ERİVAN

Güncelleme tarihi: 26 Eyl 2018

Ermenistan yazımı okuyanların kafasında genel olarak aynı sorular var biliyorum: “Çok mu fakirler?, Hiç gelişmemiş bir yer mi?, Köy gibi mi?, Türkler’den nefret mi ediyorlar?, Türkler giremiyor mu?, ve çok daha fazlası… Haydi gelin, Ermenistan macerama bir göz atın.

Tiflis’ten son dakika kararı ile 22.15’te kalkan trene binince bayağı hazırlıksız yakalandığımı fark ettim. Batum’dan kalkan bu tren zaten tıklım tıklım doluydu. Ben Türkiye’deki gibi en düşük fiyatlı bileti alırken koltuklu vagondur diye düşünürken yanılmışım ve ister istemez bana da bir yatak verildi. En düşük sınıf vagonda bir bölmede karşılıklı iki ranza bulunuyormuş, toplamda 4 kişi bir arada. Kalabalık benim için sorun değil ama ranzanın üst katı çok berbattı. Öncelikle çıkmak için merdiven yok, aşağıda da oturan ve yatanlar olduğu için çıkınca inme şansı hiç yok, dahası tavanla yatak arası çok az mesafe olduğu için kıpırdamak bile yok. Hava sıcak, yatak için çarşaf, örtü verilmiş, bu kumaşlar yakıcı bir hal alıyor, benim gibi dar alanlarda kalınca fenalık geçirenler için inanılmaz korkutucu bir yolculuk. En azından pencere tam baş hizama geliyordu ki yol boyunca temiz hava alma şansım oldu. Fenalık geçirmem yetmezmiş gibi karşı ranzadaki adam Fransızca bildiğimi yüzümden anlamış gibi benle Fransızca konuşmaya başladı. Ben şarjım ve internetim bitmesin diye idareli kullanırken telefonumu alıp şarkılar açmaya başladı. Neyse ki gece yolculuğuydu ve bayağı yorgundum; uyuyarak geçirdim yolculuğu. Pijama da giyemeden ranzaya çıkmak zorunda kaldığım için çok rahatsızdı ama enteresan bir deneyim oldu. Sınır kapısında ise tren duruyor ve tek tek pasaportlar toplanıyor, ardından geri dağıtılıyor. Otobüsle geçmekten çok daha rahat bence, en azından yolcular yerinden kalmıyor, yüzlerce metre eşyalarıyla yürümüyor.

Tren 7.25’te Erivan’a vardı. Yeni ülkeye ilk varış anının zorluğu ve sabahın erkenliği sebebiyle nereye nasıl gideceğimi bilmez bir şekilde metroya attım kendimi. Herhalde Republic Square(Cumhuriyet Meydanı) şehrin merkezidir diye o durakta indim.

METRO JETONU

Şanslıydım ki Beelines adlı telekomünikasyon şirketi 7/24 açıkmış, sanki benim iyiliğim için her şey bana göre değişiyor gibi hissettim. Gecenin köründe telefon paketi mi satıyorlar anlayamadım yani. En yakında Segafredo adlı kafeye oturdum, nca.gourmet olarak bunu utanarak söylüyorum ama tek ihtiyacım oturmak ve bir şey yemekti. Hemen bir de hostel ayarladım: Classy&Cozy Hostel

Kahvaltımı yapıp doğruca hostele gittim. Bir gece için 35 TL civarında bir para ödedim. Ama sabahın köründe gittiğim için yatağım henüz hazır değildi, bana yukarıda bekleyebileceğimi söylediler. Ben de yukarıda takacak priz olmadığı için telefonu aşağı takıp yukarı çıktım. Yerimin hazırlandığı söylendiğinde tam eşyalarımı toplamaya başlamıştım ki benim gibi yeni gelen Çinli bir turist kendisinin kahvaltı yaptığını benim de yapabileceğimi söyledi. Bir anda benim aklımı çeldi ve telefonumu da aşağıda unutup kahvaltı olarak “kıymalı soslu makarna” yemeye başladım. Aşağı indiğimde ise beni bir felaket bekliyordu, telefonum yere düşmüştü ve arkası tamamen çatlamıştı. Çatlaklar kamerayı da etkiliyordu, hiçbir çekim yapamazdım. Suçu Çinli kadına bağlıyorum, benim tüm moralimi bir makarna uğruna bozdu, seyahatimi etkiledi. Hem de bu sayede seyahatime ilerleyen günlerde dahil olma fırsatı da oldu. (Karabağ’da)

