MİTROVİÇE

Kosova’da III. Gün:


Kosova’da son günümüze ne yapacağımızı bilemez halde uyandık. Bana kalsa Sırbistan’dan Üsküp’e sonra Kosova’ya geçerdik. Ama İdil’e zor geldiği için Kosova’da son günümüz aslında biraz boş gün gibi oldu. Acaba nereye gitsek diye araştırırken bir anda Mitroviçe diye bir şehir çıktı karşıma. Uçağımız gece 2.45’te olduğu için aslında tüm gün bizimdi. Ancak gideceğimiz yerden dönüş sorunu yaşamamak için erkenden çıktık yola. Enteresan bir şekilde otogara varmadan hemen otogarın oralardaki bir kavşağın altındaki bir yolun kenarında Mitroviçe otobüsü durmuştu. 10 dakika bile beklemeden kalkıverdi otobüs.

Mitroviçe, Kosova'nın kuzeyinde yer aşan ve İbre Nehri tarafından ikiye bölünmüş bir şehir. Ama bu bölünme şehirde iki farklı ülkenin yönetimine yol açmış. 5 yüz yıl Osmanlı hakimiyetinde kalan Mitroviçe, günümüzde Sırbistan ve Kosova'nın iki ayrı belediyesine sahip bir şehir.

Mitroviçe, ülkenin kuzeyinde bulunuyor. Prizren’den farklı bir yolda giderek yaklaşık 1 saatte vardık şehre. Yine tam otogara inmeden atladık otobüsten. Bilemiyorum gerçekten internet yokken nasıl geziyormuş insanlar. Biz de öyle nereye gideceğimizi bilmeden yoldan geçerken gördüğümüz kiliseye gittik. Aziz Sava Kilisesi, şehrin Arnavut halkının yaşadığı bölgedeki tek Ortodoks Kilisesi imiş ve yanlış anlamadıysam Müslüman halk tarafından ateşe verilmiş. Kilisenin bahçesinde bir güvenlik kulübesi vardı. Biz de yavaş yavaş sessiz bahçede ilerleyerek girdik kiliseye. İçerisi hayatımda gördüğüm en garip kilise içi diyebilirim. Yerlere resmen dandik makine halısı sermişlerdi, çok garipti. İçerisi ayrıca bu gibiydi, gerçekten bir gariplik vardı. Binadan çıkar çıkmaz kulübesinden çıkan güvenlik bize kızmaya başladı. Meğerse kiliseye giriş yokmuş. Yani nasıl içeriye girene kadar bizi görmemişti çok garip!

MİTROVİÇE'NİN ARNAVUT TARAFI

Kilisenin bulunduğu caddede ilerlerken karşımıza çok çekici bir esnaf lokantası çıktı: Mimoza. İçeride bütün adamlar masalara oturmuş, tıpkı Türk erkekleri gibi bol bol ekmekle büyük bir konsantrasyon içinde yemeklerini yiyorlardı. İçeride kuru fasulye, turşu, pilav gibi çok çekici ve ilginç olmayan yemeklerin yanı sıra et çorbası ve Gulash vardı. Zaten bizi buraya sokan da adamın vitrinin yanında karıştırdığı o çorba oldu. Çorba öyle yoğun ve dolu doluydu ki. Tiftilmiş et ve tavuk parçaları bir aradaydı. Tadı hafiften bizim kelle paçaya benziyordu ama apayrı bir şeydi. Gullash ise çoğu kişinin ismine aşina olduğu bir yemek. Ancak Ruslar’ın Gullash’ından biraz farklıydı. Büyk doğranmış kuşbaşı et parçaları yoğun kahverengi bir suyun içinde servis edildi. Oldukça lezzetliydi. Gezimizin en güzel yemek mekanıydı diyebilirim. Gördüğümüz de esnaf lokantası burasıydı.

MİMOZA

ETLİ TAVUKLU ÇORBA

GULLASH

Şehrin Kosova’ya ait kısmında biraz daha vakit geçirdikten sonra karşımıza şehri ikiye bölen Ibra Nehri çıktı. Daha önce de bahsettiğim gibi bu nehrin karşısındaki bölge Sırbistan’a ait; bir şehir ama iki ayrı belediye. Bu iki farklı belediyeyi nehrin üzerindeki Ibra Köprüsü bağlıyor. 1999 Kosova Savaşı'ndan sonra ayrılmış şehir ikiye. Sırplar'ın bölgesinde yaşayan Arnavutlar diğer tarafa itilmiş. Uzun süre karşılıklı geçiş de yokmuş iki taraf arasında. Şimdi Avrupa Birliği katkılarıyla yapılan köprüyle denetimli bir şekilde bağlantı sağlanmış. Kosova tarafı oldukça bakımlı, birçok mağaza ve restoran bulunuyor.

