BRNO


BRNO

Slovakya’dan Ostrava’ya geçtiğim trende internetin olmaması Brno seyahatimi de oldukça etkiledi. Tüm gün Ostrava’da da doğru düzgün internet bulamayınca Brno’yu da tam planlayamadım. Hemen booking.com üzerinden hızlıca bir hostele rezervasyonumu yapıp Ostrava’dan Brno’ya 21.35’teki Flixbus otobüsüne bindim. Normalde çoğu Flixbus’ta internet oluyor, ancak bu otobüste de internet yoktu ve ara duraklarda ya da kırmızı ışıklarda durduğumuzda denk gelen Wi-Fi’lara bağlandığımda gördüm ki rezervasyonum check-in saati geç olacağı için iptal edilmiş. Ben de yine zar zor yeni bir rezervasyon yaptım. Gece olduğu için kişiye özel kapı şifresi belirliyorlar ve şifrenizi girdiğinizde kutucuktan oda anahtarınız çıkıyor ve yerleşiyorsunuz. Her şey çok güzel ancak şifre Türk telefon numarama SMS olarak gönderilmiş. Brno’ya geldim, saat 12’ye yaklaşıyor. Tamamen ölü bir şehir. Doğruca hostele gittim. (Wake Up Wellness Hostel) Wi-Fi şifresini bilmiyorum, kapıdaki şifreyi bilmiyorum. 4 haneli bir şifre, sonuçta 9999 tane ihtimal var. Tek tek girsem herhalde bir şekilde bulurum modundayken birden hostelde kalan başka biri geldi ve onun sayesinde içeri girebildim. İnternetin şifresini falan verdi. Ben girişteki koltuğa yayıldım, yarı uyuklar bir şekilde görevliyi WhatsApp’ten arıyorum. Tabii ki açmıyor. Sonra şans eseri geri aradı ve şifremi söyledi. Ben de anahtarı alıp doğruca odaya yerleştim. Yumuşacık yastık ve yataklar, kişiye özel perdeli yatak bölmeleriyle çok güzel bir hosteldi. Ne yazık ki tadını çıkaramadım. Çünkü Brno’daki bir günümü iyi değerlendirmem lazımdı.

(Bu arada benimle benzer durum yaşarsanız, hostelin WakeUpGuest adlı internetinin şifresi ”hostel123”; problem olursa arayabileceğiniz numara da +420 602 431 700.)


Viyana, Bratislava veya Prag'a gidenlerin mutlaka uğraması gerektiğini düşündüğüm, benim en sevdiğim Çekya şehri Brno'da 1 günde neler yapılır gelin birlikte bakalım:


Ben güne tren garının hemen karşısında bulunan Občerstvení Havelková'da başladım. Burası Çekya'da en sevdiğim yemek mekanı oldu. Občerstvení, Çekçe'de atıştırmalık anlamına geliyor, zaten mekan da ayaküstü atıştırmalık konseptinde. Sıcak et ürünleri, soğuk şarküteri ürünleri ve biranın yanı sıra kasap olarak da pişmemiş et satılıyor. Yani her şey bir arada. Sabahın erken saatlerinde servise başlayan mekan öğleden sonra yalnızca kasap ürünleri satışına devam ediyor. Sıcak ürünler arasında sosis, Schnitzel gibi et ürünlerinin yanı sıra sulu yemekler de var. Kiminin çorba kiminin ana yemek olarak tanımladığı Gulaş da bunlar arasında en tadılası. Aslında Gulaş'ı Çekya'ya has olarak tanımlayamayız. Kökenini bazı kaynaklar Macarlar'a bağlasa da şu ana kadar Kosova, Almanya, Slovakya ve Rusya versiyonlarını tattım. Hepsinin tadı, sunumu birbirinden farklı. Sulu et yemeği olarak tanımlayabileceğimiz Hovězí Guláš, Çekya'da kabuğu kızarmamış ekmek olarak tanımlayabileceğimiz Houskový Knedlík ile servis ediliyor. Bu ekmek fırında değil de kaynar suda pişiriliyor. Yemek ile de birleşince iyice bir hamur kıvamı alıyor. Sığır eti, biber, sarımsak, domates ile yapılan Guláš gerçekten çok lezzetli. Sos kısmını kaşık kaşık yiyesi geliyor insanın. Dědova Pečená Sekaná ise burada yediğim ikinci yemek. Aslında “Dedenin Sekaná'sı” gibi bir anlama geliyor. Sekaná, normalde evlerde bizdeki Dalyan köfte gibi yapılan bir yemek. Sığır, domuz karışık bir kıyma parçası içine sebze ve yumurta konularak pişiriliyor. Daha sonra kesilerek servis ediliyor. Ama bunun da işlenmişini yapmışlar maalesef. Direkt hazır sırf kıyma şeklinde satılan bütün parçaları pişiriyorlar. Tadı gerçekten güzel ancak yapay bir şey yiyor hissi yaratıyor; köftedense sosis gibi bir yapısı var. Tüm bu yemeklerin eşlikçisi de eğer tüketiyorsanız bira. Özellikle siyah birayı gelenler sabah demeksizin çokça tüketiyordu. Alkol kullanmadığım için yorum yapamayacağım. Buradki yemekleri 3 katı fiyatına restoranlarda da bulabilirsiniz.

