KAHRAMANMARAŞ

Gurme şehirler listenize Kahramanmaraş’ı da ekleyin! Doğası, tarihi, yemekleri ile yine dolu dolu geçirdiğimiz bir gezimiz daha sizlerle. Son gezilerimin değişmeyen yol arkadaşı Eylül ve onun “kuzu eti yemeyen” arkadaşı Fulden ile Gaziantep-Kilis-Kahramanmaraş-Osmaniye dörtlüsünü 3-9 Ocak tarihleri arasında gerçekleştirdik. Bu turumuzun 2 gününü de Maraş’a ayırdık. Daha fazla da ayırabilirdik tabii ki ama yine de çok güzel ve başka yerde bulamayacağınız bir rehber sizlerle!

Biz Maraş’a Gaziantep’ten geçtik. Otobüs terminalinden Ede Turizm ile 15 TL’ye gidebilirsiniz. Yaklaşık 1,5 saat sürüyor yolculuk. Kahramanmaraş Otogarı biraz şehir dışında kalıyor. O yüzden gideceğiniz yere göre şehir içi dolmuşa binebilirsiniz. Biz genelde olduğu gibi konaklamamızı öğretmenevinde gerçekleştirdik. Şehit Hanifi Çakallıoğlu Öğretmenevi, şu ana kadar kaldığım en iyi öğretmenevlerinden biriydi diyebilirim. Hem de oldukça merkezi olduğu için gezme işlerimizi kolayca planlayabildik.


ŞEHİT HANİFİ ÇAKALLIOĞLU ÖĞRETMENEVİ

Şehirde ilk durağımız Maraş Arkeoloji Müzesi. Özellikle Maraş Fili ile dikkat çekiyor bu müze. Dünyada 3-4 bin yıl önce yok olan Maraş Fili, boyu 6 metreye kilosu da 5 tona yaklaşan; Anadolu’da yaşadığı bilinen en büyük canlılardan biri olma özelliği taşıyormuş. Bu fil türüne Maraş Fili (Elephas maxima asurus) denmesinin sebebi ise bütün gövdeyi oluşturabilecek iskelet parçalarının burada bulunmuş olmasıyla ilgiliymiş. Müzede görülebilecek olan kocaman iskeleti ise Gâvur Gölü’nün kurutulup tarıma açılması çalışmaları sırasında bulunması oldukça enteresan. Hatta bu bölgede daha önce çıkan birçok iskelet parçasının çiftçiler tarafından odun sanılıp yakıldığı söyleniyor.


MARAŞ FİLİ

Arkeolojik gezimizin ikinci durağı ise bir antik kent. Alıştığımızın aksine şehirden uzak, özel araçla gidilebilen bir antik kent değil burası. Şehrin ortasında hatta bir zamanlar bir gecekondunun avlusu olan bir yer burası: Germenicia! Bağlarbaşı Mahallesi’ndeki bir evde yapılan kaçak kazı sonucu gündeme gelen bu mozaikler Roma Dönemi’ne ait Germenicia kentini, mitolojik unsurlar içeren hayvan tasvirleri ve av sahneleri ile bizlere gösteriyor. Milattan önce 4. ve 6. yüzyıla dayanan bu mozaikleri şehirde de birçok kişi gelip görmemiş. Taksicimiz de bizimle gezmeyi tercih etti. (Burayı ziyaret etmek ücretsiz ) Zaten depo gibi bir alandaki terastan bakıyorsunuz mozaiklere. Muhtemelen o bölgedeki birçok evin altında bunun benzeri birçok arkeolojik eser çıkacaktır.

