MISIR GÜNLÜKLERİ - HURGADA

Güncelleme tarihi: 13 Eki 2018


23.07.2017 - HURGADA

Gece 1 gibi başlayan yolculuğumuz yaklaşık 7 saat sürdü. Çok az uyudum. Geziler olunca minimum enerjiyle yaşayabiliyorum ve nedense uyuyasım gelmiyor. 7 saat süren yolculuk bile uzun gelmemeye başladım, günlerdir hayatım bir yerler için yol gidip orayı gezip uyumakla geçiyor. Hem eğlenceli hem de garip oldu ama yaşam standartlarım da çok düştü, bu beni üzmeye başladı. Otele çantaları bırakıp otobüslere tekrar bindik. Kahvaltı vermeyeceklermiş. Dün kendimi cezalandırıp sadece muzla beslendikten sonra artık yemek yemek istiyordum. Ama markete gidip içinde E’li madde olduğunu bildiğim peynir ve yine yeni bir şey tatma arzusuyla tahin helvası aldım. Peynirin sonuna yaklaşınca sanki hafiften bozulmaya başlamış gibi geldi, helva ise çok çirkindi. Sonuç olarak saçma bir kahvaltı daha oldu. Şekeri çok seven bir toplum şekerli ürünlerini nasıl bu kadar kötü yapar onu da anlamış değilim. Sonra günümüzü geçireceğimiz yatımıza gittik. Hurgada Mısır’ın popüler tatil mekanlarından biri. Özellikle burada da Kızıldeniz’e dalış çok yaygın. Bugün tekne ile sadece belli noktalarda durup Snorkel ile dalış yaptık. Ama televizyonlarda gördüğümüz gibi rengarenk balıkların ve rengarenk mercanların içinde yüzemedim hiç. Oralar mutlaka çok derinlerdedir. İlk durağımızda suyun ortasında alçak bir adanın oluştuğu, adanın çevresinin mercanlarla kaplı olduğu bir yerde yüzdük. Ama mercanlar genelde sarı ve kahverengi tonlarında idi, nadiren mor olan birkaç tane gördüm. Ada da hoş manzarası olan bir yerdi, ama adanın üzerinde bile çöp olması artık biraz sinir etti. Oraya o çöpleri nasıl getirdiniz acaba?

TEKNE TURU

İkinci durağımız da suyun derinliği kadar uzun mercan tepelerinin bulunduğu bir alandı. O kadar çok dalgalı idi ki yüzmekte çok zorlanıp hemen çıktım. Ama burada teknecinin attığı yemek artıkları sayesinde birçok çeşit balık etrafımıza dolandı. Siyah- beyaz zebra desenli ve mavi-mor renkte kuyruğu V şekli oluşturan iki çubuk şeklinde olan balıklar çok dikkatimi çekti. Yemek olarak da gemide makarna, pilav, soğanlı domatesli patates, bir parça balık, 2 parça köftemsi bir et ve salata verdiler. Ben patates ve etlerden aldım, gezilerde ne yazık ki istediğim kalitede ve doyuruculukta yiyemiyorum. Amaç yemiş olmak oluyor. Sonra bayağı rüzgarlı bir şekilde döndük. Odalara yerleştik. Bu sefer oda arkadaşlarım bir İspanyol çocuk ve Brezilyalı Arthur. Odalara ayrılmadan önce Pakistanlı Mohsin’in yeni gelen bir Romanyalı ve evdeki orkadaşım Jose’yi kapıp Romanyalı çocuk ile daha konuşmadığım halde benim hakkımda bana baka baka bir şeyler söylemesi bayağı sinir etti. Yüksek sesle söylemesini söyledim eli ile saçma sapan şeyler yaptı. Buraya geldim insanlarla uğraşmak istemiyorum, zorla uğraştırıyorlar resmen. Sevmiyorsan ben de seni sevmiyorum, beni kötüleyerek neye ulaşacaksın acaba. Ben buraya insanlara kendimi sevdirmeye değil, gezmeye geldim. Kafama bir de bunu sokmasınlar.

