KIRKLARELİ

Artık İstanbul’da hafta sonları yapacak bir şey bulamıyor musun? Günübirlik bir yerlere gitmek istiyorsan en kolay rotalardan biri de Kırklareli! Yemek, doğa ve biraz da tarih Kırklareli’nde.. Eğer 2 günün varsa İğneada Longozu’na uğrayıp daha doğacı bir kaçamak yapabilirsin. Ama Eylül ve benim odağımız yemek olduğu için hiç girmedik ormanlara. :)

KIRKLARELİ YOLLARI BULGAR OTOBÜSLERİYLE DOLU

Günübirlik Kırklareli gezimizin ilk durağı Ahmetbey. Kırklareli, İstanbul’a bayağı yakın ama bizim yol Sabancı Üniversitesi’nden başladığı için Ahmetbey’e 3 saat civarında bir yol kat ederek ulaşabildik. Bursa’ya gitmek daha kolaydı yani. Köfte ülkesiyiz, neredeyse her ilçemizin bir köftesi var. Ama Ahmetbey oldukça küçük bir kasaba ve sokakları resmen köfte kokuyor, böylesini görmemiştim. Ahmetbey Köftesi deyince herkesin aklına ilk olarak Bahar Köftecisi geliyor. Ancak biz yolculuğumuza sabahın köründe çıktığımız için köftecilerin daha ateşlerini hazırladığı saate denk geldik. E o kadar gelmişken köfte yemeden yola devam edecek halimiz yok. Biz de oyalanmak için bir peynirciden manda kaymağı aldık. Kasaba meydanına oturup Eylül ekmekle, ben Greçka patlağı ile kaymağı götürdük. Kaymak bayağı lezzetliydi ve İstanbul’dakilere göre oldukça ucuzdu.

AHMETBEY BELEDİYE MEYDANI

MANDA KAYMAĞI & GREÇKA PATLAĞI

Yaklaşık yarım saat bir bekleyişten sonra da bizi kabul edebilen tek köfteci Yörükoğlu oldu. Burası da asıl Ahmetbey Köftesi'nin mucidiymiş. Köfteler büyükbaş hayvanların etiyle yapılıyor. İçerisinde ne karbonat ne de katkı maddesi var. Zaten ağza attığı anda insan anlıyor, sadece et ve yağ tadı, hafif de baharat. Öyle Tekirdağ'daki gibi lastik ve fabrikasyon değil yani. Köftenin yanına kıyılmış soğan ve domates de geliyor. Kiloyla servis ediyorlar köfteyi, porsiyon olayı yok. Biz de kilo olarak ne kadar bilemeyince 4'er köfte yedik. Yanlış hatırlamıyorsam da 20 TL civarında bir ödeme yaptık.


AHMETBEY KÖFTE

Geze geze ilerlemeye devam. Sonraki durağımız, Kırklareli'nde günübirlik bir gezide mutlaka uğranması gereken yerlerden biri olan Cittaslow Vize. Citta, İtalyanca şehir; Slow, İngilizce yavaş anlamına geliyor. Yani “Yavaş Şehir”. 1999 yılında ortaya çıkan Cittaslow hareketi, yaşam kalitesini yükseltmek amacıyla kentlerin kendilerini değerlendirmelerini ve farklı bir kalkınma modeli ortaya koyuyor. Bu doğrultuda insanların birbirleriyle iletişim kurabilecekleri, sosyalleşebilecekleri, kendine yeten, sürdürülebilir, el sanatlarına, doğasına, gelenek ve göreneklerine sahip çıkan ama aynı zamanda alt yapı sorunları olmayan, yenilenebilir enerji kaynakları kullanan, teknolojinin kolaylıklarından yararlanan kentlerin korunması, oluşturulması ve yaşatılması hedefleri arasında. Daha önce gittiğim Halfeti, Mudurnu, Göynük ve Gerze gibi Vize de bu ağda yer alıyor. Bizans döneminde yönetim merkezi olarak önem kazanan Vize'de Süleyman Paşa Camii, Şerbetdar Hasan Bey Camii, Vize Kalesi ve Surları, Antik Tiyatro, Ferhat Bey Hamamı, Ferhat Bey Çeşmesi, Asmakayalar Mağara Manastırı gezilecek yerler arasında yer alıyor. Kazıların devamını bekleyen Antik Tiyatro, Türkiye Trakyası’nda (Greko-Romen) şu ana kadar bilinen tek Roma Dönemi tiyatrosu olma özelliğine sahipmiş. Efes kadar önemli olduğu düşünülüyor.

