PRAG

Türkler tarafından Instagram fenomeni şehir haline getirilen Prag şehri, doğrusu hiçbir zaman mutlaka görmeyi istediğim şehirlerden biri değildi. Almanya Weimar’da gideceğim yaz okulu için yola çıkacaktım ve en yakın ülke Çekya idi. Rotamın başına Slovakya ve Çekya’yı da ekledim bu sayede. Çekya’da favori şehrim Brno olsa da bir başkentin de kültürel doluluğu es geçilemez. Gelin beraber bakalım neler varmış şu Prag’da?


Öncelikle kaldığım Hostel Safestay’den bahsedeyim. Prag’daki 4 gecemin 3’ünü burada geçirdim. 3 günlük konaklamamı her gün ayrı ayrı yaptığım için geceleri sırasıyla 78, 97 ve de 134 TL’ye kaldım. 8 kişilik kız erkek karışık odalar her gün temizlense de biraz pisti doğrusu. O da konaklayanların pisliğiydi. Ancak şehrin göbeğinde ve her yere yürüme mesafesinde olduğu için bir o kadar da uygun bir mekandı. İlk gecemi aslında Hostel Themis’te geçirdim. Klostrofobisi olanlar için dayanılmaz sıkışık nefes alamadığınız bir mekandı. Hemen oradan ayrıldım.

HOSTEL SAFESTAY
HOSTEL THEMIS

Çekya'nın başkenti Prag'ta gezilecek yerlerin başında Prag Kalesi yer alıyor. Şehirden akan Vlatava Nehri'nin batısında yer alan kısımda, bir nevi karşı yakada bulunuyor. Guinness Rekorlar Kitabı'na Dünyanın En Eski Kalesi ve En Büyük Kale Kompleksi olarak girmiş bu kale. En azından yarım gün ayrılması gereken komplekste.

-Kraliyet Sarayı

-Aziz Vitus Katedrali

-Aziz George Manastırı

-Lobkowicz Sarayı

-Barut Kulesi

-Prag Kalesi Resim Galerisi

-Altın Yol (Golden Lane) bulunuyor.

Gezmek istediklerinizi seçip daha uyguna kombine bilet alabiliyorsunuz. 9. yy'da Prens Borijov'un yaptırdığı ahşap sarayla oluşmaya başlayan kompleksin bence en önemli yapısı Aziz Vitus Katedrali. 1344 yılında yapımına başlana katedralde özellikle kraliyet ailesi mensuplarının mezarları dikkat çekiyor. En dikkat çekeni ise Aziz John'un elinde çarmıhla diz çökerken betimlendiği gümüşten yapılmış anıt mezarı. Birbirinden farklı temalardaki vitray grupları da görülmeye değer, 20. yüzyılda ressam Alfons Mucha tarafından yapılmışlar. Komplekste bulunan Golden Lane yani Altın Yol ise bence boşuna para vermemeniz gereken bir yer. 17. yüzyılda kuyumcuların yer aldığı bu kısacık sokak şimdi restore edilmiş ve hediyelik eşyacılar için bir alan olmuş. Etnografik sergi kısımları olsa da yapay bir havası var. Kale kompleksi dışında bulunduğu bölge de sokakları keşfedilesi oldukça tarihi bir bölge.

AZİZ VITUS KATEDRALİ

Kaleden inince köprüden karşıya geçmeden bir de John Lennon Duvarı’na uğramalısınız. The Beatles grubunun üyesi John Lennon’un 1980 yılında vurulmasının anısına barış ve sevgiyi simgeleyen bir duvar haline gelmiş bu duvar. Ben de boş durmadım oralara bir yerlere sticker yapıştırdım. Bakalım görebilecek misiniz? :)

LENNON DUVARI

Lennon Duvarı’ndan sonra yine köprüden geçip tarihi kent alanına! Köprü köprü deyip bahsetmeden olmaz. 1400 yılında yapımı tamamlanan Prag’ın meşhur Charles Köprüsü (Karluv Most), Prag Kalesi ile resmen bir kartpostal görüntüsü oluşturuyor. Köprü günümüzde tamamen yayalara açık ve üzerinde 30 adet heykel bulunuyor. Prag Başpsikoposu Aziz Adalbert’ten, Hıristiyanlık adına önemli Aziz Jean de Matha, Aziz Vincent Ferref, Aziz Luitgard, Meryem gibi isimleri ve hikayelerini betimleyen heykeller bunlar.

