MISIR GÜNLÜKLERİ - KAHİRE - ISLAK PASAPORT

Güncelleme tarihi: 14 Eki 2018


8.08.2017 - KAHİRE

Talihsiz Serüvenler Dizisi’nin canlı örneği oldum resmen. Otobüste hazır yanım da boş iken rahat rahat uyurum derken birden bir ses, otobüsün lastiği patladı. Etraf karanlık ve çöl. Birden otobüsteki Mısırlılar eşyalarını alıp inmeye başladı, ne olduğunu anlamayıp ben de indim. O sırada 3 tane, sanırım Portekizli kız vardı otobüste. Biraz rahatladım, en azından sadece uyuyan Çinliler dışında turistler vardı. Sonra herkes toparlanıp bindi, biraz daha bu şekilde gittik ve tekrar durduk. Ben de yine inmenin ne manası var derken bütün Mısırlılar koşarak gitti neredeyse. Kızların da hareketlendiğini görünce ben de indim. Meğerse arkaya otobüs gelmişti, yolcuların bir kısmı oraya aktarılmıştı. Biz geri bindik, tekrar durunca beni ve o kızları alıp bir otobüse götürdüler. Sadece iki kişilik yer varmış, kızlar da ayrılmak istemediği için ben tek başıma o otobüse bindim. Biraz daha varoş bir otobüstü insan tipi olarak.

TEKER PATLADI!

Bitmek bilmeyen yolculuk ile Kahire’ye varmıştık ki talihsizliğimle bu otobüsün de tekeri patladı. Kahire'nin girişinde, İstanbul’un Tuzla’sı gibi bir yerdeydik. Yine bazıları koşturarak indiler , taksi aramaya başladılar. Ben de zaman kaybetmeden Uber çağırıp konsolosluğa gideyim derken ön tarafa bir otobüs geldi, herkes koşuşturarak ayakta yer kaptı. Kocaman çantamla bir yere giremiyordum, ayaklarımı birinin ezmesine izin vererek resmen işkence ile Tahrir Meydanı’na yakın bir yerde indik. Oradan otobüsle meydana gittim. Cilantro denen kafede kruvasan ve sıcak çikolata söyledim. Üstümü değiştirdim, şimdi Fransızlar’a kendimi beğendirmem gerek diye düşünüp. Sonra Giza’daki Fransız Konsolosluğu’na gittim. İçerideki danışmaya söylediğim gibi bir kadın gelip Luxor’daki bey mi geldi? dedi, dün bana atar yapan kadındı. Dünkü gerginliğiniz yok gibi dedi, espriler falan. Arkadan esmer bir genç adam geldi, gayet sevecenlikle beni karşıladı , o da dünkü telefondaki adamdı. Hiç beklemediğim bir samimiyetle karşılandım, hemen bana Acil Pasaport yapılmaya başlandı. Adam geçen yıl Türkiye’ye gelmiş, hatta Resul Odabaş’a dövme yaptırmış göğsüne, onu bile gösterdi. Mısır bende Fransız sempatisi oluşturdu resmen. Croissant bağımlısı yaptı önce, sonra da Mısır’daki en yardımcı insanların Fransızlar olduğunu görünce içimden “Vive la France” haykırışları…

Pasaportum oldu ve adam şimdi yapmam gerektiğini söyler söylemez işin zorlu olacağını anladım: “Mogamma’ya gidip vizenin damgasını bastırmak!” Ülkenin başkentinde, en büyük devlet dairesinde böyle ilkellik, böyle cahillik, böyle kargaşa olamaz… Yazasım bile gelmiyor,detaylara girmeyeceğim.

MOGAMMA

Soru sorduğum ilk gişeden itibaren gitmediğim gişe, girmediğim sıra kalmadı. Sıra bana geliyor, hayır buraya değil şuraya gideceksin deniyor, ya da fotokopi çektireceksin vs. Artık en son ağlaya ağlaya işlerimi halletim. Aslında halledemedim. Gişedeki kadınlar daha beni dinlemeden elimdekinin ne olduğunu anlamadan bana gir diyorlar, ben de en sonunda beni dinleyin, herkes beni yolluyor diye diye zorla kendimi dinlettim. Bana kadın tamam Cumartesi gel basalım damgayı dedi. Ben de çıldırdım ve Cumartesi ülkeden gideceğimi söyledim, ardından çaktırmadan gidiş tarihimi yarına aldım ki hallolsun diye. Zar zor polisler arasında gidip gele gele hallettik. Bu sefer benden para istediler, para yok. Gittim bankakartımdan para çekilmiyor. Muhtemelen kalmamış, öbürünü denedim onda zaten yoktu biliyordum. Son çare olarak “Nolur!” diye diye yanımdaki kadının manasız bakışları eşliğinde karttan para çıktı. Para bulamasaydım ne olacaktı hiç bilmiyorum. Neyse yarın sabah damga basılacak ve bu iş hallolacak sanırım. Umarım olur ve bu ülkeden derhal gidebilirim.

