ŞEKİ

En son güncellendiği tarih: 25 Eyl 2018

Azerbaycan’da Bakü dışında nereye gitmeliyim diyenlere ilk cevabım Şeki olur. Çünkü Şeki’de tarih var, doğa var, yemek var, misafirperverlik var. Kafkaslar’ın hemen altında bulunan Şeki, adını milattan önce burada yaşayan kavim olan Sakalar’dan almış. Yaklaşık 70 binlik nüfusu ile oldukça sakin, onlar için bir şehir bizim için bir kasaba.

ŞEKİ

Seyahatim boyunca kaldığım yerleri son dakika Booking.com’dan ayarladım. Şeki’ye de vardığımda yağmur yağmaya başlamıştı ve dolmuşta ayarladığım hostelin şehre vardığımda yokuşlu bir yerlerde olduğunu görünce rezervasyonumu hemen iptal edip İnci Design Hotel & Hostel(https://www.booking.com/hotel/az/inci-design.tr.html )’e çevirdim. Fotoğraftaki aşırı rüküş döşenmiş odaları görünce pek güvenemeden gitsem de çok güzel karşılandım. Kaldığım oda 6 kişilikti ve gayet hoştu.

Odaya girer girmez İngiliz bir gezgin gelip benimle tanıştı ve arkadaşlarıyla yemeğe davet etti. Sırılsıklam yağmurun altında taksi beklerken öğrendim ki İngiliz çocuk ve nişanlısı İsviçre’den bisiklet ile Hindistan’da son bulacak bir maceraya atılmışlar. Bizim hostelde tanıştıkları Yeni Zelanda’da yaşayan Hindistanlı kız ise benimle benzer bir rota çiziyordu. Hintli’nin gün içinde sokaktan bulduğu Kanadalı kız da tıp okuyormuş ve Azerbaycan turu yapıyormuş. Hepimiz bayağı tesadüfen bir araya gelmiştik ve günlerdir tek başıma ülkelerinde gezidiğim için bana manyakmışım gibi bakan Azeriler’in psikolojik baskısından kurtulmuştum. Benle denk gelmeseler bir de gidip pizza tarzı bir şey yiyeceklerdi. Dedim “Burada Piti var, Piti! Buraya gelmemin başlıca sebebi!”.

Instagram’da tanışıp konuştuğum bir çocuk “Arı Mehemmed” adında bir mekanın Piti konusunda meşhur olduğunu söylemişti ama Hostel’deki resepsiyonist orayı bilmiyordu ve yağmurda oranın arayışına geçemeycektim. Atladık taksiye doğruca Qaqarin Restaurant’a. Tıklım tıklım kalabalık mekanda Azerbaycan’ın birçok mekanında olduğu gibi oda sistemi var. Bir oda demek bir masa demek, size özel bir alan demek. Tabi tek başıma gitsem alırlar mıydı bilemem.

QAQARİN RESTORAN - ŞEKİ PİTİSİ

Şeki'ye gelmemin en büyük sebeplerinden biri Piti olabilir. Şeki'nin bu meşhur yemeği Türkiye'de de Kars'ta bulunuyor. Piti, kendine has özel toprak kaplarda kuzu etinin nohut ve safran ile pişirilmesi olarak tanımlanabilir. Ama yeme şekli oldukça keyifli. Öncelikle tabağa ekmekler dilimleniyor. Ardından etin suyu ekmeklere dökülüyor, üzerine de biraz sumak. Önce biraz ekmekler yenince sıra ete geliyor. Etler özel tahta bir tokmak ile eziliyor hafif püremsi kıvama geliyor. Et, Kars'takinin aksine çömlekte yeniliyor. Kars'ta da ekmekler oldukça ince lavaştı. Açıkçası Kars versiyonu daha hoştu, zerdeçal ve nohutların etkisi daha hissedilirdi. Ama Azeri etleri gerçekten yumuşak ve lezzetli. Zaten Türkiye'ye gelmiş Azeriler bizde etin et olmadığını dile getiriyor. Şeki'nin helvası da oldukça meşhur. Yemek sonrası birer lokmalık kürdana batırılmış bol cevizli helvanın üstü çıtır kadayıfla kaplı, üzeri de kırmızı boyayla süslüydü.