CHARLES KÖPRÜSÜ

Magnet, antin kuntin hediyelikler için doğru adres ise Havelske Trziste! 1232 yılında kurulmuş olan bu mini pazar yerinde küçük sandalların içinde üzümler, mor meyveler de bulabilirsiniz. Haftanın her günü açık bu çarşıdan magnetinizi kapın derim.

HAVELSKE TRZISTE

Koskoca tarihi kent meydanına geldiğinizde muhtemelen bir bölgede toplanmış ve hafif yukarıya bakan bir grupla karşılaşacaksınız. Eski Belediye Sarayı’nın duvarında bulunan Astronomik Saat’e bakıyor bu topluluk. Her saat başında dört figür çanın çalışıyla birlikte hareket ediyor. Bu figürler kendini beğenmişlik, ölüm, açgözlülük ve eğlenceyi simgeliyor. Topluca bu anı bekleyen kalabalığın hepsi telefonlarını yukarıya kaldırıyor. Ancak ama tam karşıdan çekmedikçe oynayan maketler gözükmüyor.

ASTRONOMİK SAATİ BEKLEYENLER

Saatin hemen yakınlarında ise şehrin en popüler müzesi yer alıyor: Seks Aletleri Müzesi. 250 Çek Kronu ödeyerek girebileceğiniz bu müzede maskesinden, ahşap penis modellerine, ilişkiye girmeyi engellemek amacıyla kullanılan kostümler bulunuyor. Aşağı katta bulunan mini sinema salonunda da çekilmiş en eski porno filmini izleyebilirsiniz.


Bir diğer enteresan müze de Ortaçağ İşkence Aletleri Müzesi. Charles Köprüsü’nün başlangıç kısmında bulunan bu müzede birbirinden korkunç işkence yöntemine şahit olacaksınız. Gördükçe iyi ki o dönemlerde yaşamadığınıza şükredeceksiniz.


Mimar Vlado Milunić ve Frank Gehry’nin tasarladığı Dans Eden Ev ise aslında sosyal medya ile de birlikte Prag’ın yeni simgesi olmuş durumda. 1996 yılında inşaatı tamamlanan bina en başta tepkilerin odağında olmuş olsa da şimdi turistlerin uğrak noktası. Otel, restoran ve ofislerin bulunduğu binanın stili dekonstrüktivizim akımına dahil oluyor.

DANS EDEN EV

Prag'da alternatif bir gün geçirmek için gidilebilecek en güzel bölge ise "Prag 7". Şehir merkezinin kuzeyinde bulunan bu bölgeye gitmek için Vltava Nehri'ni geçmek gerekiyor. Buradaki tura "Prague Market" ile başlayabilirsiniz. Prague Market, adından da anlaşılacağı gibi pazar. Aslında pazar çok büyük bir alanın küçük bir kısmı diyebiliriz. Aynı bölgede pazar binasının dışında yapı marketlerin bulunduğu binalar, enteresan olarak da Asya Pazarı yani "Asijský trh" bulunuyor. Bir sürü Asya yemek büfelerinin yanı sıra ucuz Asya giyim ve aksesuar satanlar bulunuyor. Çekya'nın ilginç özelliklerinden biri Slovak ve Ukraynalılar'dan sonra en büyük azınlık nüfusunun Vietnamlılar'dan oluşması. 85 bin civarında Vietnamlı'nın bulunmasının sebebi Komünist Çekoslovakya hükumeti ile Kuzey Vietnam hükumeti ile yapılan, Vietnamlılar'a Çekoslovakya'da çalışma ve okuma izni verilmesiymiş. Sovyetler Birliği'nin dağılmasıyla anlaşma bitse de gelen Vietnamlılar bir daha ülkelerine dönmek istememiş ve halka entegre olmuşlar. Bu sayede de çoğu Avrupa ülkesinde olduğu gibi Asya yemekleri normal yemeklerden daha ucuza gelmiş. Bu pazar yeri de bir nevi onları işsiz bırakmamak üzere açılmış denilebilir.