IBRA KÖPRÜSÜ

Pasaport kontrolsüz ülke değiştiriyor gibiydik resmen. Köprü üzerinde enteresan bir şekilde İtalyan askerleri bulunuyordu. Köprüden karşıya geçince Sırp bayrakları karşıladı bizi. Apartmanlar arasına sıra sıra bayraklar asılmıştı. Bir anda arabalar Sırp plakası, para birimi de Sırp Dinarı oldu. Etrafta Kiril alfabesi ile yazılmış tabelalar belirdi. Hemen tepede St. Demetrius Kilisesi dikkatimizi çekti; ama İdil söylenmesin diye tırmanma teklifinde bulunmadım. Aslında Sırbistan'a gitmeyenler için Kosova'nın içinde resmen küçük bir Sırbistan modeli gibi burası. Özellikle pastane ve fırınlarda Sırbistan’a özgü yiyecekler bulunabilir. Ben de hemen Sırbistan’da tadamadığımız Strudel’den görünce daldım bir Pekara’ya. (Sırbistan’da Pekara deniyor fırınlara) Sonra tabi cüzdanımda da yalnızca çok küçük bir miktar Sırp Dinarı vardı, geri kalanı Kosova’da olduğumuz için Euro. Kadın da çeviremedi Euro’yu Dinar’a. Bedava verdi Strudel’i. İyi ki de para vermemişim, çok çirkindi. İçi haşhaşlı, üzeri pudralı kat kat sarılmış bir hamur işi olarak tanımlayabilirim. Ama hiçbir lezzeti yoktu diyebilirim. Aslında meyve marmelatlıları da var, ama Sırbistan’da kiloyla almaya değecek bir tatlı olmadığına eminim.

SIRBİSTAN TARAFI

SIRP PLAKALARI

KİRİL ALFABESİ

Küçük Sırbistan’da dolaşırken nehir kenarına kurulmuş pazar yerine geldik. Bu Sırp pazarında kaymak, pleskavice gibi Sırplar’ın yerel yiyeceklerini bulmak mümkün. Ülkenin ortasında nasıl bir Sırbistan kurulmuş çok enterasan gerçekten. Ama en dikkat çeken şey Sırp tarafının gerçekten de aşırı bakımsız oluşu. Belki de kendi ülkelerinden kopuk oldukları için hizmet de zor gidiyordur.

Doğrusu “Avrupa'nın tek bölünmüş şehrini görmek” dışında yapacak çok da bir şey yok Mitroviçe’de. Ama yine de günübirlik vakit geçirmek için gayet tatlı bir şehir.

SIRP PAZARI

Biz de Priştine’ye dönmek üzere Bayrampaşa İsa Bey Camii önüne geldik. Bu cami de Kosova'nın en büyük Müslüman ibadet yeri olma özelliği taşıyormuş. Bu caminin karşısındaki binalardaki kahvehaneler, kahvehanelerdeki adamlar ve taktıkları takkeler gerçekten görülmeye değer. Sanki Türkiye’de gibiydik. Hemen cadde üzerinden ilk geçen otobüse bindik, doğruca son saatlerimiz için Priştine’ye.

İSA BEY CAMİİ

TAKKELİ AMCALAR

Priştine’den havalimanına giden herhangi bir toplu ulaşım aracı yok. Her kime sorduysak da herkes tek çözümün taksi olduğunu söyledi bize. Taksi ücreti fix olarak 15€. Ancak hostelimiz bize bir iyilik yapıp anlaşmalı oldukları taksi şirketini çağırdı ve biz de 13€ ödedik. Ama taksi gerçekten de bayağı yol yaptı, en az yarım saat taksideydik herhalde. Derhal bir ulaşım ağı oluşturulmalı havalimanına. Havalimanı da Kosova’nın tek havalimanı, o yüzden sadece dış hatlar üzerine çalışıyor Pegasus’un da online check-in işlemi yapılamıyordu bu havalimanında. O yüzden gişe memurları gelene kadar kapıların oraya gidemedik biz de. Havalimanına gelecekler bir araştırsın yine de kaçak yoldan ucuz ulaşım yolu varmış bulabilirlerse. Bir dahaki nca.nomade gezisinde görüşmek üzere!:)

PRİŞTİNE HAVALİMANI