ŞEKİ HELVASI

Azerbaycan çayları da bizimkilere göre daha aromalı. Özellikle Keklik otu katarak demledikleri bardak bardak içirtti kendini. Çayın yanında da Mürebbe denen reçel yeniyor. Biz ceviz merebbesi denedik. Farklı olarak karpuzlusu da var. Fakat garson bize karpuzlar henüz yeni çıktığı için yapmadıklarını söyledi. Bu arada döymeç adını verdikleri mezelerini de söylemeden geçemem. Hem tatlı hem ekşi bu ezme vişne, erik gibi meyvelerin ezilmesi ile yapılıyor hatta garson pitinin içine bile biraz dökmemizi önerdi. Yemeğin yanında Azerbaycan'ın meşhur Ivanovka bölgesinin şarabından da tattık. Şarabı Hintli kız yanında getirmişti, sıcak olduğunu görünce garson kendi dolaplarından soğuğunu getirip bir jest de yaptı.

CEVİZ MÜREBBESİ & KEKLİK OTLU ÇAY

Garson oldukça samimiydi. 20 küsur yıl Türkiye’de çalışmış, hayatını yaşadığı bir dönem olarak tanımlıyordu. Türkçesi de oldukça iyiydi. Bayağı memnun kalarak hostele geri döndük.

Sabah uyandığımda soframdakiler artık yoktu, herkes kendi yoluna koyulmuştu. Tek başına dolaşmanın bir hoş yanı da bu. Tanış, eğlen; ama birbirine karşı sorumluluk hissetme. Öncelikle söyleyim Şeki’yi gezmek için bir gün yeter de artar bile. Gezmeye Şeki Hanları Sarayı’ndan başladım. Saray 1761-1762 yıllarında Azerbaycan’da ilk bağımsız hanlığın temelini atan Hacı Çelebi Han’ın torunu Hüseyin Han döneminde inşa edilmiş. Hüsayin Han şairliğiyle tanınan biri olduğu için “Müştag” olarak da tanınıyormuş ki saraya bu yüzden “Müştag Sarayı” da deniyormuş. Saray iki katlı ve giriş muhtemelen ücretsiz (ödemeden aradan mı girdim anlayamadım) ve içeride fotoğraf çekimine izin yok. Gelen turistleri gruplar halinde alıyorlar. Tavsiyem birkaç Türkçe kelime duyup Azerice gruba atlamayın, tabi eğer İngilizce biliyorsanız. Çünkü Azerice gruba biraz daha yüzeysel anlatılıyordu. Sarayın en byük özelliği inşası sırasında çivi kullanılmamış olmaması ve genel olarak Şeki bölgesinde görülen Şebeke adı verilen pencereleri. Şebeke aslında bir sanat. Ahşap çıtaların renkli cam parçalarıyla birleşerek oluşturulan dekoratif camların yapımında herhangi bir çivi veya yapıştırıcı madde kullanılmıyor. Çıtaların birbirine geçecek şekilde şekillendirilmesi bu işin en önemli kısımlarından biri. Kadınlar ve erkekler için iki ayrı bölümün olduğu sarayın aynalı balkonları da oldukça enteresan. Duvarlara yapılmış resim ve motiflerin büyük bir bölümünün renkleri yapıldığı günden beri korunuyormuş, genel olarak şahın gücünü sembolize eden çizimler bulunuyordu. Bu saray Azerbaycan’ın UNESCO tarafından korunması gereken kültür varlıkları listesinde bulunan Gobustan dışındaki diğer eser olma özelliği de taşıyormuş.

ŞEKİ HANLARI SARAYI - ŞEBEKE

Şeki Hanları Sarayı, Şeki Kalesi’nin içerisinde yer alıyor. Saray dışında surların çevirdiği alanda saray dışında Şeki Halk Sanatları Müzesi bulunuyor. Bence mutlaka girilmesi gerken bir müze, 2 Manat ücret alıyorlar. Kafkas Albanya devletine ait 8. yüzyıldan kalma bir mabedin içine yapılmış müzede özellikle Şeki’ye ait şebeke, tekelduz, piti kabı yapımı olan dulusçuluk sanatının yanı sıra çeşitli müzik aletleri, eski kaplar, giysiler de bulunuyor. Bize yabancı olan tekelduz sanatının özelliği kırmızı, siyah, mavi gibi renklerdeki kadifelerin üzerine incelikle çeşitli motiflerin dokunması. Dokumada ipek ipler kullanılıyormuş ve genel olarak örülenler takke, çanta, yastık yüzü olarak kullanılıyormuş.