ANTİK TİYATRO

Şehre panoramik bakış için gidilmesi gereken Vize Kalesi'nin de ilk olarak M.Ö. 72-76 yıllarında yapıldığı düşünülüyor. Ama maalesef savaşlar dolayısıyla oldukça harap durumda. Diğer gittiğim Cittaslowlar'ın aksine Vize'nin bu unvanı pek hak etmediğini düşündüm. Şehrin mimari yapısında ve sokaklarında kültürel izler pek yoktu. Yalnızca şu an evlerin bahçe duvarları ve kapıları taştan aynı modelde yapılarak bir bütünlük kazandırılmaya çalışılıyordu. Sakinlik konusunda ise diyecek yok. Sokakta insan görmek bayağı zor. Diğer Cittaslowlar genelde turizme kazandırılmış bir vaziyette oluyor ancak burada satış stantları gibi girişimlerde bulunulsa da hepsi bomboştu. Belki kazıların da devam etmesiyle yavaş yavaş hak ettiği değeri kazanır.

VİZE KALESİ

VİZE'DE TEK TİP DUVAR VE KAPILAR

Kırklareli merkeze giderken yol üstünde olan bir 5 dakika uğranması gereken yer de Pınarhisar. Kasabanın içine girince ana caddede yer alan Koloğlu İlkokulu’na bir gözünüzü atın derim. Okulu şöyle tanıtıyorlar: “Koloğlu İlkokulu, Osmanlı’nın son dönemi ile Cumhuriyet yıllarında çok önemli görevlerde bulunmuş, “Arap Kaymakam, Türk Başbakan” lakaplı büyük devlet adamı Sadullah KOLOĞLU‘nun, Trakya’daki ilk görev yeri olan Kırklareli’nin Pınarhisar ilçesine armağanı olan ve I. Ulusal Mimarlık Akımı’nın Trakya’da ayakta kalmayı başarmış karakteristik yapılarından biridir. İşgal yıllarında bir süre Yunan askerleri tarafından karargah olarak kullanılmış yapı, bu talihsiz yıllar haricindeki bir asırlık ömrü boyunca bir eğitim yuvası olarak hizmet vermiştir.” Ana caddeden kasabanın biraz yukarı kesimlerine sapınca görülebilecek olan Pınarhisar Kalesi’nin de Vize’deki gibi çok ilgi çekici bir yanı bulunmuyor. Bu kale de Bizans Dönemi’nde inşa edilmiş. Şu an 3 tane harap olmuş kale burcunu görmek mümkün.

Pınarhisar’dan sonra artık durağımız Kırklareli merkez! Ve tabii ki önce yemek! Kırklareli’nden köfte yediğim en iyi mekan olan, 1974’den beri hizmet veren Birtat Köftecisi’ne! Kırklareli’ne girdiğimiz andan itibaren sokaklarda neredeyse hiçbir insan görmedik. Meğer herkes bu köftecideymiş! :) İçerisi tıklım tıklım olan mekana girince zorla bir masa bulduk. Hemen köftlerimizi söyledik. 8 köfteden oluşan bir porsiyon köfte 17 TL. İstanbul’da böylesine ucuzunu bulmak imkansız. Domates, soğan ve biberli sosla servis edilen köftelerin yanına bir de koyun yoğurdu istedik. Köfteler gerçekten mükemmeldi. Katkısız, %100 dana etinden yapılan köftelerde bolca hayvansal yağ vardı ve lezzeti de o veriyordu. Zaten tabakta bir süre sonra sanki bayram kavurması yemiş gibi yağlar donuyordu. Yoğurt da palavra değil gerçekten koyun aroması olan bir yoğurttu. Hem fiyatına hem de lezzetine bayıldığım için bir porsiyon daha söyleyecektim ki bir adam elinde bir tabak dolusu köfteyle dolaşıp tabaklara ilave yapıyordu. Sanırım kimse doyamıyor bu lezzete. Yapacağınız bir Kırklareli gezisinde sizi direkt longozlara götürebilirler. Ama siz ısrarcı olun gelin burada köfte yiyin. Trakya’da birinci Keşan’da Satır Et, ikinci Birtat’ta köfte.