PRAGUE MARKET

Pazar alanının biraz ilerisinde ise şehrin en önemli güncel sanat mekanlarından DOX bulunuyor. Benim gibi sanat öğrencisi iseniz daha da fazla indirimli sadece 40 Çek Kronu’na girebiliyorsunuz. 1920’lerde bir metal fabrikası olan ve Çek mimar Ivan Kroupá tarafından yeninde tasarlanan DOX, 2008 yılından beri mimarisi, etkinlikleri ve sergileriyle şehrin sanat merkezi konumunda.

DOX

Yine Prag 7 bölgesinde gidip şehre panoramik bakış atabileceğiniz Letna Park bulunuyor. Letna Park'ın sembolü ise Metronom Heykeli. Şu an zamanın geçtiğini anlatmak istese de bu heykelin yerinde bir zamanlar Stalin'in en büyük heykeli bulunmaktaymış. Çekler'in ve Ruslar'la beraber Komunizm'e yürüyüşleri anlatılıyormuş. Şimdilerde halkın favori aktivitelerinden birisi Metronom’un orada bira içmek.

METRONOM

Peki gelelim en önemli meseleye! Prag’da nerede ne yenir?


Libeřské Lahůdky

Prag'da kahvaltı için en başta önereceğim mekan Libeřské Lahůdky! Burası pastane, fırın ürünleri yanı sıra Schnitzel gibi kızarmış et ürünleri ve ekmek üzeri şarküteri ürünleri olarak tanımlayabileceğimiz tapaslardan satıyor müşterilerine. Diğer yerlerde o kadar çeşidini ve kalitelisini görmediğim ürünleri ise Libeřský Koláč. Yüzyıllar önce Orta Avrupa'da bir düğün yiyeceği olarak ortaya çıkan Koláč, Çekçe tekerlek anlamına gelen "Kola" kelimesinden türemiş bir tatlı. Yuvarlak şekildeki bu hamur işinin sayısız modifikasyonu var. Yani içine koyarsan oluyor; haşhaş, çeşit çeşit reçeller, taze meyveler, kuru meyveler... Benim favorim ise peynirli ve elmalı olan oldu, böğürtlenliyi de es geçmemek lazım. Koláč'ın en güzelleri çiftlik peyniri olarak tanımladıkları, bu hamur işinde tıpkı beyaz kremalı bisküvilerdeki kremaya benzer bir etki yapan peynirle yapılanları. Tavsiyem peynirsiz almamanız, yoksa reçelli hamur yer gibi oluyor. Ama tabii ki hamur işi konusunda Türkler'i ya da Fransızlar'ı geçemezler. Burada bir de Laskonka tattım. İki hindistan cevizli kıtır katman arası karamelli krema olarak tanımlayabilirim. Ama biraz fazla tatlıydı diyebilirim.

KOLAC
LASKONKA


Trdelník

Çekya'nın belki de en meşhur yiyeceği, özellikle Prag'a seyahat eden birinin paylaştığı meşhur tatlı Trdelník! Sırbistan, Slovakya ve Almanya'da da görünce Çek tatlısı değil de Orta Avrupa tatlısı diye tanımlamaya başladım bunu ki zaten Çekya'nın geleneksel bir tatlısı değilmiş. Şu anki genç kuşağın nineleri dedeleri bilmezmiş bunu. Kökenleri ta Antik Yunan'a uzanan bu tatlının fikri genel olarak tüm Avrupa'da uygulanmış. Ama asıl günümüzdeki halini Slovakya'nın Skalica kentine Transilvanya'dan gelen Bulgar general József Gvadányi verdiği düşünülüyor. Yani Çekler kadar Romanyalılar, Bulgarlar ve Slovaklar da bu tatlıda söz sahibi. Çekya'da da 2000'li yıllarda kurulan Paskalya pazarlarından sonra popüler hale gelmeye başlamış. Tabi bölgeden bölgeye yapılışı da değişiklik gösteriyor. Çekler de almış silindir gibi yapmış, koni yapıp içine kremayı dondurmayı basmış, üstüne farklı farklı şekerlemeler koymuş. Belki de en yaratıcı yaklaşan onlar olmuş. Trdelník adı da Trdlo adı verilen hamurun sarıldığı tahta çubuklardan geliyor. Mayalı hamuru önce ince uzun uzatılıyor ardından Trdlo'ya sarılıyor. Trdlo masada yuvarlatılarak hamurlar bütünleşiyor. Sonra da şekerlenip doğruca közün üzerinde pişmeye gidiyorlar. İçi yumuşak dışı kıtır hamur şekere bulanıyor isteyen de içine krema, meyve, dondurma doldurtabiliyor. Bence malzeme ile hamurun güzelliğini bastırmayın, sade alıp tadını çıkarın. Hafif ekşi koksa da oldukça lezzetli. Genel olarak sadesi 60 Çek Korunası olan bu tatlı malzemelerle 130 Koruna'ya çıkıyor. Benim tercihim hamurun tadını doyasıya alabildiğim için sadece şekerli olanı. Mekan konusunda ise en hoşuma giden “Staropražské Tradiční Trdlo” adlı mekan oldu. Ama siz karşınıza çıkan yerden alın, eminim güzel olacaktır.