ŞEKİ HALK SANATLARI MÜZESİ

Biraz daha aşağıya sallanınca bir sanat galerisi tam karşısında da Şeki Sanatkarlar Çarşısı bulunuyordu. Müzede gördüğüm el sanatlarının birçoğu hediyelik eşya olarak burada satılıyordu. Özellikle yapımını çok merak ettiği Şebeke’nin de bir atölyesi bulunuyordu. Fakat paramızın değersizliğinden dolayı en minik parçası bile çok pahalıydı. Aynı çarşının bir üst katında Turist Bilgilendirme Ofisi de bulunuyor. Ofisin düzenlediği doğa yürüyüşü ve tırmanış turları da var. Katılmak için şu numaradan iletişime geçebilirsiniz: +994702252325

YUKARI KERVANSARAY

Kaleden çıkınca gezilecek yerler için tamamen aşağıya doğru inmek yeterli. Şehrin iki öneli kervansarayı bulunmakta: Yukarı Kervansaray ve Aşağı Kervansaray. Yukarı Kervansaray otel olarak kullanılıyor, ben hiç fark etmeden içeri daldım, bahçesine girince otel olduğunu fark ettim ancak gündüz saatlerinde turistlerin gezmesine zaten izin veriyorlarmış. Kervansarayın yol kenarındaki tarafına birçok dükkan açılmış. Genel olarak hediyelikçi olan bu dükkanlarda şehrin meşhur tatlısı Şeki helvası da bulunabiliyor. Ama ben helva tercihimi daha Eliovset Şirniyyat Evi’nden yana kullandım. İki koca tepsi Şeki Helvası önümde duruyordu. Dün Gagarin Restoran’da yediğim helva klasik, açık renkli üzeri kırmızı boyayla süslü. Bir de daha sarı renkte olanı vardı. Aradaki farkı sorduğumda orijinalinde fındık kullanıldığı, daha sarı gibi gözükende ise ceviz, fındık ve fıstığın bir arada kullanıldığını söyledi. Ben de kalan parçadan biraz kestirdim, bir parça Şeki baklavası aldım. Ayrıca kocaman yuvarlak, keteye benzeyen hamurişleri vardı. Onlardan da zorla kesilmiş bir parçayı istedim, hediye etti. Adı Oma imiş adı, tadı ise hafif portakal aromalı bir keke benziyordu. Manasızdı. Şeki baklavasının ise özelliği yine ceviz, fındık ve fıstığın bir arada kullanılmasıymış. Tıpkı bizim ev baklavalarına benziyordu. Ama böyle bir baklava meşhur olmayı gerçekten hak etmiyor. Özel yapım Şeki Helvası da oldukça tatlıydı. Kullandıkları tereyağının tadı belli oluyordu, helvanın tellerinin çıtırlığı yoğun şuruba rağmen güzel korunmuştu.

ELİOVSET ŞİRNİYYAT EVİ

Şeker stoğumu da doldurup Reşit Bey Efendiyev’in Ev Müzesi’ne gittim. Biraz gereksiz ama enteresan bir mekandı. Şekili Reşit Bey, zamanının nadir eğitim görmüş insanlarından biriymiş. Özellikle tiyatro alanındaki edebi eserleri ile dikkati çekmiş, çeşitli tiyatro oyunları Şeki tiyatrosu başta olmak üzere birçok yerde oynanmış. Ayroca pedagoji alanında yazdığı kitapları da varmış. Görevli kadın bana adamın eşyalarını anlattı, giysi dolabındaki kıyafetlerini gösterdi. Ayrıca bana anlatıyormuş gibi yapan fotoğraflar da çekti, Instagram’a koyacakmış. Evinin altına da bir kütüphane yapılmış. Her ne kadar sadece görevli kadın olsa da böyle küçücük bir şehirde kütüphane, tiyatro ve birçok müzenin bulunması takdir edilesi.

