MISIR GÜNLÜKLERİ - PORT SAİD

En son güncellendiği tarih: 13 Eki 2018


20.07.2017 – PORT SAİD

Trenim saat 6.10 da idi. Saat 4’te kalkıp hazırlanmaya başladım. Yalnızca 3 saat falan uyumuştum. Hazırlanıp aşağı indiğimde apartman kapısının kilitli olduğunu gördüm. Burada kapılar bizdeki gibi değil. Kapıcı tarafından gündüzleri açılıyor kapılar, gece de kilitleniyor. Benim de anahtarım olmadığı için eve geri döndüm. Mohsin adındaki hiç sevmediğim Pakistanlı çocuk açtı kapıyı, aşağıdaki kapıcının evininin kapısını çalıp kapıyı açtırmam gerektirdiğini söyledi. Ama halbuki kendinde anahtar olduğuna emindim. Evde uyuyan diğer insanları da anahtar için uyandıramayacağını söyledi, halbuki ben çıkmadan 10 dk önce falan uyumuşlardı. Bana sinir oluyor kesinlikle o yüzden böyle yapıyor, neyse benim de onu sevdiğim söylenemez. Tanımadığım insanları sabahın 4’ünde uyandırdım. Kadın biraz sinirli bir şekilde kapıyı açtı. Neyse ki çok gecikmeden çıkabildim.

Tren Garı’nın içi hoştu, Ortada küçük bir piramit, bir duvarda kocaman eski bir kapı. Bir de garın maketinin olduğu bir camekan vardı. Bir de baktım camekanın içi bir sürü fotoğrafla dolu. Önce dedim acaba bir saldırı oldu da o yüzden mi böyle bir şey yapmışlar. Sonra öyle olmadığını anlayınca eksik kalmamak için ben de bir fotoğrafımı camların arasından oraya yolladım.

KAHİRE TREN GARI

GAR MAKETİ & FOTOĞRAFLAR

TRENLER

Klimalı tren vagonuma yerleştim. Sözde daha kaliteli bir sınıfta yolculuk yapacaktım. Her yer pis, koltuklar yıpranmış. Mısır’dan ne beklenir ki zaten… Başladık yolculuğa , tren o kadar ama o kadar yavaş hareket ediyordu ki sanki sürekli yavaşlamaya çalışan bir araba gibi. Birçok durakta durduk, bir sürü şehirden geçtik. Nil deltasından gidiyordu tren, o yüzden her taraf yeşillik, tarla. Hurma bahçeleri, buğday, mısır tarlaları, mango bahçeleri. Bazıları tarlaların kenarına Frenk İnciri’inden çitler yapmıştı. Bu kadar mango ve Frenk inciri bolluğunun olmasına şaşmamak gerekir yani. Belli bir duraktan sonra bir adam gelip onun yerinde oturduğumu söyledi, meğerse yanlış vagona girmişim Hemen doğru yerime gittim, obez bir kadının yanındaki torunlarını kaldırdım ve yerleştim yerime. Kadın o kadar pisti ki… Yol boyunca kabak çekirdeği yedi, kabuklarını bir bardağa doldurdu, kimi zaman kabuklar üstüne düşüyor hiç aldırmıyordu. Sonra kabukları başka bir bardağı alıp boşalan bardağı göbeğine koyup şişeden su doldurdu. "Nolur dökülmesin" diye içimden geçirirken kadının tüm parmakları suyun içine girdi, ama ne olacaktı ki içiverdi, tabi hafif de olsa biraz çantasına da döktü. Bayağı bir keyifli yolculuk geçirip gitti. Ben de hemen cam kenarını kaptım. Tarlaların videolarını çekiyordum. Bir polis gelip bir şeyler dedi, sanırım fotoğraf çekmemi istememiştim. Tam anlamamıştım. Sonra videolar çekmeye devam ettim, yanımdaki adamlar bana kızdı. Sanki ülkenin gizli fotoğraflarını çekip yayınlayacaktım. Sizin ülkeye turizmi canlandırmaya geldim, siz benim fotoğraf çekmeme bile izin vermiyorsunuz. Bu ülkede turizm canlanmaz onu anladım. Ardında hiç beklemediğim anda polisler geldi, pasaportum incelendi. Bir ara telefonumu istedi, ben de saflığa gelip “No, no” diyip çekmeyeceğim işareti yaptım. Alıp tüm fotoğraf ve videoları silebilirdi, en azından onu engelledim. 5 dk sonra pasaportumu getirip böyle bir şey yapmama gerektiğini söyledi.

