DOĞU EKSPRESİ

En son güncellendiği tarih: 16 Eki 2018


20-26 Ocak 2018

Kasım ayı civarında, sömestir tatilinde gitmeye karar verdiğimiz Doğu Ekspresi-Kars-Ardahan gezimizin Türkiye çapında bu kadar popüler olacağını tahmin edemezdik. Sosyal medyanın gücünü kanıtladığı durumlardan biri oldu Doğu Ekspresi. Kars’ta da turizm bu sayede patladı.


Doğu Ekspresi treni aslında Ankara’dan kalkıyormuş fakat Ankara Tren Garı’ndaki yenileme çalışmalarından dolayı Kırıkkale Irmak istasyonuna Ankara Tren Garı’ndan otobüsler kalkıyor. Ankara Tren Garı’nın yanına YHT için havaalanı gibi çok hoş bir terminal yapılmış, modern, restoran ve mağazaların olduğu. Ama eğer trende yanınıza yiyecek alacaksanız buraya bırakmayın. Migros Jet bulunmasına rağmen taze meyve ve sebze bulunmuyordu. Bu sebeple minimum yiyecekle yola çıktık.

ESKİ ANKARA GARI

YENİ ANKARA GARI

Tren garından kalkan otobüsler yaklaşık 1 saatte Irmak Tren İstasyonu’na varıyor. Vardığımızda trenimiz bizi bekliyordu. Girer girmez yemekli vagondan bir masa kaptık. Doğu Ekspresi o kadar popüler oldu ki kuşetli ve yataklı vagonlarda yer bulmak imkansız. Sürekli insanların şans eseri tren bileti bulma hikayelerini dinledik ama biz o şanslılardan değildik. Tren biletleri bir ay öncesinden açılıyor. Saat 8 civarında açılıyor bilet sayfası fakat açıldığı ana denk gelseniz bile kuşetli ve yataklı vagonlar dolmuş oluyor. Bu konuda TCDD ile görüştüm, fakat en sonunda görüştüğüm kadın suratıma telefonu kapattı. Biz de pulman vagonda gitmeye karar verdik. Pulman vagon normal otobüs gibi. Ama otobüsten çok daha iyi. Koltuklar gayet geniş, arkaya yatırınca arkanızdaki sıkışmıyor. Pulmanda olmanın bir güzel yanı da sürekli hareket halinde olmak. Çünkü öbür türlü kendi odanızda takılırken, biz sürekli yemekli vagon ve kendi vagonumuz arasında dolandık. Yemekli vagonda arada bir gıcık bir görevli kendi yiyeceğimizi yiyemeyeceğimizi söylese de bir iki çay alıp uzun süreler idare ettik. Arada masanın olması çok iyi oluyor.

KUŞETLİ VAGON

YEMEKLİ VAGON

Bu kadar pulman dedik, sevgili yoldaşım Elif Taş sayesinde pulman nereden geliyormuş öğrendik. George Pullman tarafından 1867 yılında kurulan Pullman Company vagon üretmeye başlamış. Aslında ürettikleri vagonlar bizim bugün kuşetli dediğimiz vagonların başlangıcı imiş. Üst raflar açılarak, koltuklar da çekilerek yatak oluyor, bu koltukların etrafına da perde çekilerek mahremiyet sağlanıyormuş. Yani pulman aslında vagon üretici firmanın adından kurucusunun soyadından geliyormuş. Keşke pulman vagon da eskisi gibi olsaymış..

PULMAN

Ankara’dan otobüsler 18 gibi kalkıyor. Yanılmıyorsam 19.20’de de tren harekete geçti. Yol uzun fakat gece trende yolculuğunun pek de bir esprisi yok. Sağın solun kapkaranlık. Ancak şehirlerden geçerken biraz ışıklar. Yerleşim yerlerinden geçerken kendi kendine “Şu insanlar evlerinde oturmuş rahat rahat uyuyor, ben şu trende ne yapıyorum” diye düşünmüyor değil insan. Çünkü 12 civarında yemekli vagon kapanınca tıpış tıpış gideceğimiz yer pulman vagon. Instagram’da odasına tüp getirip çay demleyen, renkli ışıklar ile süslediği odasında fotoğraf çekilenlerden değiliz maalesef.