Para çıkan karttan biraz daha para çekebildim en azından ve eve döndüm. Artık para harcayasım gelmiyordu. Marketten yumurta, peynir, domates, yoğurt aldım, Çinli çocukların lahanası da vardı. Tüm çaresizliğimin üzerine güzel bir yemek oldu, Noir Désir’den "C’est la Manie" eşliğinde.



9.08.2017 - KAHİRE

Yattığım yerde bile talihsizlikler beni bırakmıyor, Mısır bana ilkleri yaşatmaya devam ediyor. Bu sefer gece uyurken hayatımda ilk defa bacağıma kramp girdi. Kramp mı ona da emin değilim. Hayatımda hiç yaşamadığım bir şeyin tanımlamak da zor bayağı bence. Ama böyle kasım sanki oyuluyormuş gibi değişik bir histi. Sabah kalktığımda da bacağımı kıpırdatamıyordum. Sanki birden kasım kısalmıştı ve esnekliğini kaybetmişti. Biraz Point & Flex ile açsam da bütün gün yürümemi zorlaştırdı. Mutlu edici sağlıklı bir kahvaltı sonrası doğruca Mogamma. Cehennemin kapıları erkenden açılmıştı bana her ne kadar 9 deseler de. Yine de gişe 38’in ön sıralarındaydım. Bekle bekle, bu sefer bana verdikleri numara başkasına da verildiği için dünkü yere tekrar gitmem gerekti. Bunu tüm yabancılarla ilgilendiği halde tek kelime bile İngilizce bilmeyen memurdan değil, yanımda beni dünden hatırladığını söyleyen Faslı, Arabistan’da yaşayan ve aynı zamanda Mısır vatandaşlığı için çabalayan kadının yardımlarıyla öğreniyorum. Kızı da Mısır’da tıp için her yere başvurmuş, ama daha hiç kabul alamamış, onun derdindelerdi. Hala elle yapıyorlarsa bu işleri kim bilir nasıl karışıklıklar çıkıyordur. İçeride öyle bir kağıt yığınları vardı ki, aradığını bulamazsın. Neyse oradaki adam benle geldi halletti işleri, bu sefer saat 13’te gel dendi, pasaportumu aldılar, artık halloluyordu! GAD’a gidip ballı kaymaklı fitir yemeye karar verdim, yemez olaydım ekşi gibiydi ilk yediğim kadar beğenmedim. Mısır yemeği bitti dedikçe deniyorum ve olmuyor, artık kesinlikle yok! 12.30 gibi önden sıra kapayım diye gittim. O saatten itibaren en önlerden takip ettim. Tüm dünya vatandaşları toplanmış gibi kadının önüne kağıtlar geliyor, kadın “Endonezya, Amerika, Kanada” derken benim pasaportum bir türlü ortaya çıkmıyordu. Mesai saatleri bitmek üzere, biz 3 Fransız, 1 İtalyan ve birkaç kişi kaldık. Bina temizlenmeye başladı, bir kadın birkaç polis kaldı. Ben içimden pasaportum kayboldu, benimki yarına kaldı, eve gidemeyeceğim moduna girdim. Uzun çabalarımız sonucu pasaportlarımız geldi.

PASAPORTLARI TESLİM EDEN MEMUR

Fransız kadınla çıktık. Bana orada yardımcı oldu falan. Mısır bana Fransız sevgisi aşılattı resmen. Türbanlı olan bu kadının annesi Mısır’da yaşıyormuş, doksan yaşında olduğu için ona bakmaya geliyormuş Fransa’dan , kocası muhasebeciymiş. Kız kardeşi de dinine daha uygun bir hayat yaşamak, çocuklarını Arap usulünde yetiştirmek için İskenderiye’ye yerleşmiş. Duymadığım hayat hikayesi de kalmadı resmen.

Pasaportumu olabildiğince korumalı bir şekilde saklayarak eve döndüm. Artık ev hazırlıkları başlasın.


10.08.2017 - KAHİRE

Robot İspanyol çocuk dün tam yatmadan bana mesaj attı, sabah 5’te gelecekler imiş, uyanık olup kapıyı açacakmışım. Anahtarı ben de diye bana söylüyordu. Ben de evdeki Ürdünlü çocuğa da mesaj attım, haberi olsun ben uyanamazsam diye. Sabah 5 olmadan uyandım, öbür çocuk da uyanmış onları bekliyordu. Sonra ev grubuna mesaj attı, meğerse 7-8 civarı geleceklermiş. Çok geç kalkmayacaktım ama, gelecekler diye erken kalmış ve öbür çocuğu da uyutmamıştım, sinir oldum gerçekten robot ve düşünmeden hareket ediyor resmen.

ROBOTUN PİS AYAKLARI

Valizimi hazırlamaya başladım. Taşlar, lambalar, çöl kumu, broşürler, biletler, magnetler… Bir de 40 küsur günlük kıyafetler… Sığamıyorum valize.

