BATUM

En son güncellendiği tarih: 27 Eyl 2018

Eğlencenin, tarihin, yemeğin cenneti ve birçok Türk’ün yurt dışına ilk adım attığı şehir Batum! Gürcistan’ın kuzeyinde, sınır ve liman kenti olan Batum ülkenin Ajara Bölgesi’nde yer alıyor. Kutaisi’den bindiğim otobüsle öğleden sonra Batum’a vardım. 3 saatten biraz fazla süren yolculuk, Karadeniz kıyısındaki Kobuleti adlı yazlık şehirden sonra biraz trafiğe kalıyor. Malum onların bizdeki gibi duble yolları yok. Özellikle Ruslar, Karadeniz kıyısını doldurmuş, tıpkı bizim Ege, Akdeniz gibi etraf cıvıl cıvıl. Masmavi Karadeniz’in yanında giderken Batum birden kendini gökdelenleri ve enteresan yapılarının silueti ile karşılıyor.

BATUM

Batum dolmuşundan teleferik istasyonunda indim, isteyeni otogara kadar götürebiliyor. Doğruca Turist Bilgilendirme Ofisi’ne. Ofis, telefereğin kalktığı yerde. Teleferiğin adı “Argo”, ücreti de gidiş dönüş ? . Binenler 10 dakika süren yolculukla Anuria Dağı’na çıkıp şehre, Karadeniz’e ve Kafkas Dağları’na bakma fırsatı buluyorlar. Açıkçası Ermenistan’da dünyanın en uzun teleferiğine Tatev’de binince hiç buna para harcayasım gelmedi.

Şehir haritasını alıp hostelime yerleşmeye gittim. Batum’un en ucuzu olan hostellerinden Gotham City, tıkış tıkış ranzalı iki odaya sahipti. Pek sevmediğimi söyleyebilirim, çünkü resmen içerisi ayak kokuyordu. Sabahları da toplamda 1 Lari bile etmeyen birkaç parça hamur işi ve çay da veriliyor. Hostelin girişine 3 tane “NCAISME” yazdım sprey boyayla, gidip çekene küçük bir sürprizim olabilir!

Hostele giderken tabii ki biraz sokakta mekan taraması yaptım ve gözüme en çok çarpan “House of Adjarian Khachapuri” oldu. Mekan birçok çeşidi olan Haçapuri’nin bölgeye has olan tarzına odaklanmış durumda. Böyle oması zaten orayı tercih etmeme sebep oldu. Çünkü seyahatim boyunca ne Azerbaycan, ne Ermenistan ne de Gürcistan’ın geri kalanında bir yemeğiyle meşhur olmuş ya da bir tarz üzerine yoğunlaşmış bir yemekçi bulamadım. Türkiye’de bir şehre gidince gidilecek mekanlar az çok bellidir. Burada birine sorunca “Hepsi güzel” cevabı veriliyor. O sebeple de sadece bir kez yiyebildiğim yemeklerin güzelini mi yedim bilemiyorum. Bence ölmeden önce yenilmesi gereken lezzetler listesi yapsak ilk 10'a girmesi gereken bir lezzet Ajara Haçapurisi. Haçapuri, Gürcistan'ın milli yemeği. Kahvaltılık olanlar daha küçük boyutta sıcak sıcak kare şeklinde oluyor. Ana öğün olarak yenilenler ise oldukça büyük. Peynir olarak genelde İmeruli ve Sulguni kullanılıyor. Lezzetin kaynağı da sıcakla birlikte hafif erimiş peynirler. Bir kısmı sıvı gibiyken bir kısmı ağza gelebilecek şekilde pütürlü kalıyor. Haçapuri'nin birçok çeşidi bulunuyor. Sadece içi peynirli olan İmeratian, hem hamuru hem üstü peynirli olan Megruli(bunu İstanbul'da tadabilirsiniz) ve Batum'un bulunduğu bölge Ajara'ya ait Ajara Haçapurisi. Ajara Haçapurisi,yuvarlak, kenarlardan büzülmüş kocaman. Ortası sıcacık ağırlıklı Sulguni biraz da İmeruli peyniri. Kaşar gibi erimiş değil, biraz sulu biraz parçalı; üzerine de kırılmış bir yumurta. Yanında kocaman bir yağ dilimi. O sıcak bölgede yağı erittikten sonra kenardan bir parça pide koparıp bandıra bandıra yemeye başlamak gerekiyor. Her bir bandırma her bir ısırık ayrı bir zevk. Hiçbir pide yerken beni bu kadar mutlu etmemişti. Benim gibi normal hayatında sağlıklı beslenenlerin de bir sefer olsun yapmaları gereken bir kaçamak. Tek kelime ile “Mükemmel” idi. Batum’a çok güzel bir başlangıç oldu.