Hosteldeki görevlinin önerdiği telefoncudan başlayarak günümün yarısını telefonumu tamir edebilecek bir yer bulabilmek için harcadım. Çaresizliğimden, her yapamayacağını söyleyen telefoncudan ağlaya ağlaya çıkıyordum. Şans eseri bir tanesi düzeltebileceğini söyledi. Ama ancak saat 5’te alabilecektim. Bu bile süperdi, ben bir hafta falan sürer diye beklerken bu benim için mucize gibi oldu. Madem fotoğraf çekemiyorum, o zaman doğruca müzelere…

Şehrin en önemli ve en güzel meydanı olan Cumhuriyet Meydanı’nda havuzun hemen arkasında, zaten konumu itibarıyla en önemli binada Ermenistan Tarih Müzesi ve Ulusal Sanat Galerisi bir arada bulunuyor. Meydandaki binalar dış cephelerinin güzellikleri ile dikkati çekiyor zaten.

CUMHURİYET MEYDANI

Ermenistan’ın birçok yerinde olduğu gibi burda da mor ve kızıl renkli taş kaplama binaları çok hoş gösteriyor. Öncelikle tuğlalar ile örülen binanın dış cephesi sıvanıp boyanmak yerine kesilmiş taşlarla kaplanıyor. Azerbaycan’da dümdüz sarı taşlarla kaplanan binaların burada farklı tonardaki taşlarla donatılması şehre renk katmıştı. Gelelim müzeye… 1921 yılında kurulan tarih müzesinde 400 binden fazla eser bulunuyor. Ermenistan’ın, ülkenin kurulduğu bölgenin ve halkın tarihi Paleolitik dönemden günümüze kadar anlatılıyor. Açıkçası müzede Ermenistan’ın tarihini okuyunca, isyanlarını biraz haklı bulduğumu söylemek isterim. Tarih açık açık gösteriyor ki onlar yaklaşık MÖ 300’lü yıllardan beri Doğu Anadolu'da bulunuyorlar. Türkler’in sonradan bölgeye gelip dağdakini kovması gerçekten biraz haksızlık. Tabii bu konu tartışılır ama şunu söylemem gerekir ki müzeyi gezerken birçok gruba çaktırmadan dahil oldum ve rehberlerin anlattıklarına kulak verdim. Biraz Türkler’i yıkıp yağmalayıcı, Ermeniler’i çok kötü bir duruma sokan bir millet gibi anlatıyorlar. Anlatış tarzları bana sanki kendi milletlerine artık inanmadıklarını gösterdi; sanki ellerinden her şeyleri alındığı için bundan sonra yükseliş imkansızmış gibi takılıyorlardı. Bizim derslerimizde hep bahsettiğimiz Urartular’ı kendi soyları ile bağlantılı görüyorlar. Bir zamanlar başkentleri olan Ani ise içlerinde hep bir umut olarak kalmış. Şu an Kars’ta bulunan Ani Harabeleri için müzede özel bir alan ayrılmış. Türkiye’deki harabelerin çok detaylı bir maketi yapılmış. Rehber kadın da Türkler’in bölgeye çok zarar verdiğini, alakasız bir şekilde restore ettiğini söylüyordu. Haklıydı bence, binalar hep vandalizm kurbanıydı. Ani ile ilgili detayları Kars yazımdan bu cümleye tıklayarak okuyabilirsin. Ulusal Sanat Galerisi ise seyahatimdeki 3 ülke içinde en kaliteli sanat müzesiydi diyebilirim. Özellikle Yeghishe Tadevosian, Hovhannes Aivazovsky, Nikolay Roerich, Philip Maliavin, Dmitry Krasnopevtsev ve Bernard Buffet’nin eserleri çok hoşuma gitti. Tarih Müzesi’ne giriş öğrenci için 500 AMD, galeri için de öğrenci farkı yok 1500 AMD.

ERMENİSTAN TARİH MÜZESİ & ULUSAL SANAT GALERİSİ

Ermenistan’da para olarak Ermeni Dramı (AMD) kullanılıyor. Benim ülkeye ayak bastığım zamanda paramız onların parasından 2 sıfırı atınca hemen hemen eşit oluyordu. Gezimin sonlarına doğru ülkemizdeki ekonomik sorunlar nedeniyle sıfırları atıp 1,5 ile çarpmak gerekti.