GERMENICIA MOZAİKLERİ

Mozaiklerden şehir merkezine yürümek biraz zaman alacaktır. O yüzden bizim gibi bir taksi ile gidip dönmenizi öneririm. Sıradaki durağımız: Tarihi Kapalı Çarşı. Tarihi Kapalı Çarşı ve bu çarşıyla birleşen diğer çarşılar Kahramanmaraş’ın tarihi şehir merkezi konumunda. Türkiye’nin en büyük üçüncü kapalı çarşısı olma özelliği taşıyan bu alanda ceviz oymacılığından, bakır işlemeciliğine, sünnet kıyafetlerinden, yünlere kadar aradığınız aramadığınız birçok ürünü bulmak mümkün. Çarşının ana kısmı aslında fazlasıyla turistik ve genelde dandik yöresel ürünler satılıyor diyebilirim. O yüzden yan kollarına girip keşfetmeyi deneyin. Çünkü buralarda spesifik olarak ayrılmış çarşılar bulunmakta. Maraş denince dondurması kadar biberi de akıllara geliyor, çarşıda da birçok esnafın biber sattığını göreceksiniz. Maraş’tan dönmeden birazcık “Maraş Biberi” almadan dönmeyin derim ama doğrusu ben almadım. Antep’e gidecekken buradan almayı tercih etmem. İçli köftesinden dolmasına, eşkili çorbasından yanyanasına, hepsinin belki de lezzet sırrı bu biber diyebiliriz ama. Çarşıda bir de dikkati Maraş Tarhana Cipsi çekiyor. Maraş Tarhanası dövme, yoğurt ve kekiğin birleşiminden oluşan bir lezzet. Kazanlarda kaynatılan dövmeye ekşi yoğurt karıştırılıyor; kekik ve çörek otu gibi baharatlar da eklenince “çiğ” adlı özel bir sergiye serilip kurutuluyor. Bunu kuru kuru cips gibi de yiyorlar. Suda eritip çorba da yapıyorlar. Ya da Maraş Paça’nın üzerinde kuru kuru badem ve cevizle karıştırıp da tüketebiliyorlar.


TARİHİ KAPALI ÇARŞI

Kapalı Çarşı’nın çıkışında Ulu Cami karşılıyor bizleri. Dulkadiroğulları döneminde Süleyman Bey tarafından yaptırılan camii özellikle minaresi ile dikkat çekiyor. Antep ve Urfa’dakilere benzer bir şekilde çifte şemsiye çatılı minare taştan örülmüş. Caminin hemen alt tarafında ise piramit şekli ile dikkat çeken Taş Mescit bulunuyor. Yine Dulkadiroğlulları döneminde yapılan yapı öğrenci odaları ile çevrili bir avluya sahip. Piramit kısmı ise aslında Alaüddevle Bey’in Safeviler tarafından katledilen oğlu Şahruh Mehmed için yapılmış bir türbe. Burada Alaüddevle Bey’in kızı ve ve Kurtuluş Savaşı kahramanlarının sandukaları da bulunuyor.


ULU CAMİ
TAŞ MESCİT

Cami ve mescidin bulunduğu meydandan Maraş Kalesi’ni görebilirsiniz. Kökeni Hititler’e dayana kalesi yıllar boyunca eklemelerle gelişmiş, büyümüş. Arkeoloji Müzesi’nde görebileceğiniz Maraş Aslanı da buradaki kapıda bulunuyormuş. Ancak biz gittiğimizde kapalıydı ve açık olup olmadığını bir esnafa sorduğumuzda restorasyon işinin bir türlü bitmediğini öğrendik. Adam umutsuz ve kaleye ne yaptıklarından habersizdi. Kapalı olsa da kaleye doğru tırmanırsanız karşınıza “Koç Kebap Evi” çıkacak, buranın Kuşbaşı Kebabı yerel halk tarafından çok seviliyormuş ama şansımıza o da kapalıydı, yiyemedik.


