GENCE

En son güncellendiği tarih: 25 Eyl 2018

Son dakika kararı ile Bakü’den Gence’ye geçme kararım benim acele davranışlarıma rağmen 2 saat rötarlı gerçekleşti. Bakı Beynəlxalq Avtovağzalı’ndan 19.30’daki son otobüse son 10 dakika kala biletimi almıştım. Yine Kassa’larda bir karmaşa, sırada kaynamalar… Otobüse bindim, bir anda bir adam geldi. Herkesi indirip başka bir otobüse aldılar. Sonra tekrar indirdiler. Şoförler, görevliler geldi, kavga çıktı. Gömleğin yakasından tutmalar, bağırmalar, inadım inatlar… Ben ise Azerice kavga izlemenin eğlencesi ile gülmemek için zor tuttum kendimi.

BAKÜ BEYNELXALQ (ULUSLARARASI) AVTOVAĞZALI

Son bir kez daha otobüs değiştirdik; ama bekle bekle kalkmayan bir otobüs. Bilet satışta bir problem olmuş. Ama kimseden bir ses çıkmıyor. Türkiye’de olsa o otobüsteki teyzeler ortalığı ayağa kaldırırdı. Otobüste yanıma Dinar teyze oturdu. İsminin hikayesi de çok hoşuma gitti. Kadının doğduğu gün babası şu an İran’da olan Tebriz şehrinde bol miktarda para kazanmış. Orada da kullanılan paranın adı dinar olduğu için kızına bu ismi uygun görmüş. Biraz komik olsa da bence çok havalı bir isim olmuş. Dinar teyze şaşkınlıkla bana “Siz Azerice bilmiyorsunuz ama bizimkiler Türkçe biliyor; neden öğrenmiyorsunuz?” dedi. Rusça bile öğrenmemem çok acayibine gitti. Genel olarak Azerbaycan’da Sovyet Rusya zamanında yetişmiş yaş grubu Rusça’yı çok iyi biliyor; Türkçe’den pek anlamıyor. Yeni nesil ise daha çok Türk kültürü ile yetişmiş, Türk dizileri, çizgi filmler sayesinde dilimize oldukça hakimler. Gecenin 2’sinde Gence’ye vardığımızda Dinar teyzenin içine sinmedi ve kendisini alan oğluna beni de bıraktırdı.

OLD GANJA HOSTEL

Gecenin tek konuğu olduğum Old Gence Hostel’in görevlisi çoktan uykuya geçmişti. Kapıyı dan dan çalmam sonucu adamı uyandırıp yerleştim. Bakü’de kaldığım yer sonrası pek hoşuma gitmese de yapacak bir şey yoktu. Sabah çantalarımı sırtıma yükleyip sanki nereye gideceğimi bilircesine kaçtım hostelden.

Gence, Azerbaycan’ın en büyük ikinci kenti. Bu cümleyi söylediğimde aklınızda ne Ankara ne de İzmir canlansın. Çünkü sadece 300 bin civarında bir nüfusa sahip. Zaten Azerbaycan’da biri size bir yere 2 gün ayırmanızı söylüyorsa orası için 1 gün yetecektir diyebilirim.

Güne hamur işi kahvaltıyla başladım. Ara ara buranın pastaneleri olan şirniyatçılar karşıma çıksa da tüm hamur işi çeşitlerini bir arada taze taze bulabildiğim Ganja Mall’deki marketten almayı tercih ettim. Bir Karabağ ketesi bir de Qoğal adlı yiyecekten aldım. Kete beni hüsrana uğrattı. Kars’ta yediğim keteden eser yoktu. Bizim ülkemizde kete, kıtır kat kat hamurların arasına kavrulmuş un konularak yapılır. Buradakinin kekten bir farkı yoktu. Kek kıvamında sarı bir hamurun ortasında şekerli bir harç koymuşlardı. Onlar kavrulmuş un yerine, şeker, vanilin, tereyağı ve undan oluşan bir karışım ekliyorlar ama içi şekerli kek gibiydi. Kars’ta tatlı ketenin de tadı bir ayrıydı, çok hafif şeker aroması lezzeti bir tık yukarı taşıyordu. Qoğal’a gelecek olursak bunu da pek beğendiğimi söyleyemem. Görünüm olarak boyoza benziyor, çıtırlık ve yumuşaklıktan çok kıtır bir yapısı var ve içi sapsarı. Özellikle zerdeçal bu rengi verirken aromasını da vermiş. Değişik olarak içerisinde bir de kimyon bulunuyor. Denenmesi gereken bir lezzet ve içinde farklı şeyler olan versiyonları mevcut.