Rojda ve Elif ile arkadaşlığımız lise hazırlık yılına dayanır yani 2011. Galatasaray Lisesi’nde Fransızca Hazırlık senesinde aynı sınıfa düşmüştük. Yıllar geçtikçe değişen sınıflar, ayrı şehirlerde üniversiteler derken bu gezi bizi tekrar bir araya getirdi. O yüzden konuşacak şey bitmiyordu. Fakat pulman yolcuları biraz daha ciddi tabii. En son yemekli vagonda gençleri gaza getiren kadın sayesinde herkes bağıra bağıra şarkı söylerken, pulmanda bir adam tarafından uyarıyı aldık:”Karım ve çocuğum sizin yüzünüzden uyuyamıyor!”. Neyse biz de biraz daha konuştuktan sonra uykuya geçtik. Mısır sonrası neresi olursa olsun uyuma alışkanlığı kazandım. Gayet güzel uyudum. Tabii ki güneş doğmaya başladığı zaman klasik görevimi üstlendim. Hemen Elif’i uyandırıp “Bak güneş doğuyor!”. En sevdiğim şeylerden biri de bu. Yolculuk esnasında uyku ile uyanıklık arası modda iken yanımdakileri uyandırmak. Ama bu sefer benim de o kadar çok uykum vardı ki bunu çok devam ettiremedim.

Bir süre sonra kalktık. Mısır’da çölde olduğu gibi vücudum kendini tuvaletini tutma moduna almıştı. İstesem de yapamıyordum tuvaletimi. Tuvaletler daracıktı ve çok kötü kokuyordu. Gözlemlediğim kadarı ile tuvalet kağıdı da bitmiyordu. Tek sorun sifon çekmeyen insanlarımızdı. O da sifon tuşunu görmemelerinden kaynaklanıyordu muhtemelen.

TUVALET

Kalabalıklaşmadan yemekli vagondan yerimizi kaptık. Ben evden yolluk olarak getirdiğim yumurta ve cevizimi yerken, Elif ve Rojda vagonun restoranından 20 küsur TL’ye aldıkları saçma kahvaltıyı yediler: paketlenmiş bal, beyaz peynir, kaşar, domates, salatalık, ekmek… Yenmeyecek şeyler tabağı.

KAHVALTI TABAĞI

Gündüz yolculuğu ayrı bir güzeldi. Manzaralar müthişti. Sabah karla uyanmıştık. Uzun bir süre bu kar devam etti. Fakat Erzincan’a yaklaştıkça kar azaldı. Vadilerden, dağların arasından, tünellerden geçiyorduk. Erzincan durağında inip büfeden Kete aldık. Kete hamurun arasında un. Unlu börek :). Erzincan’a gelindiğinde mutlaka alınmalı sadece 2 TL hem de. Gezimiz boyunca kete bağımlısı olduk, başlangıcı da bu kete oldu.

ERZİNCAN GARI

ERZİNCAN KETESİ

Ama benim içimde en büyük bekleyiş Aşkale Tren İstasyonu’na gelip Cağ Kebap söylemekti. Aşkale’de söylenen Cağ Kebabı 1 saat sonra tren Erzurum İstasyonu’na vardığında teslim ediliyor. Kebabın bir şişi 9 TL. Gerçekten ete doymak için 2 şişlik dürüm yemek şart. Bir de yanına Kadayıf Dolması. Tel kadayıfın Erzurum’da “kadayıf dolması” olarak adlandırılan ve içine ceviz konularak sarılıp yumurtaya bulanarak tavada ayçiçek yağında kızartılıp şerbetlenmesi ile yapılan tatlıyı biz pek beğenmedik ama denenebilir. Cağ kebap ise mükemmeldi. Parça şeklinde hazırlanan etler soğan, reyhan, tuz ve karabiber gibi baharatlarla birlikte iyice yoğrulup dinlendirildikten sonra yatık döner biçiminde odun ateşinde pişiriliyor. Pişen etler cağ denen şişlere kesiliyor. Şu ana kadar Manisa ve İstanbul’da yediklerime göre kat kat güzeldi. Etleri kalın kalındı. Sanki Erzurum’a hemen varmış gibi anlattım ama saat 5 ‘i bulmuştu. Bu arada kebapçının da numarası 444 1 870.