OTELİMİZ PANORAMA HOTEL VE YANINDAKİ GECE KULÜBÜ

Sonra herkes uyurken tabii ki dayanamayıp ben dışarı çıktım şehir dolaşmaya. Bir defa gelmişiz buraya onu da uyuyarak geçiremem. Şehirde sahili oteller ele geçirmiş. O yüzden sahil kenarında yürümek diye bir şey yok. İçteki yolda biraz yürüdüm. Mısır’da beni hayretle izleyen ilk yer burası oldu, ya yeşil saçlarım çok dikkatlerini çekmişti, ya da turist olmam. Gözüme bir tatlıcı kestirip otele döndüm. Otobüsle yemeğe gittik. Gittiğimiz yer de yürüyerek gidilebilecek bir yerdi. Yemekte tavuk, pilav, patates yemeği, molokhia ve salata verdiler. Beklentimin üzerindeydi. Molokhia burada daha keskin tattaydı. Masada bu sefer Amerikalı Anna ve Chris vardı, öyle bir İngilizce konuştular ki hiçbir şey anlamadım, İngilizce bilmediğimi bir kez daha anladım.

TAVUK, PİLAV, MOLOKHIA, PATATES YEMEĞİ, SALATA

Şansıma gözüme kestirdiğim tatlıcı hemen oradaydı. Yemek sonrası Öykü ve Merve’yi alıp oraya gittim. Adam Suriyeli çıktı. Türkiyeli olduğumuzu duyunca bir sevindi, Türkiye Suriye birdir falan.. İskenderun’a gelmiş, o Arapça biz İngilizce konuşa konuşa anlaştık. Bize tatlılardan tattırdı. Sonunda da 25 Poundluk bir karışık tabağı da sattı. Tatlıların en güzeli adı “Süreya” tarzı bir şey olan revaninin arasında krema olarak basitçe tanımlanabilecek (tabii ki böyle bir şey değil) bir tatlıydı. Üçgen baklava gibi gözüken tatlının da arasında krema vardı o da çok güzeldi. Küçük kırmızı benekli şekerpare, küçük bülbül yuvası gibi baklava… Tatlıları kötü değil ama bizim tatlıların yanında çok basit ve uyduruk kalıyorlar. Tatlıyı bu kadar seven insanların daha güzellerini üretmiş olmasını bekler insan. Tatlıları alıp bir çay bahçesine gittik. Herkes oturmuş maçı izlerken biz de çayımızla tatlılarımızı yedik, çok güzellerdi. Ardından otele döndük.

SURİYELİ TATLICI ADAM


VE MÜKEMMEL TATLILARI


24.07.2017 - HURGADA

Hurghada’daki ikinci günüme erkenden başladım her zaman olduğu gibi. Herkes yorgunluktan ölürken ben yine 7’de ayaktaydım. Bugün iki gruba ayrıldık. Dalış yapmak isteyenler ve safari yapmak isteyenler. Dün az çok gözlükle üstten de olsa gördüğüm için ve Dahab’ta dalıştan aşırı da zevk almadığım için Safariyi tercih ettim ben. 11’de çıkacaktık. Oda arkadaşlarım dalışa gideceği için erkenden kalktılar, duşa girdiler. Duştayken benim de aşırı tuvaletim gelince dayanamayıp lobideki tuvalete girdim. Kapıyı iter itmez kapının kolunun olmadığını onun yerine oraya bir tornavida sokulduğunu gördüm, herhalde açarım diye rahattım. İşim bitti, döndür döndür, sok çıkar olmuyor; telefon da çekmiyordu. Kapıya vurmaya başladım gelen giden yok. Bir günüm daha saçmalıkla başlamıştı. Sonra bir anda tornavidayı tekrar sokup döndürdüm ve kapı açıldı, bayağı rahatladım. Sonra sokakta kahvaltı yapma düşüncesiyle çıktım otelden. Bu arada otelimiz bayağı kötüydü. Öykü ve Merve’nin dediklerine göre kaldıkları en kötü otel imiş. Kapıdaki fiyat listesine baktığımda gördüm ki kişi başı 10-12 TL’ye denk gelen bir otelde kalıyormuşuz.

