GARNİ & GEGHARD MANASTIRI

En son güncellendiği tarih: 27 Eyl 2018

Erivan’dan günübirlik nereye gidebilirim diyenler için güzel bir rota Garni Tapınağı ve Geghard Manastırı.

Sevan’da geçirdiğim yarım günün üzerine Erivan’a dönünce “E bir de Garni’ye gideyim!” dedim. Erivan’dan Garni dolmuşu Nor Norq Otobüs Durağı’ndan kalkıyor. Ancak burayı bir taksiciye söyleyerek bulmak zor olabiliyor. Mercedes Showroom’u olduğunu da söyleyince hemen anlıyorlar. öyle Mercedes deyince çok havalı bir yere gittiğinizi sanmayın. Bir anda sanki şehir değişiyor. Daha fakir, daha köylü bir mahalle. Hele Garni otobüsü, yıllar yıllar öncesinden kalma bir hurda niteliğinde. Yaklaşık 1 saat süren yolculuk sonucunda Garni’ye vardım.

GARNİ OTOBÜSÜ

Garni, 7000 civarında nüfusu olan bir köy. Azat Nehri kıyısındaki bölge milattan önce 3. yüzyılda ele geçirilmiş. Zamanında Ermeni hükümdarların yazlık evi burada bulunuyormuş. Şu anki nüfusun büyük bir kısmının kaynağı 1829-1830 yıllarında Rusya-İran arasında yapılan Türkmençay Antlaşması sonucu yerleşenlermiş.

SATICI TEYZE İLE REÇEL, SUCUK VE PESTİLLERİ

Köyde otobüsün indirdiği yerden tapınağa kadar biraz köyü keşfetme fırsatı da buldum. Küçük bahçeli evlerde özellikle erik vişne ağaçları bulunuyor. Köy halkı da turizme aktif olarak katılıyor. Tapınak yolu boyunca birçok minik tezgahta ev yapımı ürünlerini satıyorlardı. Bunlar içinde beni aşırı mutlu eden Gata yani Ermeni Ketesi oldu. Kete, geçen kış Kars’ta bayıldığım bir lezzetti.Doğuya ait olan bu hamurişinin özelliği içinde kavrulmuş un katmanının bulunması, asıl lezzeti de veren bu. Bunun tatlısı da olabiliyor; o da aşırı şekerli değil çok hafif hamura karıştırılmış şekerden kaynaklanıyor. Ama bu kete tanımlamam ne Azerbaycan’da ne de Ermenistan’da geçerli oldu. Garni Gatası, kocaman daire şeklinde, kabuğu hafif kalın, üzerine hamurla çeşitli örgüler yapıp süslenmiş, içi kek kıvamında, ortasında sarı renkte tatlı bir bölüm. Onların da iç kısmı unlu, şeker ama bizdeki gibi kavrulmuş olmadığı için aynı güzel aroma olmuyor. Biraz hayal kırıklığına uğradım ama neyse. Ayrıca satıcılar da birçok reçel bulunuyor, hatta bizdeki sucuk ve pestil benzeri ürünleri de var. Küçük parçalarda tattırıyorlar ama ban her zaman çok manasız gelmiştir.

KETE (GATA)

Gelelim Garni Tapınağı’na. Tapınak tıpkı bizim Yunan tapınaklarına benzer bir görünüme sahip. Tapınak ülkedeki tek Pagan tapınağı ve Helenistik mimarinin tek örneği olma özelliği taşıyor. Güneş tanrısı Mitra için yapılan tapınağın İran ile etkileşim sonucu gelişen Zerdüştlük ile ilgisi olduğu düşünülüyor. İç kısmında gezilecek bir bölüm yok, içi boşaltılmış bir oda bulunuyor. Tapınağın yanında ise kraliyet sarayı ve hamamına ait kalıntılar bulunuyor. Tapınak Azat Nehri’nin oluşturduğu dik bir uçurumun kenarında, manzarası muhteşem, bahçesindeki eriklerin de tadı şahane.

GARNİ TAPINAĞI

Garni’den Geghard Manastırı’na. Bu sefer geçişim biraz enteresan. Instagram’dan benim oralarda gezdiğimi gören bir Polonyalı çocuk ve kız arkadaşının tuttukları taksiye ben de atladım. Beraber kayalıkların içine kurulmuş tapınağı gezdik.

GEGHARD MANASTIRI

UNESCO tarafından koruma altına alınmış Geghard Manastırı, 4. yüzyılda bir kısmının, ana binanın ise 1215 yılında yapıldığı bir yapı. En başta yapının adı Ayrivank yani Mağara Kilisesi imiş. Kayanın içine oyularak yapıldığı için bu ad verilmiş. Şu an kompleks bir yapıya ulaşmış manastırın kütüphanesi, okulu bulunuyormuş. Manastırı gezmek oldukça keyifliydi. Her an her yere girilebilir her yerden bir şey çıkabilirdi. Kilisenin bir odasından başka bir odaya geçiliyordu. Geçilen yer tamamen kayadan oluşan kapkaranlık bir yer olabiliyordu. Asıl enteresan bölüm ise, yanda bulunan akarsuyun üzerinden geçince karşımıza çıkan adak ağaçları oldu. Sanki sadece bize ait bir batıl inançmış gibi düşünüyordum, onların da bir sürü ağacı çaput ile doldurmaları hoşuma gitti. Onlar çaputun da ötesine geçmişti. İlerideki bir mağaranın önü üst üste dizilmiş taşlarla ile doluydu. Sanırım belli sayıda taşı üst üste dizebilirse o kişinin dileği gerçek oluyormuş. Burada da ülkenin her tarafında olduğu gibi çok farklı haçkarlar bulunuyordu. Özellikle kızıl renkteki haçkarlar çok hoşuma gitti. Dinsel mekanların, tapınakların Tanrı’ya yakınlaşma amacıyla yapılan yapılar olduğunu bence birçok kez insanoğlu unutmuş, en şatafatlı şekilde onları süslemiş. Ermenistan ve kiliseleri bana bu mekanların olabildiğince sade olması gerektiğini hatta doğa ile iç içe olarak Tanrı’nın yarattıklarına daha yakın olunmasının önemini fark ettirdi.

GEGHARD BATIL İNANÇLARI