SOKAK SANATI VANDALİZM MİDİR, YOKSA KAMUSAL ALANIN BİR PARÇASI MI KABUL EDİLMELİDİR?

Sokak sanatı hepimize modern bir olgu gibi görünse de aslında tarihin başlangıcını da simgeleyen mağara resimlerinden bu yana varolan bir olgu. Bugün algıladığımız şekline ise 1960 ve 1970’lerdeki Amerikan Hip Hop kültürünün gelişmesiyle ulaşır. Kendisini tanıtmak isteyen hiphopçıların sprey boyalar ile attıkları imzalar bir yarışa dönüşür ve en güzelini ve özgününü yapma hedefi oluşur. Sonuç olarak sokak sanatı Yunanca yazmak anlamına gelen graphein’den türeyen; özellikle Antik Yunan’da ve Roma İmparatorluğu’nda politik anlamı da olan“Graffiti” üzerine yoğunlaşır. Okul sıralarından , tuvalet duvarlarına, oradan metrolara ve yönetim binalarına kadar her yerde görebileceğimiz bu çalışmalara, çıkartmalar, heykeller, duvar resimleri de eklenerek sokak sanatı kavramı oluşur. Fakat birçok ülkede sokakları boyamak ya da kurulu düzene herhangi bir şekilde müdahale etmek yasak. Bu sebeple sokak sanatı eski kültür ve anıtları yakıp yıkma düşünce ve davranışı olarak tanımlanan vandalizm olarak sayılmakta. Peki sokak sanatı vandalizm midir, yoksa kamusal alanın bir parçası mı kabul edilmelidir?

Günümüzde sokak sanatı kamuya ait alana zarar vermekten çok, kamusal alanın süslenip, kötü durumdaki yerlerin estetik bir hal almasını sağlamaktadır. Öncelikle yaşadığımız dönemin modern şehirlerinde kentsel planlamanın dışında kalmış alanlar genel olarak eski, renksiz ve bakımsız binalardan oluşmakta; düzensiz olan yapısından dolayı kötü bir durumda gözükmektedir. Bu alanlara yapılan sokak sanatı uygulamaları hem bu alanların güzelleşmesini sağlar; aynı zamanda buraya kişilik kazandırır. İlk başlarda “tag” adı verilen takma adların duvarlara özensizce yazılmasıyla başlayan sokak sanatı çalışmaları, tagları güzelleştirmek ve boyutunu artırmak amacıyla sprey boyaların kullanılmasıyla çok farklı stillere ulaşır ve sokaklar renklenmeye başlar. Eline her geçenin yapamayacağı bir sanat haline gelir ve boş duvarlara sahip binaları güzelleştirmek bir amaç haline dönüşür. Bununla birlikte herhangi bir sanatçı bir duvardaki eseri bozup yenisini yapmaz. Onlar dünyayı ve sistemi değiştirme çabası içinde değillerdir. Sadece güzelleştirmek isterler.(Aydın S. 2012). Bunun en güzel örneği, şu an İstiklal Caddesi’nde tadilatı devam eden Yapı Kredi Kültür Yayınları’nın inşaat sebebiyle metal plakalar ile çevrelenmiş binasına yapılan graffitilerdir. Bu alana graffiticiler anlaşıp kendi alanlarına graffitilerini yapıyor, belli bir zaman sonra da tüm graffitilerin üstü boyanıp yeni graffitilere yer açılıyor. Bu şekilde amacı sanat olan insanlar tarafından inşaat görüntüsü kapatılıyor, caddeye estetik bir görüntü kazandırılıyor. Aynı zamanda hiçbir sanatçının eserine de istemsizce müdahele edilmiş olmuyor.