MARAŞ KALESİ

Maraş’taki ilk yemek durağımız “Saray Kasabı Kasap Paşa”! Meşhur “Eli Böğründe” yemek için çokça mekan araştırdım. “Yanyanacı” diye bir mekan ön plana çıksa da şehir merkezine yürüyerek gidebileceğimiz en uygun mekan Saray Kasabı idi. Kasabında yemek yenilen şehirleri çok seviyorum. Hatay'dan sonra Kahramanmaraş'ta da bu usulü görmek çok hoşuma gitti. Maraş'ın eskiden saray olduğu söylenen bölgesi Sarayaltı'nda bulunuyor bu mekan. Eli Böğründe, yağlı kuzu eti, domates, biber ve sarımsağın bir tepside karışık değil de yan yana dizilmesi ile yapılan bir yemek. Hatta bu yüzden “Yanyana” da deniyor. Yanına da sıcacık tırnak pideler gelince yağına bandıra bandıra yiyorsunuz. Aslında düşününce dümdüz et gibi düşünüyor insan ama gerçekten lezzetli. Koyun etinin güzelliği tabi. Kasabın bir de sucuğunu deneyelim dedik. O da tepside yağları akmış bir biçimde önümüze geldi. Doğrusu oldukça güzeldi ancak yenibahar oranı biraz fazlaydı. O sebeple bir yerden sonra bayıyordu. Dana ve kuzu etinin karışık olduğu sucuklardan kasap bölümünden satın alabilirsiniz. Siz istemeseniz de sürahi ile getirilen açık ayranın güzel olduğunu söylemeyi unutmayayım.


YAN YANA YANYANA (ELİ BÖĞRÜNDE) YERKEN
SUCUK

Eli Böğründe sonrası tatlınızı Saray Kasabı’nın karşısında bulunan Sarayaltı Fırını’nda yiyebilirsiniz. Fırına yaklaştıkça tahtadan tezgahların üzerine dizilmiş yuvarlak ve ince çörekler dikkati çekiyor. Kökeni Osmanlı'ya dayanan bu çörekler, Maraş'ın sokaklarında gezerken karşınıza en çok çıkacak yiyecek diyebilirim. Tattığınızda dümdüz bir kurabiye gibi geliyor ama özelliği "yivli gürgen merdane" ile üzerine o ızgaralı şeklin verilmesi. Tuzlu, cevizli, üzümlü, şekerli gibi çok çeşidi var. Ama bence bu fırına gelmişken çörektense şekerli pide yiyin. Kebapçılarda da bulabileceğiniz bu pideyi Antep katmerinin pide hâli olarak tanımlayabiliriz. Şekerli pide aslında Antep'te de yapılan bir yiyecek, “şekerli börek” de diyorlar. Orada bayramlarda yapıldığını duydum ve gerçekten de şehirde bulamadım. Maraş'ta ise kolayca bulabiliyorsunuz. Tuzsuz Maraş peyniri ve şekerli karışım içine fıstık da eklenerek mayalı pide hamuruna yerleştiriliyor. Sonra da fırından çıkıyor, sıcak sıcak yiyorsunuz. Fiyatına göre pidenin de yeşilliği değişiyor. E fıstık pahalı sonuçta. Lezzeti uçurmasa da sizi mutlu etmeyi başarabiliyor. Oturma yeri yok diye de endişe etmeyin. Tam karşısında bir de çay ocağı var. Pidelerinizi alıp çay eşliğinde -hava soğuksa közlü bir mangal da koyuyorlar ısının diye- güzelce yiyin. Fırında ayrıca lahmacun da bulunuyor. 5 dakika beklerseniz onu da hemen sıcak sıcak servis ediyorlar.


MARAŞ ÇÖREKLERİ
ŞEKERLİ PİDE

Maraş demek dondurma demek! Dondurmamızı yemeden önce dondurma hakkında bilgilenmek üzere Dondurma Müzesi’ne gittik. Ücretsiz olan bu müzede dondurmanın malzemelerinden yapılış aşamalarına kadar detayları bulabilirsiniz. Çok detaya boğmadan canlandırma ve foroğraflar ile keyifli bir şekilde açıklayan bir müze. Size hemen bir özet de geçeyim:

Maraş Dondurması’nın özelliği Ahir Dağı’nın eteklerinde otlayan keçilerin sütü ile yine aynı dağda yetişen orkidelerin köklerinden elde edilen salebin mükemmel birleşimi diyebiliriz. Maraş yöresinde yetişen salep olan E. Veratrifolia türü diğer saleplerde rastlanmayan büyüklükte iri yumrulara sahipmiş. Topraktan çıkarılan yumrular su ile temizlendikten sonra su veya ayran içinde kaynatılırmış. Kaynatma ile sonucunda yumruların gelişmesi durdurulup salebin kendine has aroması oluşturulurmuş. Çeşitli kaynatma aşamalarından geçen yumrular iplere veya betona dizilerek kurutulurmuş ki Safranbolu’da bir dükkanda bu iplere dizilmiş salepleri görmüştük.

