hissettirecek. Bizim okulumuzun hem güzel hem de çirkin yanı tek bir şeye odaklanmamak. Her şeyden biraz biraz. Bu hem her şeye hakim olabilme avantajı tanıyor, ileride belki odağımızı değiştirme imkanı sunacak. Ama bazen de tek bir şeye odaklanmış bir tasarımcının yanında çok yetkisiz kalacakmışız hissi yaratıyor. Bizim bir dönemde tek bir ders aldığımız Motion Graphics dersi mesela Fransa’da 3 yıllık bir bölüm. Aradaki farkı düşünün. O sebeple okulumuzun bu 3 yılda sıkıştırılmış her şeyden öğreten eğitimini avantaja dönüştürmek bence her imkanı zorlamak, ürettikçe üretmek!