Müzelerden çıkınca hemen yan tarafındaki parkta bulunan Turist Bilgilendirme Ofisi’ne uğradım. Hayatımda bu kadar ilgili bir ofis elemanı görmedim. Yaklaşık 1 saat boyunca bana ülkede neler yapabileceğimi, neyi nerede yiyebileceğimi anlattı. Yemekten hoşlanan iki kişi karşı karşıya gelince tabii ki konuşma uzuyor. Kız ile Fransızca konuştuk. Ermenistan’da en çok rastladığım turist Fransızdı. O sebeple ülkede Fransızca oldukça yaygın. Hatta Erivan Uluslararası Frankofon Şehirler Birliği’ne üye imiş.

Telefonumu beklerken yine müzenin yanındaki parkın ileri kısmında bulunan Vernissage’ı gezmeye gittim. Vernissage’ı turist pazarı olarak tanımlayabilirim. Sabit, çatılı stantlarda satıcılar Ermenistan’a ait hediyelik eşya tarzında ürünler satıyor. Bunlar arasında bizim için ilginç olabilecekler arasında el oyması tavla, kebap şişleri, geleneksel çalgıları düdük, el dokuması halıları yer alıyor. Hediyelik eşyalarda en çok karşılan figür ise nar.


VERNISSAGE

Nihayet telefonum tamir oldu. 120 TL civarında para vermek zorunda kaldım, yeni telefon almam gerekecek diye düşünürken hayli ucuz geldi. Artık karnım acıkmıştı ve doğruca turizm ofisindeki kızın önerdiği Zhinglyanov Hats adlı restorana gittim. Cingyalov Hats, Ermenistan'ın gözlemesi olarak tanımlanabilir. Karadağ başta olmak üzere Kapan ve Goris bölgelerinde oldukça yaygın olan Cingyalov Hats, aileyi bir araya bir kutlama ritüeline dönüşmüş aslında. Özel günlerde genelde en yaşlı kadının yaptığı Cingalov Hats sac üzerinde pişiriliyor. İçerisinde 20 civarında ot bulunuyor. Bu otların olmazsa olmazları taze soğan, taze kişniş, taze sarımsak, ısırgan, ıspanak.. Ve tabi biraz tuz, karabiber ve acı. Öyle içi de bizdeki gibi gözükmeyen birkaç ottan oluşmuyor dolu dolu. Yanına da Ermenistan'ın ayranı Tan istedim. Yani tuz, su ve Matsun'un karışımı. Buranın yoğurduna Matsun deniyor. Enteresan bir şekilde hazır şişesindeki bu ayranın bazı yerlerde beyaz kısmı ve su kısmı ayrılmıştı, çalkalayınca bir araya geliyordu.

CİNGYALOV HATS & TAN

Karnım da doyduğuna göre kaybettiğim zamanı geri almak için gezmeye devam. Erivan çok hoş planlanmış bir şehir. Şehrin merkezi olan bölge yarım daire şeklinde planlanmış. Şehrin iç tarafındaki yolların birçoğu bu daireyi oluşturan 2 caddeye bağlanıyor. Bunun sonucunda araba ile olsun yürüyerek olsun şehirde dolaşması kolaylaşıyor. Bu dairenin dış çemberinin de merkezi bence Cascade denen bölge.

CASCADE

Cascade, “Ermenistan gelişmemiş, Ermenistan’da bir şey yok, fakirler!” diyenler için bir cevap niteliğinde bence. Bir ülkede sanat için ayrılmış, bu şekilde halkla iç içe bir yer varsa o şehrin, o ülkenin gelişmemişliğinden söz edilemez. Cascade, güncel sanat eserlerinin bir düzlükten başlayıp tepeye bir merdiven şeklinde yerleştirildiği bir alan olarak tanımlanabilir. 572 basamağı dışarıdan tırmanmak yerine tepenin iç tarafındaki yürüyen merdivenleri kullanmak da mümkün. Hem içeri de de birçok sanat eseri bulunuyor. Hatta cumadan pazara kadar açık olan Cafesjian Sanat Müzesi de içeride bulunuyor, maalesef ben açık gününe denk gelemedim. İçerideki her yürüyen merdiven Cascade’ın bir balkonunda bitiyor. Bu balkonların her birinde farklı bir şekilde oyulmuş çeşmeler ve yine farklı farklı heykeller bulunuyor.