KETE & QOĞAL

Gence’yi gezmeye Turist Bilgilendirme Ofisi’ni bularak gezmeye başladım. Bir şehre vardığımda ilk yaptığım şey bu ofisi bulup bir harita bulup şehrin detaylarını öğrenmektir. Size kazıklanmadan taksi çağırmaları da en hoş faydaları oluyor diyebilirim. Maalesef ofisin adresi değişmiş ve internette gösterilen yerde bulamayıp telefonu insanlara vere vere yolumu buldum. Adres olarak “Hasan Aliyev 31” olarak verilse de binaların kapı numaraları değiştirildiği için bulmak imkansızlaşıyor. +994 22 266 24 83 veya +9994 22 266 23 83 numaralarını telefon ederek yardım istemek en iyisi. Veya öncesinde “Ganja Regional Tourism Information Center (https://www.facebook.com/Ganja-Regional-Tourism-Information-Center-888426597868157/)” Facebook adresinden de mesajlaşabilirsiniz.

Şehri gezmeye Gence Agrar Üniversitesi’nin pembe binasının önünden başladım. Bu bina şu an ziraat üniversitesi olarak kullanılsa da ilk başta Azerbaycan Demokratik Cumhuriyeti’nin parlamento binası imiş. Aslında Azerbaycan’da cumhuriyet bizden önce kurulmuş. 1918 yılında kurulan cumhuriyet, Müslüman ve Türk toplumların ilk laik ve demokratik devlet olma özelliği taşıyor. Başkenti Gence olan cumhuriyetin ömrü maalesef ki Rus işgali sebebiyle 1920 yılında sona ermiş.

GENCE AGRAR ÜNİVERSİTESİ

Üniversitenin hemen yanında Khan Bağı denen park bulunuyor. Park, Kafkaslar’ın en eski parklarından biri olma özelliği taşıyor. Her ne kadar 6 hektar olduğu söylense de şu an gayet küçük bir park. Park Ferhat Paşa’nın oğlu Mehmet Paşa’ya adanmış ve zamanında birçok ülkeden değişik ağaçlar getirtilmiş. Parkta Genceli yazar Nigar Rafibeyli’nin heykelini görmek de mümkün.

Parktan dümdüz ilerleyince Yerel Tarih Müzesi bulunuyor. Açıkçası hayatımda gittiğim en kötü müzelerden biriydi. Sanki bir ilkokul sınıfına “Hadi derste öğrendiklerinizden afişler ve maketler hazırlayın!” denmiş gibi oldukça amatörceydi. Sergilenenlerin büyük bir kısmı Rusça idi, genel olarak açıklama yoktu. Azerice olanlar da bir Türk için biraz anlaşılır olsa da kafa yormaktan başka bir şey değil. Görevlilerin kadınlar gününe çevirdiği müzenin tek ziyaretçisi olarak verdiğim paranın boşa gittiğini hissedip Butulkalı Ev’e geçtim.

BUTULKALI EV

Butulkalı Ev, Türkçe adı ile Şişe Ev, yapımında 48 bin şişe kullanıldığı için bu adı almış. İkinci Dünya Savaşı’nda kaybolan kardeşi Yusuf Caferov’un ağabeyi İbrahim’in kardeşi anısına yaptırdığı bu evin renkli taşları da Rusya’nın Sochi kentinden getirilmiş. Binanın belirli yerlerine kardeşinin resmini de işlerken yapım tarihi olarak 1966-1967 yılları da belirtilmiş. Binanın aslında mimari planı açısından pek ilginç bir yanı olmasa da Rus Egemenliği’nde Kirovabad olan şehrin adı yerine Gence adı işlenmesi de aslında yaşayan halkın Rus hakimiyetinden pek hoşnut olmadığının bir göstergesi.