Köftecinin hemen karşısında Kırklareli Arkeoloji Müzesi bulunuyor. 1894 yılında yapılan müze binası 1962 yılına kadar belediye binası olarak kullanılmış. Hatta 1930’da Atatürk’ün de bu binayı ziyaret ettiği söyleniyor. Müzenin en ilginç kısmı da giriş kısmında bulunan Kültür ve Tabiat Salonu. İlk girdiğimde çok dandik gelse de baktıkça hoşuma gitti. Çünkü bu salonda 76 türden 102 adet canlı tahnit edilmiş bir şekilde sergileniyor.

KIRKLARELİ MÜZESİ

Yemek sonrası kahvemizi içmek üzere Gusto Celepoğlu Restaurant’a geçtik. Aslına bakarsanız Kırklareli’nde öyle gidebilecek çok mekan yok. Burada da özel olarak Boşnak mutfağı yemekleri bulabilir, bölgeye özgü şaraplarla et yemekleri tüketebilirsiniz. Biz bu eski konağın bahçesinde kahve içmeyi tercih ettik.

Konağın bulunduğu sokak ve üzerindeki bölge turistik bölge olarak tanımlanabilir. Yayla Mahallesi olan bu bölgede zamanında Bulgar, Rum ve Yahudi halk yaşıyormuş. Kendine has mimariye sahip evlerin tarihi 19. yüzyıl sonu 20. yüzyıl başına dayanıyormuş. Genel olarak ahşap, kerpiç ve taş kullanılarak inşa edilmişler. Mahallede bulunan en turistik nokta ise Atatürk Evi. Bu bina Atatürk’ün Selanik’te bulunan evinin planına sadık kalınarak yapılmış. (Bunu yazarken fark ettiğime hala inanamıyorum.) Girişin ücretsiz olduğu müzede Atatürk ve ailesinin heykelleri ile kullandığı eşyalar sergileniyor.

YAYLA MAHALLESİ

Şehrin diğer önemli noktası da Hızırbey Külliyesi ve Hamamı. 1383’de Kösemihalzade Hızır Bey tarafından yapılan külliyede cami, hamam, arasta çarşısı bir arada. Maalesef gittiğimizde komplekse herhangi bir giriş yoktu. Külliyenin hemen karşısındaki durak ise oldukça ilginç. Şehre yerli turistten çok Bulgar turist geliyor. Bulgar otobüslerinin durduğu bu durakta da turistlere karadut suyu ve simit satmaya çalışıyorlar.

HIZIRBEY KÜLLİYESİ

BULGAR OTOBÜSLERİ

Kırklareli’ne gelmişken süt ürünü almadan dönmemeli. Şehirde hakim olan iki marka var: Süzülmüş Kardeşler ve Alkan. Biz önümüze ilk çıkan olunca Alkan Süt Ürünleri’ne girdik. Şu an artmıştır muhtemelen fiyatlar ama o zaman için oldukça ucuzdu: Keçi/ koyun peyniri - 32 TL, inek kaymağı - 33 TL, koyun yoğurdu 8 TL, manda yoğurdu - 13 TL civarında. Yoğurtlar ev yoğurdu olmadığı için mükemmel değiller ama kaymak ve keçi peynirinin tadı hala damağımda.

ALKAN SÜT ÜRÜNLERİ

Kırklareli’nden dönüşe geçenler mutlaka rotasını Babeski’den geçirmeli. Çünkü Babaeski’de tarihi köprü bulunuyor. IV. Murat döneminde 1633 yılında yapılan köprü Anadolu’dan Balkanlar’a giden ticari ve askeri yol üzerinde bulunuyormuş. Kesme taştan yapılan 6 kemerli köprü yapılırken kemer aralarına bazı delikler yapılmış ki nehir çok şiştiği zaman köprü zarar görmesin.