Dondurma Maraş’ta sokak dondurmacılığı şeklinde ortaya çıkmış.Talebin artmasıyla birlikte dükkan dondurmacılığı önem kazansa da 60’lı yılların başına kadar sokak dondurmacılığı varlığını sürdürmüş. İlk seyyar dondurmacılar, keçi sütü ile Halep’ten gelen kelle şekerle hazırladıkları dondurmayı omuzlarında ya a dondurma arabalarında satmışlar. Şehrin ilk seyyar satıcısı da Kel Ali (Ali Kıyak) imiş. Kel Ali, aynı zamanda Maraş’taki ilk dondurma dükkanını da açmış.



Şimdilerde şehrin en önemli dondurmacısı ise Yaşar Pastanesi! 1962 yılında kurulmuş olan Yaşar Dondurma, o zamanlarda Ahir Dağı’ndan gelen karları çabuk erimesin diye çeltik kabuğu kullanarak muhafaza edermiş. 65 yılında şehirde buz fabrikasının açılmasıyla da Maraş’ın bu dondurması için bir dönüm noktası olmuş. Otomatikleşen dondurma dükkanı 80’li yıllarda artık dünyaya da yayılmış olan MADO’nun da kurculuğunu üstlenmiş.Şehrin göbeğinde, Trabzon Bulvarı’nda bulunan Yaşar Pastanesi, kışın soğuğunda gitmiş olsak bile şaşırtıcı biçimde kalabalıktı. Tabi herkes dondurma yemeye gelmiyor, birçok pastane ürünü de var burada. Özellikle bolca fıstık ve tarçın ile servis edilen salep içmeye de geliyor insanlar. Maraş’a gezi planlamadan önce ilk araştırdığım şey kışın Maraş dondurması bulup bulamayacağımızdı. Bulabilmemiz hem sevindirici hem de biraz üzücüydü aslında. Çünkü öğrendik ki buradaki dondurmanın aslında herhangi bir MADO şubesinde bulabileceğimiz Maraş dondurmasından pek de bir farkı yokmuş. Tadı evet güzel ama öyle hayatımda yediğim en iyi dondurmaydı hissi yaratmıyor. Pastanede koca bir top fıstıkla süslenmiş bir şekilde geliyor önünüze. Az şekerli, süt tadı gelen bu sert dondurmayı “Her Dondurma Dondurma Değildir!” sloganı ile pazarlıyorlar.


MARAŞ DONDURMASI

Maraş’tan dondurma almak isteyenler kilosu 55 TL olan dondurmadan şehrin birçok yerindeki MADO ile ilişkili veya ilişkisiz birçok yerden satın alabilirler. Ancak en az 1 kilo satıyorlar. Gazlı ve buzlu hazırladıkları paket 3 gün dayanıyor ve 4 kilo ağırlığında. Seyahat sırasında açıp buzdolabına koyamıyorsunuz. Yaşar Pastanesi ve Dondurmacı adlı yerlerden alınan dondurmaların da aslında Mado dondurmasının aynısı olduğunu satıcı bile söylüyor. Doğrusu bu da aklıma katkı maddelerini getiriyor. Yine de farkı vardır diyenlere satıcı franchising olmayan İstanbul Mado Bostancı şubesini öneriyor.



Dondurmacıdan çıkıp bulvarda biraz ilerlediğinizde karşınıza enteresan bir bina çıkıyor. Burası Google'da “dünyanın en saçma binası” araması yaptığınızda karşınıza ilk çıkan bina.1994 yılında kullanıma açılan bina zamanında tüm itirazlara rağmen inşa edilmiş. Binanın en saçma özelliği yüzde 60'lık kısmının kullanılamıyor olması. Bina her ne kadar çok katlı olsa da bu katların büyük kısmı silindir sütunlarla yer kaplıyor. Şehrin siluetini de bozduğu düşünüldüğü için yıkılmak istenmiş, e o da masraflı olduğu için vazgeçilmiş. Şu an merkezde yer alan iki ilçe olan Dulkadiroğlu ve Onikişubat Kaymakamlığı, bilardocu ve büfe gibi mekanlar yer alıyor. Çevresindeki binalara bakınca aslında şehrin en çirkin binası olduğunu da söyleyemem. Renkli, farklı bir mimariye sahip. Hatta bence yine de "en saçma bina" ile turizm bile canlanabilir gibi geliyor.