CASCADE

Cascade’ın yapımına Sovyet Ermeni Cumhuriyeti’nin 50. yılı anısına 1971 yılında başlanmış. Ama hala bittiği söylenemez. Çünkü Cascade ile daha da tepede bulunan bir anıt birleştirilmeye çalışılıyor. Bir anıt diyorum çünkü ne kadar araştırsam da o anıtın ne olduğunu bulamadım. Ben Özgürlük Heykeli adı taktım. Cascade’ı tamamen çıktıktan sonra yandaki yokuşu çıkarak oraya ulaşılıyor. O yokuşta bir de ünlü Ermeni asıllı Fransız şarkıcı Charles Aznavour Müzesi bulunuyor. Özgürlük Anıtı’nın bulunduğu yer şehri kuş bakışı izlemek için mükemmel bir yer. Biraz ileride de Ermeni Annesi Heykeli bulunuyor, o da şehrin koruyuculuğunu üstleniyor.

CASCADE'DAN KUŞ BAKIŞI ERİVAN

Cascade’dan aşağıya inince öncelikle Fransız Meydanı ardından Opera binası karşıladı beni. Resmi olarak 1933’te açılan opera binasının bir kısmı Aram Haçaturyan konser salonu, bir kısmı da Aleksandr Spendiaryan opera ve bale tiyatrosu olarak hizmet veriyormuş. Ülkeler değiştikçe eğlence anlayışları da çok değişebiliyor. Opera binasının önündeki boş alan tamamen küçük çocuklardan oluşuyordu, hepsinin altında bir akülü araba, scooter ya da bisiklet; bunlar da oradaki esnaftan kiralanıyor; çok renkli bir görüntü oluşturuyordu.

OPERA BİNASI

Şehirde trafik oldukça düzenli. Araçların durması için yola bir adım atmak yeterli oluyor, herkes sanki sırf yayalara yol vermek üzere araba kullanıyor gibi. Özellikle Gürcistan’da bazı yollarda araçlar üzerime çıkacakmış hissi yaşamıştım. Burada ise birçok kez geçme hakkım olmadığı halde araçlar benim için durdu.

Erivan’da ikinci günüme hostelimdeki güzel ballı muzlu pancake kahvaltısı ile başladım. Sağlık açısında hiç değerlendirmiyorum ancak böyle ilgiyi hiçbir kaldığım hostelde görmedim. Hosteli ilginç bir şekilde Filipinliler işletiyordu. Yemekleri de işletmecinin kardeşi her sabah 7’de kalkarak hazırlıyor. Kendisi büyük aşk acıları çekmiş ve terapi ve tedavi olsun diye burada çalışıyormuş. Her sabah büyük bir istekle herkese güzel tabaklar hazırlıyor, çay, kahve ikram ediyordu.

Şehirde ilk durağım St. Gregory the Illuminator Kilisesi. Ermenistan, Hıristiyanlık’ı kabul eden ilk ülke olma özelliği taşıyor. Bu kilise de bu dini kabul edişlerinin 1700. yıl dönümü anısına yapılmış. 1997 yıllında temelleri atılan kilise 2001 yılında hizemete açılmış. Tiflis’teki Trinite Katedrali’nden sonra Kafkaslar’ın en büyük dini yapılarından biri olma özelliği taşıyormuş. Tıpkı dışından göründüğü gibi de içi de oldukça sade ve geniş idi. 2 şapel ve bir ana kiliseden oluşan yapı 2000 kişilik kapasiteye sahipmiş. Ayrıca içeri giriş ve fotoğraf çekimi konusunda da Gürcistan gibi katı kurallar bulunmuyordu.

ST. GREGORY THE ILLUMINATOR KİLİSESİ

Yeni kilise sonrası bir de şehrin en eski kiliselerinden biri olan Katoghike Kilisesi’ne gittim. Şehirdeki en ilginç yerlerden bir burası. Çünkü burada yeni ve eski kilise bir arada bulunuyor. Bir tanesi şehrin ayakta kalmayı başarabilmiş, 13. yüzyılda inşa edilmiş, en eski kilisesi (St. Astvatsatsin Kilisesi) olurken diğeri 17. yüzyılda yapılmış Katoghike Kilisesi. Sonradan yapılmış olan Katoghike Kilisesi çokça defa depremler ve savaşlardan etkilenip büyük hasarlara uğramış. Ancak tam önündeki küçük ve eski St. Astvatsatsin hiçbir olaydan etkilenmeden sapasağlam kalmayı başarabilmiş. 1936 yılında Sovyet yönetimi kiliselere ait bu alanın konut yapımı için kullanılmasını istemiş, isyanlar sonucu bu fikir iptal edilmiş. Ancak iptal kararına kadar kilisenin duvarlarının tahribi sonucu birçok “Haçkar” ortaya çıkmış. Haçkar, Ermenistan seyahati boyunca en çok karşıma çıkan eser oldu. Ermenice haç ve taş kelimelerinin birleşiminden oluşan “haçkar”, aslında haçlı taş olarak tanımlanabilir. Özellikle yüksek yerlerdeki kayalara yerleştirilerek, bazen dağın üzerindeki kayaya direkt oyularak Ermeniler’in dini kimliğini ön plana koymuş bu Haçkarlar. UNESCO da 2010 yılında haçkarları İnsanlığın Manevi Kültür Mirasını Temsil Eden Örnekler listesine almış. Bu haçkarlara özellikle Hayat Ağacı, nar, üzüm motifleri işlenmiş. Bazen dikdörtgen biçimde bazen de haç biçiminde olan bu taşlar Ermeni sanatının ilk ve en güzel örneklerinden biri diyebiliriz. Mezar taşı olarak da kullanılan bu taşların diğer milletleri de etkilediği ve günümüzdeki mezar taşı olgusunu oluşturduğu da düşünülüyormuş.