CAĞ TESLİM

CAĞ KEBAP

KADAYIF DOLMASI

Cağ kebaplarını da bitirdikten sonra Kars’a varmış moduna girdik. Kafamızda yolculuğun bitmesine 1-1,5 saat kaldı gibi bir algı oluştu. Zaten pulmanda arkamızda oturan türbanlı kadın çocuklarına Erzurum’a az kaldığını söylediğinde henüz saat 12 idi. Ama saat 6 oldu, 7 oldu biz hala varamadık. Sanırım hava şartlarından dolayı biraz rötar oluyormuş.

En son nasıl olduysa biz giydik ceketleri, çantaları topladık, bekliyoruz. Tren görevlisi geçerken kaç dakikaya varacağımızı sorduğumda bana demez mi: “Az kaldı, 55 dakikaya varırız…” Bunu duyduğum anda fenalık bastı. Ama bu fenalığı da Kars Valisi’nin karşılaması yok etti. Kars Garı’na vardığımızda trenin kapılarına ellerinde kameraları ile bekleyen bir grup insan birikmişti. Sanki çok önemli insanlarmışız gibi bizi karşılıyorlardı. Bir türlü kapamadım ama karanfiller dağıtıldı, saz çaldılar, türküler söylediler ve beni en çok mutlu eden de çorba ikramı oldu: Kars’a özgü Ayran Aşı çorbası. Genel olarak soğuk çorba olarak bildiğimiz Ayran Aşı çorbası burada sıcak servis ediliyor. Yayla çorbasına çok benzer bir tadı var. İçerisinde pirinç ve kelemkeşir otu bulunuyor. Karşılamanın kötü yanı ise çorbaları içerken bir adamın yanımıza gelerek çorbaların Ak Parti İl Teşkilatı tarafından dağıtıldığını belli etmesi oldu. Bir anda her şeyin siyasi amaçlı olduğu düşüncesi oluşturdu kafamızda.


KARS GARI'NDA KARŞILAMA

24 saat süreceğini düşünerek bindiğimiz Doğu Ekspresi treni yolculuğumuz 28 saat sürmesine rağmen gayet keyifli idi. En uzun süren yolculuklarımdan biriydi sanırım. Bu kadar süre oturmak pek bana göre değil. Ama yolculuğa çıkmadan önce mutlaka yolluk alınmalı. Bizim Ankara’da Üstünel Köftecisi’nde yaptığımız gurmelikten ötürü biraz süre sıkıntımız oldu. Ayrıca kuşetli ve yataklı vagonların da ayrı bir keyfinin olduğu aşikar. İçimden “Bir daha böyle bir şey yapmam.” diye düşünürken annemin “Van Gölü Ekspresi” de varmış demesi üzerine içimde yeni kıpırtılar oluşmadı değil. Sanırım gezmeyi sevmek bu olsa gerek…

Vali Bey’in karşılamasının ardından gardan çıkıp otelimize doğru yürümeye başladık. Sokaklar bomboştu. Otelimiz Temel Otel’in de arka kapısından girince “Nereye geldik?” biz dedirtti. Nostaljik ve demode mobilya ve eşyaların bir arada bulunduğu enteresan bir oteldi. Geceliği 65 TL’ye kaldığımız bu otelde de odaya kayıt yapılırken benim onlar ile kardeş olup olmadığım soruldu. Ve konu uzamadan kapatıldı. Neyse ki Eskişehir Öğretmenevi’ndeki gibi kalamayacağımızı söyleyip sorun çıkarmadılar. Oteldeki bir gariplik de kendi kendine konuşan, garip garip bakan yaşlı bir amca idi. Bekleme salonundaki nostaljik koltuklar, Türkiye’nin kim bilir ne zamandan kalma tanıtım posterleri, odadaki nostaljik kırmızı telefon… Kars’a o kadar çok talep var ki otellerde de yer bulmak zorlaşabiliyor. Hele öğretmenevi mart ayının sonuna kadar doluymuş.


HOTEL TEMEL