DÜNYANIN EN SAÇMA BİNASI

Akşam yemeğimiz için durağımız şehrin yöresel lezzetlerinin hemen hemen hepsini bir arada bulabildiğimiz Kocabaş Konağı! Kuruşçu Ali Paşa tarafından 1900’lü yıllarda yaptırılan konak 2010 yılında restore edilip Maraş Kültür Evi olarak turizme kazandırılmış olan konak Kayabaşı Mahallesi’nde bulunuyor. Merkezden buraya ulaşmak için biraz tırmanmanız gerekecek ama bence sakın taksi kullanmayın. Çünkü bu bölgede eski Maraş’a ait çokça eski yapı ve konakla karşılaşacaksınız.

KAYABAŞI MAHALLESİ
KOCABAŞ KONAĞI

Gelelim yemeklere! Öncelikle Maraş’a özgü 2 çorba ile başladık yemeğe. İlki daha önce de bahsettiğim Maraş Tarhanası. Her ne kadar garsonumuz içinde şalgam var diyerek bize bu çorbayı vermek istemese de biz çokça beğendik. Yoğurtlu, nohutlu ve şalgamlı bu çorba biraz da yayla çorbasını andırıyordu. İkinci çorbamız olan Eşkili Çorba da ekşili Ezogelin çorbası gibiydi. Zaten malzemeleri de oldukça benzer. Kırmızı mercimek, yarma, nohut, nane, pulbiber ve sumak ekişisi bu çorbanın vazgeçilmezleri.

EŞKİLİ ÇORBA & MARAŞ TARHANASI

Ana yemeğimiz öncesi ortaya karışık gelen yörsel tabak istedik. Tabağımızda hepsinden biraz biraz olacak şekilde Mumbar, Semelek Köfte, Eşkili Eya Sulusu, İçli Köfte ve Kuru Dolma vardı. Eğer İstanbul’da İstiklal’de Sabırtaşı’nda yediyseniz bilirsiniz Maraş İçli Köftesi’nin güzelliğini. Özellikle içindeki bol ceviz bence lezzetinin kaynağı. Pişirirken de önce haşlayıp sonra kızartıyorlarmış. Semelek Köfte ise içli köftenin içsiz versiyonu olarak tanımlanabilir. Zaten kadınlar genelde evde içli köfte yaparken iç malzemesi bitince dış hamuru için kalan malzemeleri küçük küçük yuvarlayıp haşlıyormuş. Üzerine de yoğurt, oh mis! Muhtemelen Maraş’ta çocuk olsaydım annemin artanlarından çeşit çeşit şekillerde semelekler yapar eğlenirdim. Eşkili Eya Sulusu ise adından anlayacağınız üzere bir sulu yemek. Kaburga eti, nohut ve nohut büyüklüğünde yuvarlanmış mini köftelerden oluşan bu yemek gerçekten güzeldi. Yine ekşisi için sumak ekşisi kullanılmıştı. Birçok kişi için hem köfte hem et aynı yemekte biraz garip gelebilir ama gerçekten çok iyi olmuş. Mumbar ve kuru dolmaların ise çok da özel bir yanı yoktu diyebilirim.


YÖRESEL TABAK

Ana yemeğimiz ise Eşkili Kebap! Fark ettim de neredeyse yediklerimizin hepsi ekşiliymiş. Zırhta çekilmiş kuzu eti tuz ve pulbiber ile yoğuruluyor. Odun ateşinde pişirilen köfteler közlenmiş domates, patlıcan, soğan ve biber ile birleşiyor. Tabi bunun da olmazsa olmazı Maraş nar ekşisi. Öncesinde yediklerimizden ötürü tam tadını çıkaramamış olsak da gayet başarılı bir yemekti.