Gelelim şehrin asıl meydanına. Gence Devlet Filarmoniyası’ndan başlayalım. 300 bin civarı nüfusu olan bir şehirde filarmoni orkestrasının ne işi var dedirtti bana. Ama bunlar hep Rus zamanının nimetleri diyebiliriz. Azerbaycan’ın mimarı güzelliği başta olmak üzere kültürel yapısının temelinde Rus hakimiyeti yatıyor. 1949’dan beri hizmet veren Devlet Filarmoniyası’nın hemen yanında Cevad Han Türbesi bulunuyor. 1804 yılında ölen Cevad Han, Gence Hanlığı’nın son hükümdarı olma özelliği taşıyor. Türbe ise çok eski değil, 2004 yılında Azerbaycan First Lady’si Mehriban Aliyeva’nın öncülüğünde yapılmış. Türbenin yeri ise Sovyet zamanında oraya çeşme yapılmaya çalışırken kazıcı adamın Arap alfabesiyle yazılı bir mezar taşı bulmasıyla belirlenmiş.

CEVAD HAN TÜRBESİ & ŞAH ABBAS CAMİİ

Türbenin hemen yanında Çökek Hamamı bulunuyor. Bu hamam Şah Abbas Cami kompleksinin bir parçası konumunda. İran Şahı I.Abbas, Gence’yi ele geçirdiğinde şehri yıkıp yağlamış ve şehri daha ileride bir yere yeniden kurmak istemiş. Ancak halk buna direnince o da camiyi bugünkü yerine yaptırmak zorunda kalmış. Cami biraz alışık olduğumuz mimariden farklı. Çifte minaresi, ibadet edilen kısımdan ayrı bir şekilde altında kapı olacak şekilde inşa edilmiş. Minarelerin altından geçince geçince de kubbeli küçük bir bina karşılıyor gelenleri. Ben önce cami sonra minarelerden geçip şehir meydanına doğru yürüdüm. Buranın adı Haydar Aliyev Meydanı olarak geçiyor. Tıpkı Azerbaycan’daki birçok yer gibi Sovyet Rusya sonrası ülkenin başına geçmiş bu liderin adı her yerde, burada bir de heykeli bulunuyor. Bir tarafta görkemli yapısıyla hükumet binası öbür tarafta yolun karşısında ise Kervansaray bulunuyor. Açıkçası kervansarayı restore edip öyle alakasız dükkanlar açmışlar ki binanın önemli bir bina olabileceğini fark edemedim.

ŞAH ABBAS CAMİİ

Şehir merkezinde gezilecek yerler hemen hemen bitmişti ki, Butulkalı evin oralardan gördüğüm bir kiliseye gitmediğim için içimde kalmıştı. Bu kilise Rus Ortodoks Kilisesi olarak geçiyor ve ne turist haritasında ne de gezi rehberlerinde önerilen bir yerdi. Kızıl renkteki dış cephesi, kubbeli çatısı ve çan kulesi ile uzaktan dikkatimi çekmişti. Asıl adı Alexander Nevsky olan kilise 1887 yılında inşa edilmiş. İçi sade bir şekilde süslenmişti.


Hostel’imin olduğu caddeye geri dönüp biraz para bozdurdum. Bu caddenin adı Cavadxan olarak geçiyor ve eski tarzda birçok binadan oluşuyor. Genel olarak bankalar bulunsa da hafifi çarşı havasında bir cadde. Bu cadde sadece yayalara açık ve caddenin arka sokakları oldukça düzensiz bir yapılaşma gösteriyor, plansızca yerleşilmiş ve gelişmiş bir eski şehir bölgesi olarak tanımlanabilir. Caddenin sonunda biraz daha ilerleyince de şehirden geçen kupkuru bir nehir, bir köprü ve karşı tarafta Kukla Tiyatrosu binası bulunuyor. “Sadece göreyim yeter.” diyerek doğruca yemek yemeye gittim.

Gence’de dışarıda yemek yenilebilecek mekan çok yok. Azeri yemeği yapan bir yer bulayım derken özel bir mekan bulamayınca kendimi Aguloglu Restaurant’da buldum. Hemen hemen her yiyecek Türk mutfağına aitti: Lahmacun, döner, pide… Farklı olarak ne geleceğini bilmeden Dana Basturma söyledim. Önüme 3 dilim et geldi. Gayet güzel pişmişti, biberiye ve kullandıkları diğer baharatlar etin lezzetini artırmıştı. 5 Manat’a doymuştum. Üzerine de bir de çay söyledim, Aleyna Tilki’nin şarkıları ile çayımı yudumladım. Burada Türk kanallarına ilgi büyük, özellikle her yerde Kral TV açık. Bir de “Ben Bilmem Eşim Bilir” tarzı programları sokakta bile cep telefonundan izleyen birçok insan gördüm.