AJARA HAÇAPURİSİ

Yemek sonrası ilk durağım “Tanrı’nın Annesi Kilisesi”. Batum’un ana katedrali olan yapı Gotik tarzda 1897 yılında yapılmış. Tekrar söyleyim Gürcistan’da kilise kuralları katı, şortlu erkeği, askılı ve örtüsüz kadını asla içeri almıyorlar.

TANRI'NIN ANNESİ KİLİSESİ

Kiliseden sonra biraz daha sahile doğru ilerleyip şehrin Türk mahallesine adım attım. Her yer dönerci, lahmacuncu, herkes Türkçe konuşuyor. Burayı Türkleştiren en büyük sebep ise Orta Camii. 19. yüzyılın sonlarına doğru yapılmış. Şu an şehirdeki tek cami olan yapı Sovyet döneminde kullanıma kapalı olsa da şimdi özellikle Türk turistler tarafından namaz kılınan aktif bir cami. Altın rengi kubbesiyle dikkati çekse de iç avlusuna girince pek turistik bir yer olmadığı izlenimi veriyor; abdest alanlar tarafından ıslatılmış avlusuyla Müslüman olmayan turistleri iten bir görüntü oluşturuyor.

ORTA CAMİİ

Caminin çevresindeki bölge eski Batum olarak adlandırılıyor. Eski, rengarenk genelde 2 katlı olan binaları ile turistlerin fotoğraf noktası. Şehrin en önemli caddesi ise “Gamsakhurdia”. Bu cadde üzerinde birbirinden güzel restoranlar, mağazalar ve hediyelikçiler bulunuyor. Caddenin ortalarında ise bir anda Piazza karşıladı beni. Venedik’teki Piazza’nın küçük bir kopyası olan yeni yapılmış komplekste bir kule ve avlusunda birçok lüks restoran bulunuyor. Böyle yapaylıkları ve turist kazıklamalarını pek sevmediğim için bir göz atıp uzaklaştım.

Ve sıra Medea Heykeli ve Avrupa Meydanı’nda! Avrupa Meydanı, Eski Batum’un merkezi konumunda. Adını Batum’un Assembly of European Regions’a girmesinden sonra alan meydanın yeni gözdesi 2007 yılında yerleştirilen Medea Heykeli. Heykeltıraş David Khmaladze tarafından yapılmış olan heykel 1 milyon Lari’ye mal olmuş. Heykel, Gürcistan’ın Avrupa kültürüyle ne kadar ilişki olduğunu göstermekmiş. Zaten Gürcistan herhalde yakında Avrupa Birliği’ne girecek, biz de aday ülke olduğumuz halde hiçbir yerde buradaki kadar Avrupa Birliği bayrağı görmedim. Ülkenin çoğu yerinde Avrupa Birliği ön planda, duyduğum kadarıyla gereklilikleri eksiksiz yerine getiriyorlarmış. Dönelim heykele. Heykelde Medea, elinde altın postu tutuyor. Bildiğimiz gibi Medea, Yunan mitolojisine ait bir karakter. Mitolojide, Iason’un babası amcası tarafından Iason henüz küçük bir çocukken öldürülmüş. Bu yüzden krallık Iason’a değil amcasına geçmiş. Iason büyüyünce krallığı amcasından almak istemiş; bunun için gerekense uzaklarda bulunan altın postu ele geçirmekmiş. Zeus’e kurban edilen koçtan elde edilmiş olan altın post Ares’e adanmış bir korulukta saklanıyormuş. Postu aramak üzere yola çıkan Iason ve arkadaşları, postu alıp Yunanistan’a götürmek için Gürcistan’ın Karadeniz kıyısındaki Colchis’e gelmişler. Uzun süren yolculuk sonrası Aiet’in krallığına varmışlar. Burada kral eğer Iason ateş püskürten öküzlere boyun eğdirip tarlayı sürdürebilirse ardından ejderhayı öldürüp dişlerinden çıkan savaşçılarla savaşıp onları yenerse Altın Post’u vermeye ikna olmuş. Medea ise kralın büyücü kızıymış ve Iason’a aşık olmuş. Iason’a yardım ederek babasından postu istese de babası durumu anladığı için vermek istememiş. Bunun üzerine Medea, Hypnos (Uyku) ile işbirliği yapmış ve postu koruyan ejderhayı uyutmuş. Bundan istifade Medea, kardeşini de alarak Iason ile Yunanistan’a kaçmaya başlamış. Kral da çocuklarının peşine düşmüş. Bunu anlayan Medea, kardeşini öldürüp parçalar halinde Karadeniz’e atmış. Kral da oğlunun parçalarını toplayıp oğluna merasim yapmak için kaçtıkları gemiyi yakalayamamış.