Gingerbread Museum

Charles Köprüsü’nden karşıya geçip kaleye çıkarken Nerudova Caddesi’nde zencefilli kurabiyeci bulunuyor. Museum dediklerine bakmayın Çekya ve Slovakya da birçok dükkan müze diyerek müşteri çekmeye çalışıyor. Adam kurabiyeleri çok severim, zencefilli kurabiyeleri de, hele bir de şeker hamuru kullanmıyorlarsa mükemmel. Ülkemize şeker hamuru geldi geleli böyle el emeği kurabiyeleri bulamıyorum. Eskiden özellikle yılbaşında o kadar güzel süslü kurabiyeler olurdu ki. Halbuki bu üzerindeki süsü yapmak çok da zor bir şey değil, şeker ve limon karıştırılarak yapılan bir kaplama maddesi diyebiliriz. Burada birbirinden farklı şekilde kurabiyelerden ister taze taze yiyebilirsiniz isterseniz de paketli alabilirsiniz. Hatta yıllanmış, özel şekillileri de bulunmakta. Bazıları da rezeneli, anason aromalı yani. Ben oradaki tadımlıklarla yetinip Çekya'da çokça gördüğüm rulo waffle olarak adlandırdıkları Stracciatella adlı tatlıdan aldım. İncecik, çıtır çıtır gofretimsi rulonun içini kahveli, portakallı, çikolata gibi birçok farklı sosla doldurmuşlar. Ben kahveliden tattım. Tabii ki zencefilli kurabiyenin yanında bir hiç.



U Fleku

"Çekya'da ne yenir?" sorusunun en kolay bulunur ve geleneksel olan cevabı "Svíčková". Aslında Çekyalı ailelerin bir pazar geleneği olan bir yemek olan Svíčková, kremalı soslu sığır filetosu olarak kısaca tanımlanabilir. Ancak yapımı ve sunumu o kadar kolay değil. Hatta Çekyalılar birinin iyi yemek pişirip pişiremediğini "Svíčková da pişirebiliyor musun?" diye şakayla sorarak anlamaya çalışıyorlarmış. Bir gün önceden marine edilen sığır eti, kereviz, havuç gibi sebzelerle birlikte hazırlanan bir sosun içerisinde yüzer bir şekilde servis ediliyor. Etin üzerine kızlıcık reçeli, limon ve krema konuyor, yanında da Çekler'in meşhur kabuksuz ekmeği Houskové Knedlíky, 4 dilim şeklinde eşlik ediyor. Tatlı, ekşi ve tuzlunun bir arada ağızda olduğu bu lezzete doğrusunu söylemek gerekirse çok bayılmadım. Ama kızılcık reçeli ve limon et ile gerçekten de farklı bir etki yaratıyordu, etli cheesecake misali.. Yediğim mekan U Fleku ise yerel halk tarafından da çokça tercih edilen bir mekan. Uzun ahşap masaları ayrı ayrı gelen gruplar tarafından ortak kullanılıyor. Kalabalık ve sıkışık bir ortam, bir o kadar da samimi. Kendi yapımları olan siyah bira içmeye geliyor aslında insanlar; alkol tüketmediği için yorum yapamayacağım. Ancak bir garsonun 5 dakikada bir gelip bira isteyip istemediğimi sorması oldukça rahatsız ediciydi.