KATOGHİKE KİLİSESİ

oGittiğim ülkelerde en merak ettiğim yerlerden biri modern sanat müzesidir. Erivan’da bulunan Modern Sanat Müzesi, “Hiç yoktan iyidir!” kafasında yapılmış bir yer gibi. Bir apartmanın giriş katındaki müzesine giriş ücreti 500 AMD ve eğer fotoğraf çekmek istiyorsan bir o kadar daha para alınıyor. Müzenin neden bu halde olduğunu içeriye girince anladım. Devlet bu müzenin yapımını desteklememiş. Sanatçıların bağışları ile kurulduğu 1972 yılından beri ayakta kalmaya çalışıyormuş ve Sovyetler Birliği’nin ilk modern sanat müzesi olma özelliği de taşıyormuş. Ana katın tam karşısındaki tek katlı binada ise müzenin geçici sergileri sergileniyor. Gittiğimde “The possibility of the impossible choice” adlı bir sergi vardı. Ermenistan’ın Sovyet Rusya’dan ayrılma mücadeleci, savaşlar, ülkedeki bazı isyanlar ve Ermeni-Türk sorunu anlatılıyordu.

En merak ettiğim yerlerden biri modern sanat müzesidir. Erivan’da bulunan Modern Sanat Müzesi, “Hiç yoktan iyidir!” kafasında yapılmış bir yer gibi. Bir apartmanın giriş katındaki müzesine giriş ücreti 500 AMD ve eğer fotoğraf çekmek istiyorsan bir o kadar daha para alınıyor. Müzenin neden bu halde olduğunu içeriye girince anladım. Devlet bu müzenin yapımını desteklememiş. Sanatçıların bağışları ile kurulduğu 1972 yılından beri ayakta kalmaya çalışıyormuş ve Sovyetler Birliği’nin ilk modern sanat müzesi olma özelliği de taşıyormuş. Ana katın tam karşısındaki tek katlı binada ise müzenin geçici sergileri sergileniyor. Gittiğimde “The possibility of the impossible choice” adlı bir sergi vardı. Ermenistan’ın Sovyet Rusya’dan ayrılma mücadeleci, savaşlar, ülkedeki bazı isyanlar ve Ermeni-Türk sorunu anlatılıyordu.orduordor