MEDEA HEYKELİ & AVRUPA MEYDANI

Hava karardığına göre yemek vakti gelmiştir. Gürcistan’da yarın son günüm. O yüzden tadamadığım her şeyi tatmak için çok az süre var. Akşam hangi mekanlara girdiğimi bilmiyorum, sokakta rastgele girdim. İlk girdiğimde ülkenin meşhur çorbası “Harço” içtim. Harço, içerisinde dana eti, pirinç, maydanoz, soğan, taze kişniş gibi birçok malzemenin olduğu bir et çorbası. Bizde Kelle Paça ne ise onlarda Harço. Açıkçası benim içtiğim yerden de kaynaklı olabilir ama çok hoşuma gitmedi. Gürcistan’da çorbaların içerisine etlerin tiftilmeden koca parçalar şeklinde atılması çorbanın içimini zorlaştırıyor. Eti yemek için ayrı tabağa alıp kesmek gerekiyor. Suyu da etle bütünleşmemişti, açıkçası başarısız buldum.

Başka bir mekana geçip Badrijani Nigvzit yedim. Gürcistanlı birine ülkesinde ne yenmesi gerektiği sorulduğunda ilk söylediklerinden biri bu oluyor. Ama kesinlikle diyorum ki tek başınaysanız yemeyin; grupla geziyorsanız ortaya bir porsiyon söylenebilir. Badrijani Nigvzit, cevizli patlıcan sarması olarak tanımlanabilir. Kızarmış patlıcanlar, sotelenmiş soğan, sarımsak, ezilmiş ceviz ve çeşitli baharatlarla hazırlanmış bir sos ortalarına konarak sarılıyor, yetmiyor biraz da üstüne sos sürüyorlar. Sosun yenmezliği mi desem, patlıcanların çiçek veya mısır özü yağıyla iğrenç bir şekilde kızarması mı desem bilemiyorum, yenilebilecek hiçbir yanı yoktu. Zorla yemeye çalıştım ama yiyemedi, berbattı. Umarım yanlış mekana denk gelmişimdir diyorum. Yiyemediğim bir şey için 15 TL’m çöpe gitmiş oldu resmen. Ağzımda çirkin bir tatla hostele gidip uyumaya geçtim.

BADRİJANİ NİGVZİT

Batum’da son günüme erkenden başladım. Hemen şehrin pazarına (https://goo.gl/maps/UhfdFrxcGFn). Hep derler: “Gürcistan’ın pazarları çok güzel!”. Şunu söyleyebilirim ki ülkede gittiğim en kötü pazar buradaydı. Kutaisi’deki ise favorim. Yine her gün aynı yerde olan pazar sabah 6 gibi kurulmaya başlanıyor. İki katlı kapalı mekandaki pazara geldiğinizi binada yeri olmayan köylü satıcıların yol kenarındaki küçük sebze çuvallarından anlayabilirsiniz. Zaten ilgi içerideki büyük pazarcılardan çok bu gariban bakışlı satıcılarda.