SVICKOVA


Svejk Restaurant

Svejk Restaurant benim gibi normal hayatında glutensiz yaşayıp seyahatini de glutensiz geçirmek isteyenler için muhteşem bir nokta. Çünkü menüsünün tamamen aynısının bir de glutensiz versiyonu bulunmakta. Hem de fiyat farkı yok. Ben de U Fleku’dan sonra bir de buraya gittim. Bira peyniri, lahana mücver ve de sarımsak çorbası söyledim. Bira peyniri, bir tabağın içinde tereyağı, baharatlar, peynir ve hardal ile önünüze geliyor. Tüm malzemeler ezilip karıştırılarak yeniyor. Adı da birayla yendiği için böyleymiş. Ben de bira ile mayalanıyor sanıp söylemiştim. Çok cahil hissetsem de öyle olan versiyonunun Amerika’da olduğunu öğrenince rahatladım. Sarımsak çorbası da oldukça güzeldi. Lahana mücveri de çok yanmış ve yağlıydı. Rende kızarmış patatesin lahana versiyonu gibiydi.

BİRA PEYNİRİ


Havelská Koruna

Paramızın değersiz olduğu şu yıllarda yurt dışında seyahat biraz masraflı olabiliyor. Prag da her ne kadar diğer Avrupa ülkelerine göre belki bir tık ucuz sayılsa da turistik bir şehir olduğu için ucuz mekanları bulmanın zor olduğu bir şehir. Uzun arayışlar sonucu bulduğum Havelská Koruna da hem geleneksel yemekleri yiyeceğiniz hem de diğer mekanlar gibi çok para vermeyeceğiniz bir mekan. Ama öyle özel bir ilgi beklemeyin. İçeri girer girmez elinize kasada bulunan kadın bir adisyon kağıdı tutuşturuyor, almazsanız arkanızdan bağırıyor. Sonra mekanda ilerleyerek yemek tiplerine göre ayrılmış standlardan istediğiniz yemekleri alıyorsunuz. Aslında et yemeği yemek istiyordum ama bir türlü yemeklerin farkını açıklamamaları ve zorla hizmet verir gibi davranmaları yüzünden sadece tatlı aldım. Belki de hayatımda yediğim en manasız tatlılardan biri olan "Bramborové šišky s mákem", patates ile yapılan topçukların üzerine haşhaş ve pudra şekeri dökülerek yenen bir tatlı. Silindir şeklinde yoğrulan patatesli hamura çam kozalağı anlamına gelen "šišky" diyorlar. Haşlanan bu hamurların üzerine sıcak sıcak iken tereyağı, haşhaş ve şeker dökülünce fena bir tat olmuyor. Hafif Çerkesler'in yaptığı kaçamağın şekerli versiyonu gibi diyebilirim. Tek bir kişi için fazla geliyor; soğudukça biraz bayıyor ve tıkamaya başlıyor. 45 Çek Kronu.

BRAMBOROVE SISKY S MAKEM


U Provaznice

Çekya’ya has yemekleri bulabileceğiniz, hem de çok turistik olmayan bir mekan da U Provaznice. Burada “Bramboracka podavana” yani patates çorbası; “Bramborack” yani sarımsaklı patates mücver ve de “Tvarohove nocky s malinovou omackou” yani frambuazlı hamur topçukları aldım. Çorba fena değildi. Mücver ise oldukça güzeldi. Tabii zeytinyağı ile kızartılmış olsa daha az ağır olacak. Doğrusu bitiremedim mücveri. Mücverin bir küçük versiyonunu da çorbanın yanına vermişlerdi. Aslında ek olarak mücver söylemenize gerek yok. Gelelim tatlıya… Bütün bir gün bu tatlıyı yapan bir mekan aradım. Ancak ben sanıyordum ki şu frambuazlı hamur topçukları Slovakya’daki gibi içi peynir dolu mantımsı hamur topçukları ve üzerine de hafiften frambuaz reçeli gezdiriliyor. Ama öyle değildi. Kalın kalın sırf hamurdan topçuklar, üzerine çok yapay bir frambuaz sos ve hiç tatlı değilmişçesine atılmış pudra şekeri. Çok çok kötüydü.