Şehrin deniz kıyısı otellere ayrıldığı için bir içteki caddeden yürünüyor ve turistik bir şehir olmasıan rağmen çok da turistik kafe tarzı dükkan yoktu. Saat 10 olmasına rağmen çoğu dükkan da açılmamıştı. Sokakta bir apartmanın önünde yuvarlak taş parçalarının üzerinde buranın ekmeklerinden vardı. Ama biraz daha kalın ve tombiş gözüküyorlardı. Hemen almak istedim, kadın gülüştü, utandı, bir şeyler dedi. Meğerse daha hamurmuş, pişmemişler. Kadın çok sevimliydi. Sonra markete giderken o ekmeklerin pişmişini gördüm hemen aldım.

PİŞMEMİŞ EKMEKLER

PİŞMİŞ EKMEKLER

Marketten de ilk defa beyaz peynir aldım, yanına da yoğurt. Otelin oradaki manavdan da yarım kilo domates bir salkım üzüm. Kadınla bir türlü anlaşamadık. Kadın bana yarımşar kilo satmaya çalışıyordu. Çünkü terazide ancak o şekilde ölçebiliyordu. Galiba bir salkım üzüme 5 Pound ödeyip kazıklandım ama kadının derdi kazıklamak değildi. Toplamda kadından 2 TL’lil alışveriş yaptım, benim için çok küçük bir miktar o ve yanındaki çocuk için mutluluk kaynağı oldu o yüzden çok sevindim. Sonra yatağıma kurdum soframı, çiğdemimi de koydum yanlarına, çok güzel bir kahvaltıydı. Ekmekle tereyağı iyi giderdi ama bulamadım.

YATAKTA ZİYAFET

Saat oldu 11, saat oldu 12, saat oldu 13. Bizim gittiğimiz yok, herkes koyun gibi bekliyor. Sözde bize sandviç yaptırıyorlarmış. Erken kalkıp niye yaptırmadınız? Omar geldi sordum Safari’ye gideceğimiz arabalar uzaktan geliyormuş, onları beklemişiz, sandviçler de 1 saatte ancak olmuş. Sandviçler sus payı demiyorlar da. Sabah gördüğüm magneti almamıştım nasıl olsa akşam şehrin çarşısına gideriz diye şimdi hiç alamayacaktım, muhtemelen geç kalacaktık, sinir oldum kendime ve onların plansızlığına. Sonra geldi elimize bir falafel sandviç bir de patates kızartması ekmek arasında. Bana ekmek arası patates kızartması yedirdiler ya… Neyse ki yola çıktık, 4x4 lerimiz ile. Arabada birbirimizden nefret ettiğimiz Sayko vardı, Mısırlı görevli. Arabayla selfie çekti, sonra Snapchat Hikayesi’ne koyarken benim üzerimi karaladı. Mısır’ı gezmeye mi geldim, insanlarla uğraşmaya mı anlayamadım. Kendi haksızdı, onun yüzünden kötü başlamıştı seyahatim, ilgisizliğinden kimse almamıştı beni havaalanından, piramitlerde sanki kendi gezecekmiş gibi piramitlerin içine bilet aldım diye sinirlenmişti. Gıcık kapmıştı bana ben de ona. Sonra bir yerde durduk, ve benle selfie çekilmek istediğini söyledi, ben de istemediğimi, onu sevmediğimi vs. her şeyi söyledim. Hemen üste çıkmaya başladı. Ben de en son bunu şu an konuşmayalım, eğlenmek istiyorum dedim. Kafamda bir şey yok iken mutlaka kafama bir şey sokuluyordu, sinir ettiler yani. Çöle vardık. Çölde “programlı” bir gün bizi bekliyordu. Önce Bedevi Çayı ikram ettiler, paslanmış, bozulmuş minik emaye bardaklara göz yumarak içtim. Sonra 3-4 dakikalık deve turu yaptılar. Deveyi kullanan Bedevi kadınlar simsiyah giyinmişlerdi. Deveden bizi indirmek için deveye diz çökmesi için “kıs kıs” ses çıkartıyorlardı.

DEVE GEZİNTİSİ

Deve binmesinden sonra “Terrarium” a geçtik. Terrarium Mısır’a özgü sürüngenlerin akvaryum içinde bulunduğu bölümdü. 20 Pound verip girdim. Boynuma yılan, kafama kertenkele derken bir sürü fotoğraf video. Adam rahatça eline alıyor. Hatta kobrayı kaldırtıp onu sinirlendirerek oynadı. Mısır’ın 3 dakikada öldüren en zehirli yılanı da oradaydı. İyi ki dalışa gitmemiştim. Bunları görmek beni daha çok heyecanlandırıyordu.