Şehrin en dikkat çeken yeri de Tsitsernakaberd Ermenis Soykırımı Anıtı ve Müzesi. Şehir merkezinden Dalma Garden Mall’a giden otobüse binip ardından 10 dakikalık bir yürüme ile ulaşılabilen alan matem dolu bir müzikle karşıladı beni. Bahçede onlarca mavi selvinin arasından bu müzik çalıyordu, selviler de Ermeni soykırımını kabul eden devletlerden, çeşitli sanatçılardan gelmişti. Öncelikle müzeye girdim, girişler ücretsiz. Girer girmez bir video karşılıyor gelenleri. Videonun konusu Osmanlı İmparatorluğu’nda Ermeniler. Ermeniler’in Osmanlı’daki önemi anlatılırken, eğitimde ve sanatta Ermeniler’in çok ileri olduğu, Osmanlı’nın o sayede geliştiği dile getiriliyor. Ardından dönem dönem ilerleyerek soykırım olayı anlatılıyor. Birçok belge, gazete haberi, fotoğrafla birlikte soykırımın gerçekleri göz önüne sunuluyor. Özellikle fotoğrafçı Armin Wegner’in çektikleri önemli bir kaynak niteliği taşıyormuş. Milattan önceki yüzyıllardan beri bugünkü toprakları ve Doğu Anadolu bölgesine yayılmış bir şekilde yaşayan Ermeniler, Osmanlı İmparatorluğu ve Pers İmparatorluğu’nun genişlemesi sonucu kendi söz hakkını kaybetmiş. Osmanlı’dakiler Batı Ermenistan, Pers’tekiler ise Doğu Ermenistan olarak anılarak yıllar boyu ayrı bir şekilde yaşamışlar. Daha sonra da Ruslar’ın bölgeye el atması sonucu halk oldukça karışmış. I. Dünya Savaşı döneminde tamamen Batı Ermenistan topraklarını kaybederek topraklarından sürülmüşler. Türkiye’de yaşayan biri olarak bu konuyu kabul etmek veye yalanlamaya çalışmak istemiyorum. Tarihe kimin tarafından bakarsak eğer o taraf bize daha doğruymuş gibi gelebilir. Bu sadece tarih değil iki farklı insanla konuşunca da aynı şey olabilir. Ben doğmadan yıllar önce olmuş, belki de halkın hiç istemeden devletin başındakilerin sebep olduğu bir olaya karşı yorum yapmak da bunun sorumluluğunu almak da istemem. Ama isteğim artık iki ülke arasındaki dostluk çalışmalarının ilerletilmesi olur. Sınır kapılarımızın açılması, direkt uçuş seferlerinin olması karşılıklı olarak gelişmemizi sağlayacaktır. Eminim ki Türkler’de turizm amaçlı gidecekleri bu ülkeyi çok beğeneceklerdir. Çok benzer kültür ögelerimiz var, bunları paylaşmamız yararımıza olacaktır diye düşünüyorum. Müzenin hemen biraz ilerisinde ise anıt bulunuyor. Dikey sivri bir yapının hemen yanında kubbe gibi duran ayrı bir yapı var. Buranın içerisinde ateş yanıyor ve insanlar ölüler için buraya çiçeklerini koyuyor.

ERMENİ SOYKIRIMI ANITI

Soykırım Anıtı’ndan taksiye binerek doğruca Megerian Halı Fabrikası’na geçtim. Taksi şoförü beni illa ki Erivan Ararat Konyak-Şarap-Votka Fabrikası’na bırakmak istedi. Ama alkolden anlamadığım ve zevk almadığım için gitmek istemedim. Ermenistan’ın başta şarabı olmak üzere konyağı da oldukça meşhur. Erivan’da bulunan iki fabrikada bunların yapımını ve depolanmasını anlatan turlara katılıp tadımını yapabilirsiniz.

Herhalde benim yaşlarımda alkol tadımını istemeyip halı bakmaya giden nadir insan vardır. Megerian Halı Fabrikası şehir merkezine yarım saat uzaklıkta bulunuyor. Fabrika adından da anlaşılacağı Megerian ailesi tarafından 1917 yılında kurulmuş. Fakat kurulduğu ilk yer Ermenistan değil New York. İşi iyice büyüten ailenin şu an Avrupa’da da birçok mağazası bulunuyor. Fabrikada bir halının ne aşamalardan geçerek yapıldığını görmek mümkün. Halı dokuyan kadınları, halıya renk veren malzemeleri, halıların nasıl temizlenip fazla yünlerinden arındırıldığını görürken rehber de ücretsiz tur ile detaylarını anlatıyor. Fabrikanın hemen içinde bir restoran bulunuyor, tabi satın almak isteyenlere de halıların teker teker açıldığı satış bölümü de var. Örneğin 70x100 cm boyutlarındaki bir kilimin fiyatı 1000 TL iken aynı boyutlardaki bir halının fiyatı 5000 TL civarında idi. Bu fiyatlar paramızın değer kaybedişinden muhtemelen daha da fazla olmuştur. Fabrikanın içerisinde yer alan müze bölümünde ise değişik teknik ve tarzlardaki halılardan örnekler vardı. Bir tanesinin de hikayesi çok ilginçti: Soykırımın gerçekleştiği dönemde bir kadın halısını kızlarına bölerek vermiş ve demiş ki: “Eğer ki birbirinizden ayrılırsanız ve ileride birbirinizi tanıyamaz hale gelirseniz bu halı parçaları sizi bir araya getirsin!”. Ve yanlış hatırlamıyorsam yaklaşık 50 yıl sonra New York’ta birbirlerini bulmuşlar. Megerian Fabrikası’nda tur yapmak için 010442994’ü arayarak rezervasyon yaptırabilirsiniz.