TRENDE ÇEKEBİLDİKLERİMDEN

Benim oturmadığım taraf Süveyş Kanalı’nı görüyordu, her halde o tarafı çeksem beni hapse atarlardı. Yavaş yavaş vardık Port Said’e. İner inmez bir mutsuzluk kapladı içimi. Yalnız başıma nereye gelmiştim, dönüş biletim yoktu, napacaktım? Bir süre bu moddan çıkamadım. İnşaat halindeki garın gişe kısmına gittim, yüzüme bakan yok, ancak Arapça bilsem bağırarak konuşup kendimi duyurmaya çalışmam gerekirdi. Orada oturan gişeci olmayan bir adam sordum. Bana tren saatlerini söyledi ama bilet kalmamıştı geç saatlere. Bana otobüsle gideceğimi, taksicinin götüreceğini, her saat başı otobüsün olduğunu her cümleyi söylerken en az 30 saniye bekleyerek anlattı. Pek güvenemeyip Haritalar’dan Turizm Ofisi’ni buldum, oraya yaklaşık 1 saat yürüdüm. Bulamayacağımı bile bile, çünkü şehrin merkezinde olması gereken ofis dış taraftaydı. Sonuç olarak bulamayıp taksi ile merkeze döndüm. Kanalın kenarında yürüdüm. Bulunduğum şehir Port Said ile karşılıklı bulunan diğer şehir ise Port Fuad. Aradaki kanalı sürekli kalkan arabalı vapurla geçiyor insanlar. Önce bir kruvasan aldım. (Mısır’da çok güzel yapıyorlar ve ucuz!) Sonra paralı mı parasız mı bilmeden bindim vapura, artık tutuklayacaklar beni diye…




PORT SAİD ŞEHİR MERKEZİ

Port Fuad tarafından Port Said’te bulunan Süveyş Kanalı Ofisi çok güzel gözüküyor, bu bina 1869 yılında kanal açıldığında hizmete girmiş, o zamandan beri kanalın işleyişi ile ilgili tüm resmi işler orada halledeliyormuş. Şehrin de simge yapısı haline gelmiş bu bina, ama halk ziyaretine kapalı tabi.

SÜVEYŞ KANALI OFİSİ

Port Fuad tarafında ise kayda değer pek bir şey yok açıkçası. Ama camisini es geçmemek gerekir. Upuzun iki minaresi ve mimarisi ile göz dolduruyor. Buraya Port Fuad isminin verilmesinin sebebi ise Fuat Paşa’nın kanal yapıldığı zaman bu şehrin kurulması için ilk taşı koymasındanmış; bunu da meydanda bulunan Fuad Heykeli’nden öğreniyorum.

PORT FUAD

Port Said tarafına geçip taksiyle Port Said Askeri Müzesi’ne gittim. Bana biletin 50 Pound olduğunu söyledikleri zaman trenle buraya 40 Pound’a gelip bu parayı pek vermek istemedim. Sonra tabii ki de içim içimi yemeğe başladı ve Mısır’da gezdiğim en küçük müzeye en çok parayı verip girdim. Müze Port Said’te İsrail, İngiltere ve Fransa ile yaşanan savaşlar ve Süveyş Kanalı’nın yapımıyla ilgili küçük çapta bilgiler veriyor. 1859 yılında yapımına başlanan kanal tam 10 yılda kazılmış. En başta yılda 200.000 bin işçi ile kazılmaya başlansa da kazıma makineler ile devam edilmiş. Kazım sırasında