KÖYLÜ PAZARI

İç mekanda alt katta baklagil, sebze, meyve ve et bölümü var. Baklagiller çeşit çeşit. Keşke bizde de bu kadar çok fasulye çeşidi olsa deyip kilo kilo farklı fasulye aldım. Fasulye demişken, Gürcistan’dan almadan dönülmemesi gereken bir şey de Greçka (karabuğday). Özellikle Ruslar’ın çok yediği bu yiyecek glutensiz içeriğiyle, protein deposu, pilav ve makarnanın alternatifi. Türkiye’de fiyatları 12 TL’den başlıyor, 25’e bile var. Burada ise 2 Lari’den bile ucuz. Bunu okuduğunuzda paramız ne durumda olur bilmiyorum ama herhalde yine bizden daha ucuzdur Greçka’nın kilosuJ. Pazarın üst katı ise biraz daha turistik; Ülkenin meşhur tatlı sucuğu “Churchkhela”, pestili “Tklapi”, ballar, cevizler, benim için enteresan pek bir şey yoktu. Alt katta ise şu an biterse ne yaparım dediğim birkaç baharat aldım. Neyse ki evde benim dışımda kimse pek beğenmedi. Bunların başında Svanetia Tuzu geliyor. Bu tuzu farklı kılan içerisindeki sarımsak, kişniş, mavi çemen, kadife çiçeği. Hafif yeşilimsi renkteki bu baharat yemeklere özellikle kabağa çok yakışıyor. Kadife çiçeği ilginç gelebilir, tupturuncu bu çiçeklerin kurumamış hali de kilo kilo satılıyor. Diğeri ise Acuka’nın baharat versiyonu. Acuka ad olarak aşina olduğumuz, Gürcüler’in mükemmel sosu. İçerisinde mavi çemen, kırmızı biber, taze kişniş, yağ, tuz ve sarımsak bulunuyor. Birçok kişiye ağır ve acı geliyor. Ben ise bayılıyorum. Baharat versiyonu ise yağsız ve kişnişsiz versiyonu olarak tanımlanabilir. Tuz ağırlıklı, yemeklerin üzerine birkaç çimdik mükemmel, özellikle barbunyaya çok yakışıyor. Peynirlere gelecek olursak Gürcistan’ın öyle bizdeki gibi onlarca peynir çeşidi yok. Başlıca üç peynir var: Sulguni, İmereti ve Kapçuni. Samegrelo bölgesine has peynir olan Sulguni inek sütünden yapılan hafifi elsatik yapıda disk şeklindeki bir peynir çeşidi. Imereti peynirinin kesilmiş hali de karıştırılabiliyormuş yapım aşamasında. Bir iki günde yemeye hazır hale geliyormuş. Bunun bir de isli versiyonu var ki ben ona bayılıyorum, omlete çok yakışıyor. Bu Sulguni, şu Haçapuri’nin vazgeçilmezi. Elastik yapısından da anlayabileceğimiz gibi öyle kaşar gibi erimiyor, biraz sulu biraz parçalı bir şekilde yumuşuyor. Kalp ve ruh anlamına gelen “Suli” ve “Guli” kelimelerinden türetilen peynirin Gürcistan için ne kadar önemli olduğunu anlamışsınızdır herhalde. Imereti peyniri de yine inek sütünden yapılıyor ancak kaynatılmamış sütten ve yapısı biraz delikli oluyor.

GÜRCÜ PEYNİRLERİ

GÜRCÜ TAVUKLARI

GÜRCÜ FASULYELERİ - LOBİO

Pazardan erzakları tamamladığıma göre şehrin yepyeni mekanı Miracle Park’a. Dönmedolap, Ali ve Nino Heykeli, Alfabe Kulesi, Saat Kulesi, Deniz Feneri, Müzikli Fıskiyeler.. Her biri Batum'un simgesi olabilecek bu yapılar Batum'un sahilinde bulunuyor. Dünyanın en eski alfabelerinden biri olan Gürcü alfabesi ve insanlığın yaratıcılığını simgelemek üzere yapılmış Alfabe Kulesi'ne asansörle çıkılıp şehir seyredilebiliyor.

DÖNMEDOLAP & ALFABE KULESİ

Ali ve Nino heykeli ise oldukça popüler. Azeri yazar Kurban Said'in yazdığı hikayeden esinlenerek yapılan bu hareketli heykel, Sovyet Rusya'nın işgali sonrası Azeri Ali ve Gürcü Prenses Nino'nun ayrılığını anlatıyor. İki heykel yavaşça birbirine yaklaşıyor, birbirlerini kucakladıktan sonra tekrar ayrılıyorlar. Fotoğraflarda çok büyük gözüktüklerine aldanmayın, yalnızca 7 metreler. Ben de bir süre hala göremediğim için sahilin farklı bir noktasında olduğunu düşünerek yürüdüm.

ALİ & NİNO HEYKELİ

Bu simge yapıların hemen dibinde de denize giriliyor olması ayrı bir güzel. Halk serinlemek için iş sonrası kendini buraya atıyor. Plajda birbirinden göbekli teyzeler, amcalar, hepsi şu lezzet bombası Haçapuri’den!

CHACHA SAAT KULESİ

Bu bölgede bir de ChaCha Saat Kulesi bulunuyor. Bu kule İzmir’deki saat kulesinin bir kopyası, tek farkı işlemelerinin olması. Adı ise ülkenin içkisi Chacha’dan geliyor. Haftada bir gün 10 dakika boyunca kulanin çeşmelerinden Chacha akıyormuş. Chacha üzüm posasından yapılan bir içki, shot şeklinde içiliyor. Genelde ev yapımı olduğu için alkol oranı oldukça yüksek olabiliyor. Ben Chacha’yı İstanbul’daki Gürcü lokantasında tatmıştım, gerçekten denemeye değer.