MEGERIAN HALI FABRİKASI

Yavaş yavaş akşam olurken şehir merkezindeki son tarihi durağım olan Gök Cami’ye geçtim. 1765 yılında inşa edilen İran Camii Mashtots Caddesi’nde yer alıyor. Yeri gelmişken söyleyim, bu cadde hemen hemen tüm dolmuşların geçtiği cadde. Cami restorasyonda olduğu için iç kısmına girme fırsatım olmasa da dışarıdan oldukça hoş süslemelere sahipti. İsminden de anlaşılacağı gibi mavi tonların hakim olduğu uç kısmı sivri bir kubbeye sahipti. Cadde tarafındaki kocaman giriş kapısı da çini tarzı renkli süslemeleri ile oldukça ilgi çekiciydi.

Akşam oldu ve karınlar aç. Öncelikle bir Ermeni lahmacunu tatmak istedim. Lahmajun Gaidz, Cumhuriyet Meydanı’na çok yakın bir apartmanın yer altındaki katında bulunuyor. İçerisi tıklım tıklım kalabalıktı. Hayatımda hiç lahmacun yememiş gibi yaparak kadına “Bu Ermeni yiyeceği mi?” diye sorduğumda öyle olduğunu söyledi. Birkaç çeşit lahmacun vardı. Normali dışında, Erivan ve Gümrü lahmacunları vardı ama onların fiyatı 1000 AMD idi. Ben de 500 AMD’ye klasik lahmacundan tattım. Lahmacun tatmayı çok severim ve bu lahmacun tattığım en iyilerinden biriydi. Kıyması boldu, aynı zamanda gayet sulu bir yapısı vardı. Çıtırdı, aslında yumuşak terci ederim. Domuz etli olup olmadığını bilmiyorum, ama herhalde koymuyorlardır. Kadın bir tanesinin asla yetmeyeceğini söylemişti ama bir NCA’nın yeme planlarını bilmiyordu.

LAHMACUN

Lahmacun sonrası çorba içmek üzere adını bir türlü hatırlayamadığım ama Old Village adlı restoranın karşısında bulunan restorana gittim. Spas çorbası, Ermeniler’in geleneksel çorbalarından biri. İçerisinde Ermeni yoğurdu, buğday ve üzerinde taze maydanoz ve erimiş tereyağı ile servis edilen çorba bizim yayla çorbamıza benziyor. Açıkçası çok da beğendiğimi söyleyemem. Bu mekanda aynı zamanda Gürcü mantısı Hınkal’ın da değişik versiyonları bulunuyor. Hemen yan tarafındaki Mer Taghe adlı restoran da Ermeni içli köftesi ile meşhurmuş.

SPAS

Çorbayı bu mekanda içme sebebim aslında Old Village adlı restorandaki canlı müzğin başlamasını beklemekti. Old Village, her akşam 19-20 gibi canlı Ermeni müziği eşliğinde hizmet veriyor. Ben de ana yemeğimi orada yedim. Kurkut ve Tjvtjik sipariş ettim. Yemeğin öncesinde sarımsaklı tereyağı ve anasonlu ekmek ikram ettiler. Sarımsaklı tereyağı mükemmel bir şeydi. Sarımsağın aroması tereyağı ile bütünleşmişti. Ardından Kurkut geldi.

SARIMSAKLI TEREYAĞI

Kurkut, Ermeni keşkeği olarak tanımlanabilir. Domuz etli bu yemek bir güveç tabakla servis edildi. Özellikle içerisindeki domuz yağı parçaları lezzet katmıştı. İyice dövülmüş olan buğdayın içerisinde domuz etleri daha parça parçaydı. Ve domuz eti yemeyen biri tarafından kolayca tavuk eti sanılabilirdi. Bayılmadığımı söyleyim.

KURKUT

Her ne kadar çok doymuş hissetsem de son yemeğim olan Tjvtjik de geldi. Bence Ermenistan’da mutlaka tadılması gereken yemeklerden biri. Aç olarak tekrar tatmak isterdim doğrusu. Çünkü biraz ağır bir yemek ve sonlarına doğru fazla geldiği için zorla yedim. Dana ciğeri yemeği ama içerisindeki domates sosu fark yaratıyor. Sosun içerisinde biber, maydanoz ve rezene bulunuyor. Zaten o rezene inanılmaz bir anason aroması veriyor ki bu yemeği oldukça ağırlaştırıyor. Yumuşacık pişirilmiş ciğerler bu aromayla bütünleşmiş. Bir de bu yemek bir filme konu olmuş. 1962 yılında Arman Manaryan tarafından çekilen “Tjvjik” adlı film Batı Ermenistan toprakları olarak görülen Erzurum’da geçiyormuş. Fakir bir adama kasap bir gün bedava ciğer hediye etmiş. O zamanlar halkın maddi durumu çarşıya gidip alışveriş yapma oranı ile ölçülürmüş. Ciğer hediye eden adam her seferinde fakir adama bunu hatırlatıyormuş. Filmin sonunda da absürt bir biçimde fakir adamın parasını ödediği ciğeri kasap, adamın suratına atarak “Al sana Tjvjik!” demiş. Bu komik film Ermeniler’in kült filmlerinden biri olarak sayılıyormuş.