İSTİKLAL CADDESİ, YKY İNŞAATI

Sokak sanatı müzelere ve galerilere sıkışıp kalan sanatın halkla buluşmasının, toplumun yaşadığı duyguları, düşünceleri ve tepkileri dile getirmesinin en kolay yoludur. Tabii ki her sokak sanatı örneği sosyal mesaj vermez ama; her sanat eseri sahibinin izlerini ve düşüncelerini taşır. Böylece her şekilde halk sanat hakkında düşünmeye fırsat bulmuş olur. “İnsan sanata gitmelidir”( Goldman, 1995) düşüncesinden sanat insanın ayağına gelmelidir düşüncesine ulaşılır, bunun sonucunda sanatı ulaşılmaz bir değer olarak gören halk sanatla iç içe olur. Antik Yunan’da bugünkü Efes antik kalıntılarında bulunan ilk graffiti olan fahişelik ilanı, bize en başından beri sokak sanatına başvuranların genel olarak düşük ücretle çalışan insanlar, öğrenciler ve alt sınıfta bulunan bireylerin olduğunu gösteriyor. Bunun sebebi bu kesimin para kazanmak, bulunduğu kötü durumu ifade etme ve görünür olma ihtiyacıdır. Yani, grafiti baskıcı siyasal ve ekonomik düzene karşı bir başkaldırıdır(Walsh,1996); mevcut olan düzene karşı düşüncelerin belirtilmesi için halk ve yetkili sınıfın aynı anda bilgilendirilebileceği bir araçtır. 2001 yılında Ankaralı sanatçılar tarafından kurulan 1TURK adlı grubun üyesi Kutlu Gürelli de açıklamasıyla sokak sanatinın bu amacını kanıtlar nitelikte: “Bizim kentte görmek istediğimiz şey “izler”di. Biz Türk insanlarının tüketimi deneyimleme şekillerini eleştiren işler üretmeye çalıştık.Örneğin kredi kartlarını eleştiren yapıştırmalar tasarladık, ATM makinelerine yapıştırmak üzere. Pek çok aile memur olduğu için şehirde yaşayan aileler devletin kararlarından birebir etkilenen insanlardı. Bunlar üzerine düşündük ve şablonlar hazırladık “yine zam” gibi. Biz düşüncelerimizi seslendirdik ve varlığımızı gösterdik.”

Sokak sanatının kamusal alanın bir parçası olduğunu savunan tüm bu argümanlara rağmen, vandalizm olduğunu düşünen kesim sokak sanatının estetik ve tarihi değeri olan yapılara ya da kamu binaları ile özel mülklere yapılarak zarar verdiği düşüncesini ortaya koyarlar. Son dönemde Ankara Kalesi’nin duvarlarına yapılan graffitiler bu durumu destekler niteliktedir. Tabii ki böyle bir yapıya sprey boya ile resmedilmiş grafitinin bütünselliği bozması vandalizm olarak adlandırılabilir. Fakat vandalizmde tek amaç yapıya zarar vermektir, sanatsal bir amaç yoktur ki sokak sanatının amacı düşünceleri ve tepkileri sanatla birleştirerek ortaya koymaktır.Bu sanatı gerçekleştiren birey de bir sanatçıdır ve sanatın temelinde estetik duygusu yer almaktadır ki zaten sokak sanatının vandalizm olarak kabul edilmesi II.Dünya Savaşı esnasında politik mesaj veren yazıları engelleme amacına dayanmaktadır. Bununla birlikte Amerika ve Avrupa’daki bazı ülkelerdeki gibi sanatçılara yasal yerler verilirse, sokak sanatı illegal durumundan kurtulacak, çalışmalarındaki mesaj kaygısı ve görsel güzellik sunma amaçları ön plana çıkacaktır. Böylece sanatçılar alan yetersizliğinden dolayı yapılara zarar vermek zorunda kalmayacak, sanat halk ile rahatça kucaklaşacak, sokak sanatı suçtur bakış açısı değiştirilecektir.

Sosyal medyanın da çok yoğun kullanıldığı son yıllarda içerisine girdiğimiz sınırsız bilgi paylaşımı en fazla da sokak sanatına yaradı ve bu süreçte sanat dünyasını hakimiyeti altına aldı. Çok hızlı gelişen bir dünyada yaşamamız, her şeyin hızlıca yapılması gerektiği, hızlıca görülüp hızlıca anlaşılması gerektiği bu çağda bu sanatın da önemi gittikçe arttı. Mağaralara çizilen resimlerle başlayıp kendi imzasını atma amacıyla gelişen bu sanatın günümüzde geldiği durumu incelersek gelecekte nasıl bir boyuta geleceğini tahmin etmek biraz güç gözükse de; gittikçe kamusal alan ile bütünleşip; vandalizmden ayrı bir olgu olacağı yadsınamaz bir gerçektir.