AMASYA

Her gezi yazımı yazdıkça fark ediyorum ki Pegasus’un indirimleri sayesinde şekilleniyor seyahatlerim. Lise yıllarımda hiç sevmezdim Pegasus’u, liseden eve gidip gelirken hiçbir zaman yetmezdi çünkü Pegasus’un bagaj hakkı, 1 kilo bile fazla olsa alırlardı parasını. Ama şimdi de çok hoşuma gidiyor, ihtiyaç duymadığın hizmetin parasını almıyor senden. Bir Pegasus indirimi sonrası yine yollardayım. Kosova ve Sırbistan gezimin üzerinden bir hafta bile geçmemişken yollar göründü Amasya’ya! Bu sefer yoldaşım Cemre (Edirne ve Mardin seyahatlerimden bilen bilir.).

Sabiha Gökçen’den yaklaşık 1 saat süren yolculuğum sonrası Merzifon Havalimanı’na vardım. Burası da kutu havalimanlarından biri. Askeri havaalanı ile aynı alanı paylaştığı için pist ile terminal arasında saçma bir bağlantı yolu var, uçak indikten sonra bizi bırakmak için geriye doğru gidiyor. Cemre biletini benden bir gün önceye aldığı için bir günlüğüne Çorum’a geçmiş. Havalimanından Amasya merkeze, Çorum ve Tokat’a servisler bulunuyor.

HAVALİMANINDA HEYECANLI BEKLEYİŞ

Cemre ile Amasya merkezde buluşmak üzere atladım servise. 30-40 dakika civarı süren yolculuk sonrası Amasya’daydım. Yanılmıyorsam 8 TL idi servis ücreti. Amasya’ya girdiğini insan yolun iki tarafını da dağlar sarınca anlıyor. Bildiğimiz gibi Amasya aslında Yeşilırmak’ın oluşturduğu bir vadiye kurulmuş. Nehrin oluşturduğu güzellikten imparatorluk da etkilenmiş olsa gerek Osmanlı’da şehzadelerin yetiştiği şehirlerden biri haline gelmiş. Yıldırım Bayezid, Fatih Sultan Mehmet gibi önemli padişahlar burada valilik yapmış zamanında. Memleketim Manisa’da şehzadeler şehriymiş ama maalesef o saraylardan, tarihi binalardan geriye neredeyse hiçbir şey kalmamış, Yunanlılar’ın gitmeden yaktığı söyleniyor. Amasya’yı kıskandım açıkçası bu yüzden. Bir o kadar da üzüldüm. Turizm konusunda çok daha dikkat çeker konuma getirilmeli bence.

AMASYA TURİZM HARİTASI

Bir nca.gourmet gezisi tabii ki yemekle başlar! İlk durağımız meşhur Amasya Çörekçisi. Bence Amasya'da geçirilecek bir hafta sonunun en güzel yanlarından biri Galip Usta'dan sıcak sıcak alınacak çörekler. Galip Amasya Çörekçisi, 1970 yılından beri dedelerinden kalan bu işi devam ettiriyor. Çöreğin asıl serüveni 1925 yılında başlamış, zamanında müşterinin isteği üzerine getirdikleri ceviz ve yağ ile yapılırmış bu çörekler. Mekanın asıl ürünü olan Amasya Çöreği'nin en önemli özelliği nohut mayası ile mayalanması. Hatta nohutlu çörek olarak da biliniyormuş bu. Hamur cevizle yoğrularak odun ateşinde top top pişiriliyor. Ve leziz bir çörek olarak sunuluyor. Çöreğin en güzel yanı ne tatlı ne tuzlu bir havasının olması Sanki çok sertmiş gibi görüntüsüne rağmen içi oldukça yumuşak. Mekanın bence en güzel yiyeceği, "Puaça" dedikleri, Amasya Burma Çöreği! Amasya'da yetişen ceviz ve haşhaş hamurda bir araya geliyor. Hem tel tel hem de çıtır çıtır hamurun arasındaki cevizler ile lezzet resmen uçuyor. E gelmişken bir de Amasya Yağlısı'ndan da tatmak gerek. Aslında bu Sinop'ta yediğim katmer, Katlama'ya çok benziyor. Ama sadece kat kat açılmış bir hamur değil bu, içinde bolca ceviz ve haşhaş bulunuyor diğer ürünler gibi. Uyarıda bulunmakta fayda var, fazlaca yağlı. Bir yerden sonra insan yemek istese de yiyemiyor. Fiyatlar da ceviz içeriğinden dolayı hafifi pahalı diyebiliriz. Amasya Yağlısı'nın tanesi 9 TL, Amasya Çöreği'nin kilosu 25 TL, Puaça'nın da 35 TL. Amasya'da mutlaka gidilmesi gereken nadir mekanlardan. Ancak öyle “Giderim, otururum, kahvaltımı yaparım diye düşünmeyin, sadece fırın burası. Hava kötü değilse alın yiyeceklerinizi geçin Yeşilırmak kenarına.