YILAN & NCA

Ardından Bedevi ailenin gözleme yapmasını izledik. Tıpkı bizim gibi saçta gözleme yapıyorlardı. Hamur sadece un ve sudan oluşuyormuş. Çok güzeldi gözleme, Türkiye’de en sevdiğim şeylerden biridir. Ardından ailenin el emeği ürünlerinin olduğu odaya geçtik. Baş ağrısını ve romatizmayı geçiren krem tarzı ürünler vardı. Aslında Türk parası ile uygun fiyattalardı ama normale göre pahalı olduğu için almadım.

Çölde yaşamanın tek yolunun kuyu bulmak olduğunu söyleyen rehberimiz, oradaki kuyuyu gösterdi. Yaklaşık 500000 Pound a kuyu kazılıyormuş. Çölde kuyu olduğunu anlamak için iki yol varmış. Orada akasya ağacı yetişiyorsa ve bir deve bir yere oturup 1 saat kalkmıyorsa su bulundu demek imiş. Sıra geldi ATV’ye. Mısır’da ilk kez denediğim en eğlenceli şeylerden biri. 60 Pound’a bindik. Bizi illa ki tek çizgi halinde götürmeye çalışsa da adamı çıldırta çıldırta hiç çizgi olamadık. Bizi bir yerde 3 tur döndürdü ve geri götürdü. Bu sefer ben isyan etmeden herkes isyan etti ve bizi bir tur daha daha güzel şekilde gezdirdi. Dahab’taki daha güzeldi, ucuz olunca böyle oluyor tabii.

ATV

Yemek vakti geldi. Yemek pilav, makarna, patates yemeği, dondurulmuş köfte, salata. Normalde olsa sadece salatayı yiyeceğim menüden patates, köfte ve salata yemek zorunda kaldım aç kalmamak uğruna. Aç kalsam da yemeyeceğim galiba bundan sonra. Vücudum konusunda psikolojim çok bozuldu artık. Atladık 4X4 lere, eğlence vardı. Bizi ortada pistin etrafında sandalyelerin olduğu bir yere getirdiler. Düğün yeri gibiydi. Dansöz çıktı, sadece dönerek ışıklı kıyafetleriyle dans eden bir çocuk. Değişik bir akşamdı. Şansıma orada hediyelik eşyacı vardı. Hemen magnetimi aldım. Ne olur ne olmaz ki iyi ki almışım dönünce çarşıya falan gitmedik. Magnetimi aldığım için de hiç tartışmaya da girmedim. Otelin oraya varınca Merve ile hızlı hızlı tatlıcımıza gittik. Bizim “Süreyya” diye adlandırdığımız tatlıdan alalım derken adam yine bir yığın tattırdı ve bir yığın alıp çayla yedim sonra. Vücut gidiyor valla elden… Biz toplamda 10 TL lik alışveriş yaptık ama adam çok mutlu oldu onun için 50 TL gibi bir şeydi çünkü. Hurghada’dan gittiğimiz için üzüldü, biz de üzüldük o amcayı göremeyeceğiz diye.. En arka köşede yolculuk başladı Kahire’ye, güzel uyudum.Kafamı bir kere ön koltuğa geçirsem de, cama çarpsam da birkaç defa alıştık öyle uykulara. Zaten yıl boyunca okul Shuttle’larında az uyumadım. Bu alışkanlıktan kurtulacağım derken yine devam nerede olursam olayım uyumaya. Yolda iken telefonum PowerBank’e bağlıydı, şarj ederken de çok ısınıyor. Öykü ile aramızda idi. Öyküye değdikçe bir sıcaklık geliyordu, rüya ile gerçek arasında sürekli sanki Ökü altına yapmış da sıcaklık geliyormuş gibi hissettim. O sıcaklık geldikçe uzaklaştım Öykü’den. Mola yerinde fark ettim ki Powerbank imiş.

NCA & LİNDA (MYANMARLI)