TJVJİK

Karnım patlarcasına masadan kalkıp hostelime doğru yürümeye koyuldum. Şehrin “cool”, gençlerin takıldığı mekanlarının olduğu bölgeye de göz atmak istedim. Saryan Caddesi özellikle Ermeni şarabının keyfini çıkarmak isteyenler için çok hoş mekanlara sahip bir bölge. 4-5 Mayıs tarihlerinde “YereWine Days” adı altında şarap festivali de burada düzenleniyormuş.

Erivan, beklentilerimin ötesinde oldukça hoş bir şehirdi benim için. Değişik yemekleri tatma fırsatı bulduğum, yardımsever insanlarla tanıştığım, Ermeni kültürünü tanıma şansımın olduğu; kültüründen kopmamış, modern yaşama kendini kaptırmamış bir şehir idi. 2 günde rahatça gezilebilecek şehirde 1 gün daha kaldım. Ancak gün içinde Sevan, Garni ve Geghard’a gittim. Detaylar için merak ettiğin yerin üzerine tıklayabilirsin. Günübirlik gezdiğim bu yerler sonrası Erivan’a dönünce yemek için Sasnatun Tavern’e gittim. Burada Mişo Huş ve Domuz İki Bir yedim. Mişo Huş güveçte sunulan bir mercimek yemeği. Haşlanmış mercimekler yoğurt ve dereotu ile pişirilmiş, hoştu ama mercimek konusunda kendi üstüme tanımıyorum.

MİŞO HUŞ

İki-Bir ise buranın şiş kebabı diyebilirim. İki parça et bir parça yağ olarak diziliyor ve genel olarak lavaşın içinde maydanoz ve soğan ile servis ediliyor. Domuz iki-bir biraz tuzluydu ama denediğime pişman etmedi. Mekan oldukça güzeldi, garson kadın oldukça kibardı. Eğer yemek yemeğe gitmeden önce ayağımı kaldırıma çarpıp tırnağımı kanatıp morartmasaydım her şey çok daha güzel olacaktı.

Erivan’dan sonraki durağım Goris. Erivan’dan başka yerlere nasıl, ne zaman ve nereden gidebilirim diyenlere güzel bir liste:

Minibüsle:

Kuzey Otobüs Durağı (Northern Bus Station), (Tel:+37410621670), (1 Sevan Otoyolu):

Karabağ (5000 AMD), (Yalnızca salı, perşembe ve cumartesi günleri)

Kilikya Otobüs Durağı (Kilikia Bus Station), (Tel:+37410565370), (6 Tsovakal Isakov Cad.):

Tahran (25 000 AMD)

Tiflis (7000 AMD)

Ejmiatsin (250 AMD)

Güney Otobüs Durağı (Southern Bus Station), (Tel:+37410575002), (50 Tigran Mets Cad.):

Gümrü (1500 AMD)

Goris (2500 AMD)

Yeritasardakan Metro İstasyonu:

Sevan (20 dakikada bir), (Tel: 094255551)

Nor Norq Otobüs Durağı (Nor Norq Bus Station), (Tel:+37410282125), (2. Array Nor Norq):

Garni (300 AMD)

Trenle:

Güney Otobüs Durağı (Southern Bus Station), (Tel:+37410575002), (50 Tigran Mets Cad.):

Gümrü (1000 AMD), (Her gün 07.55, 14.25, 18.25)

Sevan-Shorja (600-1000 AMD), (Cuma ve Pazar)

Tiflis (7000-8000 AMD), (Her gün 15.30)

Batum (9800-15000 AMD), (Her gün 15.30)

Ayrıca kendi başıma başka yerlere gitmeyi organize etmekle uğraşamam diyorsan http://onewaytour.com/ ‘u mutlaka öneririm.

Ermenice’den Dikkat Çekenler:

Merci, teşekkür etmek için çok sık kullanılıyor.

Tam emin değilim ancak bebeklerine “Sus” diyorlar.

“Burda” da Türkçe’deki ile aynı anlamda kullanılıyor.