SOLDA PUAÇA, SAĞDA YAĞLAMA, ORTADA ÇÖREK

Amasya’da gezilecek yerlerin başında Sabuncuoğlu Tıp ve Cerrahi Müzesi yer alıyor. Fatih Sultan Mehmet’in baş hekimlerinden Sabuncuoğlu Şerefeddin‘in isminin verildiği bir bimarhane olan binada zamanında akıl hastaları da tedavi ediliyormuş. Binanın girişindeki kapı ve motifleri Anadolu Selçuklu mimarisi özelliklerini gösteriyor ki yapı İlhanlı döneminden günümüze ulaşan tek esermiş şehirde, 1300’lü yılların başında yaptırılmış. Müzenin içi, eserlerin sergilenme düzeni ve ışıklandırması her ne kadar dandik olsa da özellikle eski zamanlara ait tıp araçları ve tedavi yöntemlerini görebilmek hoştu. Sünnetin, dağlamanın, doğumun yapılışına dair detaylar ve bunlarla ilgili aletler görülebiliyordu. Asıl ilginç kısım ise müzik ile tedaviyi nasıl yaptıklarını anlattıkları mekandı. İnsanların burçlarına, ten renklerine göre farklı makamlarda müzik çalınarak tedavi ediyorlarmış. Örneğin Yay burcuna en uygun müzik hicaz makamı imiş. Siyah tenlilere de daha hareketli parçalar çalınıyormuş.


SABUNCUOĞLU TIP VE CERRAHİ MÜZESİ

Müzeden çıkınca sahil boyunca şehir merkezine ters şekilde yürüdük. Karşımıza Mehmet Paşa ve Bayezid Paşa camileri çıktı. Bayezid Paşa Camii’nin tam karşısında Künç Köprü bulunuyor. 12. yüzyılda Selçuklu sultanı 2. Mesud’un kimi kaynaklara göre kızı kimilerine göre karısı olan Hundi Hatun tarafından yaptırılmış bu köprü. Kesme taş ve tuğla ile yapılmış olan köprünün en dikkat çeken özelliği de ayakları arasındaki kemerler. Köprünün ismi de Hundi Hatun’dan geliyormuş. Hundi olmuş Kundi, Kunç; hatta Kuş Köprüsü diyen de oluyormuş köprüye. Şimdiden söyleyim köprünün tam karşısındaki otobüsler Merzifon’a veya diğer ilçelere gidiyor.

MERZİFON OTOBÜSLERİ

Amasya’da yeni durağımız öğretmenevi. Geceliği 60 TL’ye öğretmenevinde kalmayı tercih ettim. Odam paylaşımlı odaydı, 2 kişi daha gelebilirdi ama şanslıyım ki kimse gelmedi. Öğretmenevi ucuz olmasına rağmen oldukça da iyi bir konumda bulunuyor. Yeşilırmak’ın kenarındaki güzel eski binalarla aynı bölgede hemen yanı başında da Amasya Saat Kulesi bulunuyor. Saat Kulesi ilk olarak 1865 yılında Amasya Valisi Ziya Paşa tarafından yaptırılmış ancak 1940’ta hemen yanı başındaki köprünün inşası sırasında hasar gördüğü için yıktırılmış, 2002 yılında yeniden inşa edilmiş.

ÖĞRETMENEVİ VE SAAT KULESİ

ÖĞRETMENEVİ PAYLAŞIMLI ODA

Eski evlerin bulunduğu bu bölge nehrin karşı tarafında bulunuyor. Birçok turistik eşya tezgahı ve dükkanı da var bu bölgede. Hemen yanı başındaki dağda ise Kral Kaya Mezarları bulunuyor. Yaklaşık 10 dakikalık bir tırmanış sonrası bilet alarak girilebiliyor bu mezarlara, müze kartı olanlara da ücretsiz. Pontus Krallığı zamanında başkent olarak kullanılan Amasya’ya gömülmüş krallar. Mezarlar üzeri kavisli kare şeklinde oyulmuşlar. Ancak mezarların biçimlerinden çok arkalarına oyulmuş boşluklara dikkat çekiyorlar. Bu boşlukların mezarı tavaf etmek ya da kayalardan sızan sulardan ve havadan mezar odasının korunmasını sağlamakmış.