Sonra City Stars alışveriş merkezine gittim. Her zamanki alışkanlığım ile çerezciye gidip bir sürü çerezi sanki hayatımda ilk defa tadıyormuş gibi tattım. Wasabili kaju ve füme badem favorim. Gourmet denen lüks marketten 250 g füme badem aldım ev için. Deniz de geldi, beraber oturduk. AVM interneti sömürüp Port Said videomu yayınlayacaktım ki kullandığım müzikler sebebiyle telif haklarına karşı geliyordum ve yayınlayamadım. Bir türlü yayınlayamadım yani. Son kez biraz dolaştık, nerdeyse her şey Türkiye’den daha pahalı ünlü markalarda. Ve yemesem içimde kalacak olan Cinnabon adlı tatlıcıya girdik. Amerika bazlı bir tatlıcıymış. Cinnamon roll yani tarçınlı hamur ruloları yapıyorlar ve üzerine adamın erimiş peynir kreması dediği beyaz bir sos dökülüyor. Önünden her geçişimde mide bulandırıcı kokusu ile nasıl yiyorlar diye düşündüğüm bu tatlı gerçekten mükemmeldi. Önce klassik ardından çikolatalı yedim. Mükemmeldi. İyi ki son güne saklamışım, yoksa bağımlısı olurdum.

KAKTÜS & SUKKULENTLER

AVM’den çıkıp Deniz eve döndü, ben ise kaktüs avına. 2 çiçekçiye gittim ve kaktüslerden saksı almayıp uçağa bineceğim bahanesi ile parçalar kestirdim sadece. Toplam 10’dan fazla çeşide 10 TL ödedim. Umarım tutarlar. Bir çiçekçideki kaktüslerin nerdeyse en güzel parçalarını kestirdim adam sorgulamadı bile. Türkiye’de olsa öldürsen bir parça vermezdi. Çiçekçilerin dışında bir de daha önceden sokaklarda gözüme kestirdiğim yerlerden de birkaç parça kopardım. Evde de küçük bir kutu buldum. Bavula sokması kaldı. Yarın da alacağım birkaç yiyecek ile Mısır bavulumu da kapatıyorum.



11.08.2017 - KAHİRE

Son gün! Bir ülkede 30 günden fazlası gerçekten zarar! Deniz ile dün çektiğim kapanış videosunda söylediğim gibi… Ya da 30 gün bir ülkede yaşayabilme sınırı. 30 günü aştıktan sonra düzen kurulmaya başlanıyor gibi. Market yerleri, ucuz ulaşım, güzel beslenme denemeleri vs. Ama ben artık başıma bir şey gelmesin diye pek evden çıkmadım. Bilgisayara foto atma, günlük hazırlıkları, paylaşımlar, yani sırf sanal dünya. Artık Mısır yemeği yememeye karar verdiğim halde son kez ilk defa dün yerini keşfettiğim için üzüldüğüm Hosny Restaurant’a gittim. Yine abartılı bir şekilde Güvercin çorbası, Tajin Akawi ve Havavşi yedim. Güvercin çorbası çok da hoşuma gitmedi, kuşun et suyuna soğan, biber, domates ve kuşun bacaklarını koymuşlardı. Ama kuşu iyice ütülememişlerdi, bazı tüyleri duruyordu. Ama iyi ki tatmışım, yoksa aklımda kalacaktı. Tajin Akawi ise muhteşemdi. Tajin buradaki güveç yemeklerine verilen ad. Daha önce Öykü’nün bamyalı Tajin’inden tatmıştım. Ama daha da güzeldi.


GÜVERCİN ÇORBASI

TAJİN AKAWİ

Sanki hayvanın omurilikleriydi tam bilemiyorum ama içi kemik dışı yağlı et olan parçalar , domatesli soğanlı havuçlu pişirilmişti güveçte, çok çok lezzetliydi. Mısır’da daha fazla Tajin tatmalıymışım.

Bir de ilk yediğim zaman bir daha yemem dediğim Havavşi’den 3. kez söyledim. Buradakiler minik minik idi ve yediğim en iyi Havavşi idi. Diğerlerinde sanki ekmek arası kıyma iken bunda ekmek arası köfte gibiydi, içindeki kalın kıyma çok da pişirilmemişti ve pembe pembe idi. Çok beğendim, ama yediklerimin yanında biraz fazla kalmıştı.

MİNİ HAVAVŞİLER

Biraz Nasr City sokaklarında dolanıp son kez Mango suyu da aldım, ishal olsam da eve gidiyordum, sorun olmaz…

Bavuluma kaktüsleri de yerleştirdim, aldığım antini kuntilerin bir kısmı elde bir kısmı valizde, bakalım yarın ne maceralar havaalanında. Bir de sabah buranın küçük yeşil limonundan, kurutulmamış hurmasından, bakla çeşitlerinden de aldım. Götürmediğim şey kalmasın! Bakalım yarın x-ray’den geçerken ne tepki alacağım?

SON MANGO SUYU