yüzlerce işçi hayatını kaybetmiş. Büyük açılışa Fransız devlet başkanı Bonaparte’ın karısı Eugenie başta olmak üzere birçok devletin yetkili makamları gelmiş. Daha önce de söylediğim gibi bunlar Kahire’deki Cezire Adası’nda yaptırılan sarayda ağırlanmışlar. Kanala dair proje ise ülkedeki Fransız mimar Lesseps tarafından ortaya atılmış, Said Paşa tarafından onaylanmış. Hatta Lesseps’in kaldırılmış heykelinin kaidesi hala şehrin bir ucunda duruyor. 1956 yılındaki Kanal Krizi sırasında kaldırılmış. 1956 yılında Abdel Nasser kanalın millileştirilmesini sağlamış. Nasser sonrası Sadat da İsrail ile barışı sağlamış.

PORT SAİD MÜZESİ

Müzeden çıkıp şu dönüş işini halletmek üzere Turizm Ofisi’ni aradım ve bana taksi tutup bir an önce bilet almam gerektiğini söyledi, Taksinin de 8-10 Pound tutacağını söyledi. Sonra taksici benden 15 Pound isteyince, taksiciyle mücadele başladı. O Arapça ben İngilizce konuşuyor, anlamadığımız halde kavga ediyoruz. En sonunda Turizm Ofisi’ni aradım ve kadınla tartıştırdım. Sonuç olarak 5 Pound fazla ödemedim. Saat 19.00’a 40 Pound’a Kahire biletim hazırdı. Hemen taksiye atladım, şehir merkezine, bu sefer taksici benden 20 Pound istemez mi! Ben de kavga ede ede 12 Pound’a düşürdüm. Bu kafayla bunlar turizmi çok çok zor geliştirir.

Yemeğimi yemek üzere El Borg Restaurant’a gittim, deniz kenarına. Karides çorbası, ızgara balık, karides köftesi, tahini, babaganuş, yeşil salata ve muhallebiya yedim. Karides Çorbası çok çok lezzetli idi. Gerçekten Mısır çorbaları harika. Turuncu suyunun içinde karidesler… Baharatları çok iyiydi. Karides köftesi ise sadece kızarmış unlu yumurta tadındaydı pek bir özel yanı yoktu. Mezeler de fena değildi. Izgara balık ise alüminyum folyo da geldiği için beni rahatsız etse de sağlık açısından çok çok lezzetli idi o da. Üzerindeki soğan ve domatesler dışında balığın üzerine de özel bir sos sürülmüştü sanki. Ama ne balığı yediğim hakkında hiçbir fikrim yok. Balığın üstüne de tatlı olarak güveçte fırınlanmış muhallebi yani Muhallebiya getirdiler. Güzel bir ziyafet çektim ve sadece 100 Pound tuttu yani 20 TL. Menüdeki fiyatları yanlış mı hatırladım bilmiyorum ama sanki az para almışlardı, üstelik tatlı da ikramdı.


KARİDES ÇORBASI, BABAGANUŞ, TAHİNİ, YEŞİL SALATA

IZGARA BALIK & KARİDES KÖFTESİ

MUHALLEBİYA

Şehirdeki son saatlerimi de Akdeniz kıyısında geçirdim. Dahab’tan sonra burası biraz daha farklı bir kesime hitap eden bir plajdı. Dahab’taki açıklık burada yokru. Plajdaki şemsiyelerin altına masalar ve sandalyeler konmuştu. İnsanlar resmen plajda piknik yapıyor, bir kısmı da deniz giriyordu. Doğal olarak pisti plaj. Plajın ilginç bir özelliği ise kıyıya vurmuş yüzlerce beyaz deniz kabuğu. Hepsi kusursuz ve beyazdı neredeyse. Tabii ki hemen cebe birkaç tane attım. Zaten valizimin bir köşesi çöl kumu, dağ taşı, deniz kabuğu gibi şeylere ayrılacak.

PORT SAİD PLAJI - AKDENİZ

PORT SAİD PLAJI & DENİZ KABUKLARI

19.00’da başlayan otobüs yolculuğum yaklaşık 3 saat sürdü. Trene göre oldukça konforlu ve hızlıydı. Ama eve geldiğimde kimse yoktu bana kapıyı açacak, sokakta kalmıştım.

KAHİRE OTOBÜSÜ