KRAL KAYA MEZARLARI

KUŞBAKIŞI AMASYA

Hafif yorucu tırmanışımız sonucu tabii ki karnımız acıktı. Gurmelikte öğle durağımız Anadolu Mantı Evi. Amasya’ya gelip de mantıcıya mı geldik diye düşünürken şehirdeki en lezzetli yemekleri burada yediğimizi baştan söyleyeyim. Favorim ise Baklalı Dolma (18 TL)! Asma yaprağına bakla ve yarma birlikte sarılıyor. Top top dolmaların üzerine salçalı sos, yanına da yoğurt ile servis ediliyor. Baklanın o tıknaz ve ağzı dolduran yapısı minik topçukları resmen bomba haline getirmiş. İnsan yemeye doyamıyor; aynı zamanda da doyuyor. Birkaç farklı mekanda da denedim. İçinde bakla oranının yarmadan fazla olması daha lezzetli kılıyor bu dolmayı, en iyisi de bence Anadolu Mantı Evi'ndeydi. Bildiğimiz gibi ülkemizin milli yiyeceği keşkek, her yörenin kendilerine has olarak tanımladığı bir yemek. Ama gerçekten de her yörede farklı oluyor. Burada keşkek (17 TL), nohutlu, yarmalı ve bonfile etli. Ve o bildiğimiz dövülmüş keşkek kıvamında püre gibi değil de sulu yemek gibi. Açıkçası o dövülme olayı olmadığı için ne et ne nohut bütünleşmiş buğdayla. Bir de bu mantıcıda birçok mantı çeşidi bulunuyor. Ancak gelmişken tabi Amasya mantısını (21 TL) tatmak gerekti. Çerkes peyniri ile yapıyorlarmış bu mantıyı. Üçgen şekilde katlanmış içi peynirli hamurlar gayet güzel haşlanmıştı. Tadı da gayet güzeldi. Kaypak da diyorlarmış buna. Amasya'ya gelenlerin zaten çok bir seçeneği yok; ama yemeklerin en iyileri burada haberleri olsun.

BAKLALI DOLMA, KEŞKEK, KAYPAK

BAKLALI DOLMA

Yemeğimiz sonrası geçtik karşı tarafa. Doğruca Amasya Arkeoloji Müzesi’ne. Bu müzenin her şehirde klasik olarak gezdiğimiz müzelerden farkı mumya odasının bulunması. Her ne kadar aynı usül olmasa da artık mumya görmek için Mısır’a gitmenize gerek yok! Bu mumyalar Anadolu’da İlhanlılar’ın hüküm sürdüğü dönemde Amasya’da nazırlık yapmış kişi ve yakınlarına aitmiş. Bebek mumyasının bile bulunduğu oda gerçekten enteresandı. Mumyaların başta göz olmak üzere bazı vücut kısımları bozulmuştu.

AMASYA ARKEOLOJİ MÜZESİ MUMYA ODASI

Amasya sokaklarının en güzel yanı da elmacıların bulunması. Bildiğimiz gibi Amasya, elması ile meşhur. Her ne kadar bu elmalar eylül-ekim aylarında hasat edilse de tatmak için her yerde her mevsim bulabilirsiniz. Bir de hediyelik kutular yapıp elmaları tek tek dizmişler bu kutulara.

AMASYA ELMASI

Mutlaka görülmesi gereken yapılardan biri de II. Bayezid Camii. 1486 yılında Amasya valisi Şehzade Ahmet tarafından yapılan camiyi maalesef ki biz ziyaret edemedik. Halbuki birkaç güne restorasyon bitiyormuş ve açılışı yapılacakmış. Caminin medresesi şu an İl Halk Kütüphanesi olarak kullanılıyordu. Üniversite sınavına hazırlanan öğrencileri görünce ruhum sıkıldı resmen.

II. BAYEZİD CAMİİ

Amasya’nın gezilecek yerlerini araştırınca karşınıza mutlaka Şehzadeler Yolu çıkacak. Öyle enteresan bir şey sanmayın sakın. Nehir kıyısında büyük AMASYA yazısı olan fotoğraf çekilmelik bir yol diyebiliriz. Şehirde şehzadelik yapmışların büstleri ve Ferhat ile Şirin heykeli bulunuyor. Ferhat ile Şirin efsanesinin Amasya ilişkisini anlamak için Amasya İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü’nün yazdığını şuraya bırakayım:

“Ferhat, nakkaşlık yapan, Şirin’e sevdalı yiğit bir delikanlıdır. Saraylar süsler, fırçasından dökülen zarafetin Şirin’e olan duygularının ifadesi olduğu söylenir. Amasya Sultanı Mehmene Banu’ya, kız kardeşi Şirin için, dünürcü gönderir Ferhat. Sultan, Şirin’i vermek istemediği için olmayacak bir iş ister delikanlıdan. “Şehre suyu getir, Şirin'i vereyim” der. Ama su, Şahinkayası denen uzak mı uzak bir yerdedir. Ferhat'ın gönlündeki Şirin aşkı bu zorluğu dinler mi? Alır külüngü eline, vurur kayaların böğrüne böğrüne. Kayalar yarılır, yol verir suya. Zaman geçtikçe açılan kayalardan gelen suyun sesi işitilir sanki şehirde. Mehmene Banu, bakar ki kız kardeşi elden gidecek, sinsice planlar kurarak bir cadı buldurur, yollar Ferhat’a. Su kanallarını takip edip, külüngün sesini dinleyerek Ferhat’a ulaşır. Ferhat’ın dağları delen külüngünün sesi cadıyı korkutur korkutmasına da, acı acı güler sonra da. “Ne vurursan kayalara böyle hırsla, Şirin'in öldü. Bak sana helvasını getirdim” der. Ferhat bu sözlerle beyninden vurulmuşa döner. “Şirin yoksa dünyada yaşamak bana haramdır” der. Elindeki külüngü fırlatır havaya, külüng gelir başının üzerine bütün ağırlığıyla oturur. Ferhat'ın başı döner, dünyası yıkılmıştır zaten “Şirin!” seslenişleri yankılanır kayalarda. Ferhat'ın öldüğünü duyan Şirin, koşar kayalıklara bakar ki Ferhat cansız yatıyor. Atar kendini kayalıklardan aşağıya. Cansız vücudu uzanır Ferhat'ın yanına. Su gelmiştir, akar bütün coşkusuyla, ama iki seven genç yoktur artık bu dünyada. İkisini de gömerler yan yana. Her mevsim iki mezarda da birer gül bitermiş, sevenlerin anısına, ama iki mezar arasında bir de kara çalı çıkarmış. iki sevgiliyi, iki gülü ayırmak için.”

FERHAT & ŞİRİN HEYKELİ


ŞEHZADELER YOLU

Hava kararmadan biraz nehir kıyısında yürüyelim dedik. Bir şehrin ortasından nehir geçiyor, üzerinde köprüler var. Sizce ne olmadan olmaz? Tabii ki aşıkların aşklarını sonsuzluğa kilitledikleri kilitli köprü! Siz de bizim gibi yalnız gezenlerden değilseniz gelin aşkınızı Yörgüçpaşa Yaya Köprüsü’nde kilitleyin :)

YÖRGÜÇPAŞA KÖPRÜSÜ

Amasya’da akşam yemeğimiz için şehrin en turistik restoranına geçtik: Yöresel Amesia Sofrası. Nehir kenarındaki eski bir köşkteki bu restoranda Amasya’nın yöresel yemeklerinden Toyga Çorbası, Amasya Bamyası, Baklalı Dolması söyledik. Toyga Çorbası, yarma, süzme yoğurt ve taze nane il yapılan bir çorba. Tıpkı Yayla Çorbası’na benziyordu. Biraz hayal kırıklığına uğradım açıkçası. Tabi içine un da katmışlardı. Bol nişata bol gluten.. Amasya Bamyası da yazdan kurutulmuş minik bamyaların kuzu etiyle birleşmesiyle yapılmıştı. İçine sanki limonu fazla sıkmışlardı, yanık bir limon aroması rahatsız ediyordu. Konya’nın bamya çorbasını kat kat tercih ederim. Bakla Dolması ise öğlen Anadolu Mantı Evi’nde yediğimize göre kötüydü. Oradakinde top top sarmaların içinde baklalar tane tane belli oluyordu. Burada ise sanki baklalar ezilip içine biraz sürülmüş gibiydi. Doğrusu nasıl bilemem ama burası sanki malzemeden kısmış gibi geldi bana. Bu arada romantizm için gelenlere yan masamızda şahit olduğumuz bir organizasyonu önerebilirim. Güllerle donatılmış masaya gelen çift tam yemeklerini yerken, Yeşilırmak manazaralı pencereden bir anda ışıklı bir tekne belirdi. Üzerinde “Benimle Evlenir Misin?” yazıyordu. Siz de bu sakin şehirde mutlu bir ailenin ilk adımlarını atabilirsiniz.

AMASYA BAMYASI

BAKLA DOLMASI

Not: Amasya'da görmeden dönmemeniz gereken bir heykel var: Selfie Çeken Şehzade Heykeli! Günümüz toplumunu günümüzün bağımlılığı ile eleştiren bu heykel uzun süre çok konuşldu bilen bilir.

SELFIE ÇEKEN ŞEHZADE HEYKELİ