MTSHKETA

En son güncellendiği tarih: 28 Eyl 2018

Gürcistan’ın başkenti Tiflis’te gezecek yer kalmadı. Tiflis’ten Kutaisi’ye geçmeden son olarak bir de Mtshketa’ya gideyim dedim. Tiflis’e sadece 20 dakika uzaklıkta bulunan Mtskheta’ya geçmek için Tiflis’teki Didube Otobüs Terminali’nden saat başı kalkan dolmuşlara binmek gerekiyor. Bu dolmuşlar sabah 8’den akşam 8’e kadar var ama bulması o kadar kolay değil. Didube Otobüs Terminali bir karmaşa, her tarafta dolmuş, otobüslerin arasında pazar, meyveler, sebzeler, bir yanda döviz büroları, berberler. Hala nasıl okunuyor bilmiyorum, o yüzden en iyisi “Mtskheta”nın Gürcü alfabesiyle yazılmış halini (მცხეთა) birkaç kişiye gösterip bilet gişesinin yerini öğrenmek. Dolmuş ücreti yalnızca 1 Lari, zaten Tiflis’ten çıktığımı anlamadan Mtskheta’ya varmış bulundum.

TİFLİS DİDUBE OTOBÜS TERMİNALİ

Gürcistan, Hıristiyanlığı ilk kabul eden milletlerden biri. Mtskheta da bu kabulün olduğu yer imiş. Hala da Gürcü Ortodoks Kilisesi’nin idari merkezi konumunda olan şehir UNESCO tarafından da koruma altına alınmış. Şehre iner inmez sanki farklı bir çağa adım atmış gibi hissettim.

MTSKHETA

Eski binalardan oluşan sokaklarında ilerleyip merkezde bulunan Svetitskhoveli Katedrali’ne girdim. 326 yılında Gürcüler’in resmi dini Hıristiyanlık olarak kabul edilince dönemin kralı Mirian bu kiliseyi yaptırtmış. Katedralin çok ilginç bir hikayesi var: İsa’nın çarmıha gerileceğini duyan Elias adındaki bir Yahudi, Kudüs’e kadar gidip İsa’nın gömleğini alıp Mtskheta’ya gelmiş. Gömleği kardeşi Sidonia’ya göstermiş ve kız dokununca hayatını kaybetmiş. Kızı gömlekle birlikte oraya gömmüşler. Yıllar sonra mezarın üzerinde kocaman bir sedir ağacı yetişmiş. Bunu bir işaret olarak görüp oraya kilise yapmaya karar vermişler. Sediri kesip kilisenin 7 kolonu olarak kullanmışlar. Ama bu 7 kolondan bir tanesi garip özellikler gösteriyormuş, havada desteksiz bir biçimde duruyormuş. Aziz Nino bu durumu görüp dua etmeye başlamış. Dua sonrası bu sedir parçası göğe biraz daha yükselip bir ışık saçmış ardından hastalıkları iyileştiren kutsal bir su akmış ve kaybolmuş. Bu sebeple de kilisenin adı “Hayat veren Sedir” anlamına gelen “Sveti Tskhoveli” olmuş. Kilise gerçekten oldukça etkileyiciydi. Ayrıca Kudüs’teki öenmli bir kilisenin de tıpkı kopyası bulunuyordu. İçerisinde eski Gürcü Kralları’nın ve çeşitli din adamlarının da mezarları bulunuyordu. Tıpkı Ermenistan’daki gibi burada da halk oldukça dindar. Özellikle kadınlar grup grup gelmiş, papaza dua okutuyorlardı.

SVETİTSKHOVELİ KATEDRALİ

Svetitskhoveli Katedrali’nden çıkıp şehrin tarihi sokaklarına karıştım. Restoranların fiyatlarına biraz baktığımda turist kazığı olduğunu fark ettim. Bizden közde kahveyi de görmüşler sokakta satıyorladı. Yine etraf ülkenin her yerinde olduğu gibi ülkenin meşhur tatlı sucuğu “Churchkhela”, pestili “Tklapi” satıcılarıyla doluydu. Yürüye yürüye Antioch Kilisesi’ne vardım. Kilise, önünde küçük bir şaraplık üzüm asması bulunan, minnacık bir odadan ibaret denilebilir. 7. yüzyılda yapılmış olan binanın hemen yanında bir de küçük rahibe manastırı bulunuyor.

ANTIOCH KİLİSESİ

Antioch’u geçip biraz ilerleyince ülkeye hayat veren Kura Nehri karşıma çıktı. Ama nehrin burasının bir özelliği var. Kars’tan doğup Hazar Denizi’ne dökülen 1572 kilometre uzunluktaki Kura Nehri burada Aragvi Nehri ile birleşiyor. Tam o köşede durunca karşımda Jvari Manastırı belirdi.

JVARİ MANASTIRI

Mtskheta’dan buraya taksiyle 20 dakikada gidilebiliyor. Ancak taksiciler burası için 30-50 Lari civarında para istiyor. Canım da hiç o kadar para vermek istemediği için gitmedim açıkçası.

Şehre tekrar girip biraz hamur gurmeliğine devam ettim. Gürcistan resmen hamur ülkesi. Hamurişinin çeşitleri bitmiyor. Bu sefer tarhun otlu bir hamur aldım. Yumuşak poğaçamsı hamurun içinde pirinç ve tarhun otu bulunuyordu. Lezzetliydi de pirincin orada işi ne? Duble zararlı. En azından tarhun fonksiyonel gıdalar arasına alınmış, oradan kurtarıyorlar.

HAÇAPURİCİ TEYZELER

TARHUN OTLU HAMUR

Hamurumun doyup tarihe doyamadığımı fark edip Samtavro Manastırı’na geçtim. 11. yüzyıldan beri faaliyet gösteren kilisenin yerinde daha önce bir Pagan tapınağı varmış. Kilisede ilk Hıristiyan Gürcü Kralı Mirian ve eşinin mezarları bulunuyordu. Enteresan biçimde kiliseye yardım olsun diye kaktüs satıyorlardı, alasım geldi ama taşımak zor olacaktı. Hemen alt taraftaki kavşakta Arkeoloji Müzesi bulunuyordu. Ne yazık ki restorasyon çalışması olduğu için giremedim.

SAMTAVRO MANASTIRI

Hemen Samtavro’dan çıkınca yol kenarındaki duraktan geçen Tiflis dolmuşuna atlayarak geri döndüm. Aslında biraz ileride şehir pazarının da bulunduğu yerin karşısında bir otogar bulunuyor. Dolmuşa da sadece oradan binilebiliyor sanmıştım. Önümdeki turist çiftin konuşmalarından dolmuşa bineceklerini anlayınca hemen kendimi yola attım. Onlar kuralcı oldukları için yaya geçidinden geçerlerken ben de dolmuşta kalan yeri kapmış oldum. Arkalarında Mısır’da karşıdan karşıya geçme eğitimi almış bir yol cambazı olduğunu nereden bilsinler?