Biraz da yokuş aşağı inip Cuma Camii’ne indim. Azerbaycan’da en çok dikkatimi çeken bizimki kadar çok camilerinin olmamaması. Her şehirde birkaç tane bulunuyor ve cami yeni yapılıyorsa bizdeki gibi alüminyum kubbe, çirkin yeşil, mavi duvar renkleri olmuyor. Özenli bir şekilde yapıyorlar. Zaten Azerbaycan’ın genel olarak ev yapımında taş kaplama tekniği kullanılıyor. Önce taş benzeri sarı renkli tuğlalar ile duvarlar örülüyor. Ardından ince kesilmiş düz taş parçaları ile duvarlar kaplanıyor. Bu kaplanan taşların renkleri de genel olarak sarı toprak renginde.

Caminin hemen karşısında Peraşki’ci bulunuyordu. Burada pişiye Peraşki deniyor. Tanesi ise yalnızca 20 Kepik. Tabii yenmesini pek tavsiye etmem. Çünkü yanmış çiçek yağında pişiriyorlar. Mısırözü ve çiçek yağları da yandığı zaman transyağa dönüştüğü için oldukça zararlı. İçi patatesli olandan yarım tattım, fen değildi fakat dediğim gibi yanmış yağ tadı bütün güzelliğini bozmuştu diyebilirim.

PİŞİCİ

Yarım gün bile olmadan Şeki’yi bitirmiştim. Ama Şeki’nin hemen yanında bulunan Kiş Köyü de görülmesi gereken noktalardan biri. Arabayla yaklaşık 15 dakikada varılan köye dolmuşlar Şeki’nin ana caddesi üzerinden kalkıyor. Dolmuş için durağa gittiğim sırada bir anda Kiş için taksi ayarlandı. Daha önce de anlatmıştım Azerbaycan’da taksinin 4 koltuğu aynı yere gidecek kişiler tarafından dolunca ücret de paylaşılıyor. Böylece 1,5 Manat’a hemen Kiş’e varmış oldum.

Türk olduğum için yine gözler üzerimdeydi, taksideki bir adam inince benle birlikte yürüdü. Erdoğan’dan ve ülkemizden bahsetti. Tıpkı Mısır’daki gibi burada da Erdoğan’a karşı büyük bir hayranlık var. Ama onlar da kendi yöneticilerinden memnun değil. Haydar Aliyev’in oğlu şu an yönetimde ve asla onu değiştiremeyecekleri görüşündeler.

Kiş’in tepesinde yer alan Alban Mabedi köyü turistik cazibe merkezi haline getiriyor. Yeri gelmişken Kafkas Albanyası’ndan bahsedeyim. Kuzeyde Kafkas Dağları, doğuda Hazar Denizi, batıda İberiya, güneyde Ermenistan ile sınır komşusu olan Albanya Devleti milattan önce 3-4. yüzyıllarda kurulmuş. 314 yılında resmi din olarak Hıristiyanlığı kabul etmiş olan devlet 705 yılında Arap işgalleri üzerine varlığını yitirmiş. Özellikle Orta Asya’dan gelen Türk boylarıyla da karışarak geride yalnızca birkaç tarihi eser bırakmışlar.

ALBAN MABEDİ

Kiş’te bulunan Alban Mabedi de en başta pagan tapınağı iken zamanla kiliseye dönüştürülmüş. Yapılan kazı çalışmaları sonucu bulunan ve 5. yüzyıla tarihlenen insan iskeletlerini de görmek mümkün. Şu an ibadete kapalı bir yer olduğu için girişi ücretli, 1 Manat. Kafkaslar’ın en eski kilisesi olma özelliğ taşıyan mabedin sadeliği Gürcistan ve Ermenistan’da göreceğim kiliselerin bir habercisi gibiydi.