BASTURMA

Karnımı da doyurunca doğruca turist bilgilendirme merkezine gidip kendime taksi çağırttım. Gence’de şehir dışında gidilebilecek başlıca 3 yer var: Göygöl, İmamzade ve Nizami Türbesi. Göygöl, şehre yaklaşık 45 dakika uzaklıkta bulunan bir milli park. Ormanlık alanı ve gölüyle neredeyse herkesin gitmemi önerdiği bir yer. Ama açıkçası özellikle tek başıma olunca doğal mekanlara gitmenin bir zevki olmuyor. Çünkü genel olarak toplu ulaşımın olmadığı bu alanlara gitmek için taksi tutmak gerekiyor ve taksici beklerken ne doğanın keyfini çıkarabiliyorum ne de gezmekten zevk alabiliyorum. 30-40 Manat gibi bir parayı bunun için vermektense 10 Manat’a diğer türbeleri görmeye gittim.

İMAMZADE TÜRBESİ

İmamzade Türbesi, gördüğüm en güzel İslami yapılardan biriydi diyebilirim. Daha çok Orta Asya Türk devletlerinde karşılaşacağımı düşündüğüm tipteki özellikle kızıl ve mavi rengin bir arada kullanıldığı bir stili vardı. Binanın 2010 yılında restore edilerek yeniden açıldığını öğrendiğimde bu güzelliğin yeni olmasından dolayı biraz hayal kırıklığına uğrasam da cami olarak girdiğim binanın tam ortasında başka bir bina olduğunu görünce şaşırdım. Asıl türbe dışarıdan görünen caminin içinde taştan bir yapı. İmam Bagir’in oğlunun yattığı bu türbenin tarihi 14. yüzyıla dayanıyor. Mavi Cami olarak da adlandırılan caminin ise 8. yüzyıldan beri olduğu söyleniyor. İmamzade kompleks bina yapısı ile zamanında ticaret yollarının üzerinde bulunmasıyla da özellikle Müslümanlar için çok önem taşıyormuş.

İMAMZADE TÜRBESİ

Beni bekleyen taksime atlayarak hemen Nizami Türbesi’ne geçtim. Azerbaycan’da Haydar Aliyev’den sonra en çok karşıma çıkan önemli insan ise Nizami. Genceli şair Nizami, 12. yüzyılda yaşamış ve özellikle şiirlerinde memleketi olan Gence’ye sevgisini yansıtmış. Leyla ile Mecnunu, mesnevi tarzında yazanlardan biri olan Nizami’nin diğer önemli eserleri arasında Hüsrev ve Şirin, İskendername, Sırlar Hazinesi yer alıyor. Ölümünün ardından birçok şairi etkilediği ve Nizami adı verilen tarzın da oluştuğu söyleniyor. Türbesi de uzun bir anıt şeklinde tasarlanmış. İç kısmında Nizami’nin Gence hakkındaki dizeleri bulunuyor. Türbeye gelen yolun kenarlarına ise duvarlar örülmüş ve belli aralıklar ile Kitap şeklinde yapılmış yapılara Nizami’nin şiirlerinden parçalar eklenmiş. Geçen arabalar türbeye uğramasa bile Nizami’nin oradaki varlığı vurgulanmış.

NİZAMİ TÜRBESİ

Geldi Gence’ye veda vakti. Ama 10 Manat yerine 12 Manat isteyen taksicim de lanetlendi. En azından zamanım vardı ve şoförün beni kazıklaması üzerine çektiği zorlukları izleyerek keyif aldım. Beni Avtovağzal götürmeye çalışırken yolu bulamadı, otobanda ters yönde gittik, ardından yol olmayan, şehrin çöplüğünde tıngır tıngır ilerledik. Böylece benden fazladan istediği 2 Manat’ta çıkmış oldu. Bir sonraki durağım olan Şeki’ye Gence’den günde 4 dolmuş kalkıyor: 9.20, 14.30, 17.30, 18.30.

GENCE ÇÖPLÜĞÜ

Avtovağzal’da acıktıysanız bakkal tarzı yerden çok çok ucuz fiyata Kojik denen şeyden de almanızı öneririm. Çok gereksiz, tatsız ama beni nedense mutlu etti. Yaklaşık 3 saat süren yolculuğum sonrası Şeki’ye vardım.

Şeki yazımı okumak için tıklayabilirsin.