OBCERSTVENI HAVELKOVA

İlk önemli durağım Capuchin Manastırı! Capuchin Manastırı'nın altında bulunan, Brno‘da bulunan Hristiyan topluluğu Capuchinler'in bir nevi mumya şeklinde gömüldükleri odayı görmek gerekiyor. Capuchinler ölüleri kilise altındaki odalara insanın statüsüne göre gömerlermiş. Haftanın her günü açık olan bu mezar odasını mutlaka ziyaret etmeli.

CAPUCHIN MANASTIRI

Şehrin pazar meydanı Zelny Trh, canlılığı ile ruhunuzu doyuruyor. Her gün kurulan yerel pazarda özellikle kırmızı meyvelerin tadını çıkarmak lazım. Zelný Trh’in, tam altında 12 metre derine inen bir labirent bulunuyor. Burada 1 saat civarında süren turlar düzenliyorlar. Ben de hemen 80 Çek Kronu ödeyip tura katıldım. Turda bir zamanlar sebze saklamak amacıyla oluşturulan bu labirent mahzenin aynı zamanda hapishane, işkence odası olarak da kullanıldığını öğrendim. Turun tek kötü yanı Çekçe canlı rehber konuşurken sizin kulaklıktan hazır metni anlamaya çalışmanız. Adamın dedikleri ile kulaklık arasında da çok fark var.

ZELNY TRH
ZELNY TRH LABİRENTİ

Aslında Brno’ya uğramak için can atmamın sebebimin Sanat Tarihi dersinde gördüğümüz Villa Tugendhat olduğunu söyleyebilirim. Bauhaus stili örneği, UNESCO koruması altındaki Villa Tugendhat, modernizmin en güzel yapılarından biri. Ancak eğer ki yılın başında satışa çıkan biletlerden acele edip almadıysanız içerisine girmeniz imkansız. Ama rehberli tur biletiniz olmasa bile bahçesini gezebiliyorsunuz. Bahçesini gezme ücreti 50 Çek Kronu. E böyle olunca da pencerelerden gördüğümle yetinmek zorunda kaldım. Ludwig Mies van der Rohe tarafından Greta & Fritz Tugendhat çifti inşa edilen villa, saf mimarisi ile fonksiyonel bir yapının nasıl olabileceğinin ilk modern örneklerinden.

VILLA TUGENDHAT

Tırmanışsız bir şehir gezisi olur mu? Špilberk Kalesi'ne çıkıp şehre bir de tepeden bakmak lazım. Tarihi 13. yüzyıla dayanan kale, 17. ve 18. yüzyıllarda yeniden inşa edilmiş. Askeri amaçlı kullanmış kale, bir zamanlar da hapishane olarak hizmet vermiş. Günümüzde belli günlerde bazı etkinlikler düzenleniyormuş.

SPILBERK KALESİ

Brno’nun en gözde yapısı St. Peter ve Paul Katedrali de en güzel kaleden görünüyor. Tabii gece ışıklandırması ile daha da heybetli göründüğünü söylemem de gerekir. Katedral, Petrov tepesi üzerinde bulunuyor, böylece kendi yüksekliğine bir de tepenin yüksekliği eklenmiş oluyor.

ST. PETER VE PAUL KATEDRALİ

Sanatla ilgili iseniz Moravské Náměstí adlı meydana gidin. Modern ve çağdaş sanat için şehirdeki en önemli mekan olan Moravian Gallery burada bulunuyor. Çekya'nın en büyük ikinci sanat müzesi olma özelliği taşıyor. Ama maalesef ki ben gittiğimde kapalıydı. Ama yine de Moravian Meydanı’nda bulunan şehrin meşhur heykellerini görme fırsatı bulmuş oldum.

Gidemediğim ama ilgililer için söylemem gereken birkaç mekan daha var şehirde. Genetiğin babası Mendel de bir Brnolu. Mendel Müzesi'ne gidip biyolojinin derinliklerinde kaybolabilirsiniz. Brno Hayvanat Bahçesi ve Brno Planetaryumu da biraz şehir dışında kalan turistik noktalardan.

MORAVIAN MEYDANI

Yemek için bir diğer mekan önerim ise Lokal U Caipla. Burada her gün yeni bir menü çıkıyor. Oldukça büyük ve öğle vakti neredeyse her masanın dolu olduğu mekanda ben, ”Hovezi vyvar se kapanim” adlı çorbadan tattım. Hamur parçalı et suyu çorbası olarak tanımlayabileceğim çorbayı doğrusu beğenmedim. Hamur parçaları ile çorba bütünleşmemişti. Zaten et suyunun da hiçbir yoğunlu yoktu, sırf su gibiydi. Belki başka bir şey sipariş ederseniz daha memnun kalabilirsiniz.

HOVEZI VYVAR SE KAPANIM

Günün sonunda yolculuk Prag’a! Brno dolní nádraží adlı tren garından Praha hl. nádraží’ye yolculuk 2 saat 35 dakika sürüyor. Ancak şehrin merkezindeki ana tren garından kalkmıyor tren. Oradan ücretsiz bir aktarma treni var. 5 dakikadan kısa sürede Brno dolní nádraží'ye varıyorsunuz. Ve değişmiş olabilir ama benim bulunduğum zaman son tren saat 21.37’de idi. 20.37, 19.37, 18.37, 17.37 şeklinde öncesi de vardı. 219 Çek Kronu ödeyerek bileti aldım ve gerçekten memnun, ruhumu doyurmuş bir şekilde Brno’dan ayrıldım. Çekya’nın diğer şehirleri için yazdıklarımı sakın okumayı unutma!

PRAG'A YOLCULUK