EŞKİLİ KEBAP

Tatlımız için tercihimiz “Çullama” oldu. Pekmezden yapılan pestil benzeri “Bastık”, un, yoğurt ve yumurta ile hazırlanmış karışıma bulanıp kızartılıyor. Şerbetlenip üzerine ceviz ile fıstık konularak servis ediliyor. Şuruplu lokma tadında, içindeki bastık zorla hissedilen enteresan bir tatlıydı. Canımın asla çekmeyeceği ama denediğime pişman olmadığım bir tatlı.


ÇULLAMA

Akşam yemeği için önerebileceğim bir diğer mekan ise şehrin en meşhur mekanlarından Hacı Milcan Et Lokantası. Biz buraya Maraş’taki ikinci günümüzde geldik. Birçok Maraşlı’nın önermesine rağmen gittiğimizde sadece bizim olmamız biraz enteresandı. Yemeğimize ikramlık gelen lahmacun, haydari, salata ve turp ile başladık. Ardından Maraş’ın meşhur yemeklerinden Yoğurt Kebabı ve Hacı Milcan’ın spesiyali olan Paşa Kebabı geldi. Yoğurt Kebabı, zırhlı kıymadan yapılan altı pideli üstü yoğurtlu bir kebap. Tadı doğrusu Manisa Kebabı’na çok benziyor. Paşa Kebabı da bunun yoğurtsuz ve pidesiz versiyonu gibi. İçerisinde çokça pişmiş domates ve biber bulunuyor. Tatlımız ise Şekerli Pide! Doğrusu önümüze geldiğinde “İşte buranın bombası!” diye düşünmüştüm üzerindeki bol bol yemyeşil fıstığı görünce. Ama tattığımızda sanki hafif bir muz aroması geliyordu. Görüntü olarak muhteşem olsa da tat olarak Sarayaltı Fırını’nın az fıstıklı pidesinin altında kaldı diyebilirim.

PAŞA KEBABI & YOĞURTLU KEBAP
ŞEKERLİ PİDE

Maraş’a gelip de Maraş Paça içmeden dönmeyin! Paça için de doğru adres Tarihi Cumhuriyet Lokantası. 1923 yılından beri “Çorba İç Şifa Bul” sloganı ile hizmet veren mekan sabahın erken saatlerinden itibaren tıklım tıklım. Unsuz yapılan paça çorbası tam bir kolajen deposu. Kaynatılan kemikli et, salça, sarımsak, pul biber ve sumak ekşisi ile birleşiyor. İçmeye doyamayacağınız bir lezzet ortaya çıkıyor. Mercimeğini de denedik oldukça lezzetliydi, muhtemelen ona da kemik suyu katmışlardı. Çorbaların yanında bir de bir bardak pembe bir sıvı getiriyorlar. Bu çorbanıza ekleyebileceğiniz sumak eşkisi. Bu lokanta ayrıca aslında Maraş’ta yıllar içinde yok olmuş bir geleneği de devam ettirmek amacıyla birkaç yıldır “Sabah sabah kuzu ciğeri” diye şişte ciğer servisine başlamış. Ciğer, Maraş’a özgü lavaş olarak tanımlayabileceğimiz “açık ekmek” üzerinde kırmızı biber ile servis ediliyor. Üzerine de bol kimyon ve toz biber! Gerçekten de yedğim en iyi ciğer kebaplardan biri diyebilirim. Urfa’da da kahvaltıda ciğer yemeye gitsek de buradaki kadar dolgun ve yumuşak değildi ciğerleri.


MARAŞ PAÇA & MERCİMEK
CİĞER ŞİŞ

Maraş, sadece merkezinden ibaret bir şehir değil. Aslında ilçeleri ile bütün şekilde gezilmesi gereken bir şehir. Özellikle doğa severler, kışın Başkonuş Yaylası’nı tercih ediyor. Buradaki ahşap evlerde konaklayıp karların içerisinde zıplayan bir ceylan görmeyi hayal ediyorlar. Ama benle Eylül, Bolu Yedigöller maceramız sonrası pek doğacı olmadığımızı fark ettik ve rotamızı Afşin-Elbistan’a çevirdik. Detaylar Afşin-Elbistan yazısında!


KAHRAMANMARAŞ OTOBÜS TERMİNALİ