BABAESKİ KÖPRÜSÜ

Babaeski Köprüsü’nün hemen yanında bulunan Migros’ta bir anda oğlak eti reklamı yapıldığını gördüm. Tabii ki hemen koştum. Oğlak şehri olunca Migros da oğlak satıyormuş meğer. Kilosu 47,95 TL olan et, oğlak olduğu içi tabi yağsız. Hemen alırken marketteki bir kadın da tarif verdi. Tencereye oğlaklar defne yaprağı, tane karabiber ve soğan ile birlikte konulacak, üzerleri su ile kapatılacak. Su çekene kadar pişirilecek, susuz kalınca etler iyice kavrulacak. Okula gidince denedim ama su çekmeden pişti benimkiler. Her türlü güzeldi ama. :)

MİGROS'TA OĞLAK ETİ

Yol üstünde, oğlak çevirmeden önce son durağımız Lüleburgaz. Kırklareli gittiğim en sakin şehir diyebilirim. Özellikle de ilçeleri.. Lüleburgaz, hemen herkesin aklında adıyla yer etmiş bir ilçe. Ama hem kendime hem de başkalarına bunun nedenini sorduğumda bilemiyor, hatta Lüleburgaz ile ilgili bir şey bile bilmiyor. Eski adı Arcadiapolis olan Kırklareli'nin en büyük ilçesi Lüleburgaz'da mutlaka görülmesi gereken yer Sokullu Mehmet Paşa Külliyesi. 16. yüzyılda tamamlandığı düşünülen külliyede zamanında çarşı, hamam, mektep, cami bir aradaymış. Şimdi de külliyenin en dikkat çeken kısmı kubbeyle örtülmüş çarşı kısmı. Eskisi kadar canlı olmasa da yine birçok dükkan bulunuyor. Zaten Lüleburgaz'ın en canlı yeri bile cansız diyebilirim. Sokaklarda çok çok az insan var. En dikkatimi çeken durumlardan biri de bu kadar az insana rağmen birahanelerin çokluğu oldu. Kırklareli'ne gitmişken 1 saat dolaşıp belki de külliyedeki hamamın orada bulunan köfteci de yemek yenilebilir Lüleburgaz'da; ama bizim tercihimiz tam da zamanı iken Oğlak Çevirme!


SOKULLU MEHMET PAŞA KÜLLİYESİ

LÜLEBURGAZ ÇARŞI

Kırklareli'nde bahar demek oğlak demek. Kasaplarda, marketlerde, yol kenarlarında hep bir oğlak yazısı.. Bu günübirlik Kırklareli gezimizde bütün gün oğlak yeme heyecanıyla yaşadım diyebilirim ama biraz beklentimin altında çıktı doğrusu. Ne bekliyordum çevirmeden bilmiyorum ama heyecanımı karşılamadı diyebilirim. Sinop'un Boyabat ilçesinde daha önce yemiştim aslında onlar Sırık Kebabı diyor buna hayvan sırığa geçirildiği için. Lezzet olarak fark yoktu diyebilirim. Hem kuzu hem de oğlak eti söyledik. Açıkçası kuzuyu tercih ederim. Oğlak henüz genç hayvan olduğu için haliyle yağ oranı da oldukça az. Zaten kuru kuru çevrildiği için hayvanın yağı da olmayınca eti tamamlayan bir şey olmuyor. Etler gayet güzel pişmişti. Oğlağı önceden kalan parçalardan servis ettiler. İşin garip tarafı da gittiğimiz mekandı: Arzum Et Lokantası. Ben lüks bir restorana gittiğimizi sanarken bir anda kendimizi yol kenarında, bir camekanda kuzu çeviren, kahvehane modunda, bir yanda da bira köşesi olan bir etçide bulduk. Bizim dışımızda bir aile vardı sadece. Tıpkı Boyabat'taki gibi burada da etin yanında domates ve soğan ikram ettiler. Ama anlayamıyorum soğan öyle sade kesilince yakıyor, etin de tadını bastırıyor. Çevirme kilo usulü satılıyor. 500 gram 2 kişi için gayet doyurucu olur.



ARZUM ET LOKANTASI - OĞLAK & KUZU ÇEVİRME

Bol etli bir nca.gourmet gezisinin daha sonuna geldik. Bu sefer gluten tüketmeden bir gurmelik gezimi ilk kez tamamlamış oldum. Siz de yemek odaklı gezileri seviyorsanız bizim rotamızı yapabilirsiniz ama mutlaka oğlak zamanında, bahar aylarında. Belki ben de tekrar Longoz ve mağaralar için gelirim. Ama doğrusu o yolu bir daha çekesim yok. :) Gelecek gezimde görüşmek üzere..