Kiş köyü bu kadar turizme kazandırılmış olsa da hala gelişmemiş birçok özelliğe sahip. Tıpkı Şeki’de olduğu gibi yer altı su sistemi bulunmamakta ve kaldırımların kenarlarına kazılmış oyuklardan sular akmakta. Kiş’te bir de evlere giden suyun sistemi tam kurulmamış. Ana su dağıtım merkezinden çıkan plastik hortumlar köy sokaklarında dağılarak evlere su ulaştırıyor. Bizde yer altında bulunan borularda bile bu kadar arıza olurken bu hortumlar delinmiyor ya da patlamıyor mu diye sordum kendi kendime. Ülkenin genel olarak garipsediğim özelliklerinden biri de en tepedeki köye kadar yeryüzünden ulaşan doğal gaz boruları. Gerektiğinde yerin üzerinde, yeri geldiğinde kapılara yer açabilmek için havadan giden borular benim için görüntü kirliliği oluştursa da onlar sanırım alışmış buna.

Kiş, doğal güzellikleri ile de ön planda. Gelersen Gorersen Kalesi, köyün hemen karşı dağında bulunuyor. Oraya çeşitli tırmanış turları düzenleniyor. Ben de para vermek yerine kendim tırmanırım diyerek yola koyuldum fakat yolda yanımda duran taksi oraya giden yola toprak kaydığını ve yolun kapandığını söyledi. Ben de inadım inat yoluma devam ettim ki tırmanış işinin pek bana uygun olmadığını fark ederek sıcaktan bunalmış bir şekilde yoldan geri döndüm. Yol kenarındaki dağ böğürtlenlerini yiye yiye Kafkaslar’ın yeşilliğinin tadını çıkardım. Yine yoldan geçen bir dolmuşla Sheki’ye geri döndüm.

DÖYME KEBAP

Azerbaycan’daki son akşam yemeğim için Restoran Çələbi Xan’a gittim. Biraz turistik ve pahalı olan restoranda merak ettiğim hiçbir yemek olmayınca söylediğim Döyme Kebap öncesi de Motal peyniri istedim. Adam iki çeşit peynir getirdi, biri aşırı sertti; ikisi de oldukça tuzluydu. Muhtemelen ikisi de keçi sütü içeriyordu. Döyme kebabın ise daha önce Bakü’de yediğim Lüle Kebap’tan pek bir farkı yoktu. Et çok lezzetliydi, kebabı bastırınca içinden suyu çıkıyordu. Yanında sumaklı soğan ve incecik lavaş. Tek başıma olduğum için iyi bir hizmet alamadım ve Gürcistan yemekleri hayaliyle hostelime geri döndüm.

MOTAL PEYNİRİ

Bu sefer hosteldeki resepsiyonistin arkadaşı bir çocuk geldi benim Türkiye’den geldiğimi duyunca. Kendisi bu yıl Bursa’ya okumaya gelecekmiş. Onunla bayağı konuştuk. Zaten Azerbaycan’da öğrenciler arasında Türkiye’de okumak oldukça popüler. Türkiye’de okumak istedikleri üniversiteler için tek tek sınavlara giriyorlarmış. Sanırım üniversite başı 200 $ civarında para veriyorlarmış. Bizde nasıl Avrupa’da okumak bir hayalse, onların da hayali Türkiye.

TİFLİS MAŞRUTKASI

Ve Azerbaycan’a veda için son saatler. Şeki’den Qax (Gakh)’a oradan da Tiflis’e. Şeki’den Qax’a dolmuş saatleri: 08.00, 10.00, 14.00. Qax’tan Tiflis’e ise: 8.30, 10.30, 13.05.

Ben de 8’de bindiğim dolmuş ile 1 saat bile sürmeden Qax’a vardım. 10.30 dolmuşuna kadar yapılacak hiçbir şey olmayan şehirde biraz oyalandım. Dolmuş geldiğinde ise bana “Rezervasyonun var mı?” dendi. Meğerse önceden yer ayırtmak gerekiyormuş. Neyse ki çözüm buldular. Boşluğa bir tabure koyup bana yer açtılar. Dolmuşta iki satır şeklinde iki numara yazıyordu. Sırtınız ağrımadan yolculuk istiyorsanız şu numaraları bir önce aramalısınız: 051-893-77-13 , 599-766-303 (tek bir numarada olabilir, bilmiyorum)

QAX - TİFLİS REZERVASYONU İÇİN GEREKLİ NUMARALAR