Süre azaldığına göre son yemekler için acele etme vakti. Yemekler öncesi bir de Sanat Müzesi’ne uğrayım dedim. Hiçbir şekilde önermiyorum, hayatımda girdiğim en dandik müzelerden biriydi. Eserlerin adlarını yazmak için kağıtları düz bile kesememişlerdi, boşverin sanatseverler değmez.

Gelelim Green Bar’da yediğim Lobio’ya. Gürcistan’ın yemeklerinden en çok özleyeceğim ikinci yemek olabilir Lobio. Lobio fiyatı genekde 4-5 Lari civarında olan, ucuz mu ucuz, leziz mi leziz, sağlıklı mı sağlıklı bir yemek. Lobio, Gürcüce fasulye demek. O pazarda gördüğümü söylediğim mor renkli fasulyelerden yapıyorlar. Genel olarak tek kişilik toprak kabın içinde taze kişniş, sarımsak, bolca soğan, defne yaprağı, mavi çemen, karabiber haşlanıp ezilmiş fasulye ile birlikte pişiriliyor. Sonuç olarak hafif püremsi bir lezzet bombası. Gürcü yemeklerinin en büyük lezzet kaynağı ise bence taze kişniş. Mısır’da da kullanıyorlardı ama Gürcüler bunla lezzet katmayı öğrenmiş. Lobio’nun yanında genel olarak Mchadi denen mısır ekmeği ikram ediyorlar. Mchadi de mısır unu, tuz ve suyun karışıtırılıp yağda kızartılmasıyla yapılan bir ekmek. İçi çok hamur kalıyor ama Lobio’ya gerçekten yakışıyor. “Ay ne Lobio imiş!” diyenlere İstanbul Gürcü Lokantası’nda tatmayı öneriyorum.

LOBİO & MCHADİ

Ve son yemeğimin mekanı Café Adjara. Servisin çok yavaş olduğun baştan söyleyim. Satsivi ile başladım. Satsivi de tıpkı Badrijani Nigzvit gibi ceviz soslu bir yemek. Soğuk tüketiliyor ve sosun içerisinde koca hindi parçaları yatıyor. Bu kadar güzel yemekleri becermiş Gürcüler, nasıl da bu ceviz işini becerememişler bir anlayamadım. Yine soğanlı, sarımsaklı, kuru kişnişli, kadife çiçekli ve daha birçok baharatlı cevizli sosun içerisinde haşlanmış tavuk veya hindi bulunuyor. Yine yeme sorunsalı. Sosun içinde yüzen hindiyi nasıl yiyeceğim? Önümde bir peçete yığını… Zaten koydukları parçalar da hayvanın boynu ve poposu. Doğru dürüst et yok. Sos da hiç yenilesi değil. Gerçekten olmamış Gürcü kardeşler!

SATSİVİ

Bu başlangıcın arkasından da Tkemali sos eşliğinde bir Domuz Şaşlık. Şaşlık buranın şişi. Kalın bir şişin ğzerşnde kocaman domuz eti parçaları. Tek kötü yanı etlerin yağsız oluşuydu. Şişi güzel yapan her zaman yağdır. Ne güzel ad koymuş Ermeniler şişe “İki-Bir”; iki parça et, bir parça yağ… Gürcistan’da etin vazgeçilmez eşlikçisi Tkemali sos. Bu sosun içerisinde başta mor erik olmak üzere, sarımsak, karabiber, taze kişniş, dereotu, nane, tarhun, tuz, limon suyu ve nar suyu bulunuyor. Bunlara ilave olan bazı şeyler tariften tarife değişiyor. Aman anlayacağınız gibi ana malzeme erik. Hem tatlı hem ekşi hem de acı bu sos ete gerçekten çok yakışıyor. Yemeklerin yanına 1 Lari’ye söylenebiliyor.

DOMUZ ŞAŞLIK & TKEMALİ SOS

Geldi ayrılık vakti. 3 haftalık Azerbaycan, Ermenistan, Dağlık Karabağ ve Gürcistan turumun durağı Batum idi. 2 günde dolu dolu gezilebilecek tıka basa yenilecek bir şehir Batum. Öyle hemencecik ayrılabildiğimi sanmayın sakın bu güzel şehirden. Gelin şimdi bir bakalım 300$ yerine 300 TL’ye nasıl uçulur?

BATUM